Author Topic: HAC HADİSLERİ  (Read 450 times)

vaizler34

  • Administrator
  • Sr. Member
  • *****
  • Posts: 289
HAC HADİSLERİ
« on: November 06, 2016, 02:29:39 pm »
HACCIN FAZİLETLERİ

1138) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?” Şu cevabı verdi:
“Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır.” Hz. Aişe der ki: “Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.”
Buhârî, Hacc 4, Cezâu’s-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4, (5, 113). “Sonra şehirde kalmak” cümlesi Buhârî’de yok.)

1139) Sehl İbnu Sa’d RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.”
Tirmizî, Hacc 14, (828).

1140) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Haccla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günhı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler.”
Nesâî, Menâsik 6, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2886).

1141) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr’un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!”
Buharî, Umre 1; Müslim, Hacc 437, (1349); Tirmizî,Hacc 90, (933); Nesâî, Menâsik 3, (5,112), 5, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2887); Muvatta, Hacc 65, (2, 346).

1142) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Beyt’i (Kâbe-i Muazzama’yı) kim elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.”
Tirmizî, Hacc 41, (866).  Buradaki tavaftan maksad, şavtlar olmayıp, elli tam tavaftır.

1143) Ümmü Seleme (RA) anlatıyor: “Resûlullah (AS) buyurdular ki: “Kim, Hacc veya umre için Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine  vâzcib olur.” -Râvi, Resûlullah’ın hangisini dediği hususunda şekke düştü “
Ebu Dâvud, Menâsik 9, (1741), İbnu Mâce, Menâsik 49, (3001-3002).

1144) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Ensâr’dan Ümmü Sinân adındaki bir kadına: 
“Bizimle haccetmekten seni ne alıkoydu?” diye sordu. Kadın:
“Ebü fülânın (kocasını kasteder) sadece iki sulama devesi var. Biriyle o ve oğlu haca gitti. Öbürü (ile de ben kaldım) arâzimizi suluyor  (um)” dedi. Bunun üzerine Resûlullah AS:
“Öyleyse Ramazan’da (yapacağın) umre, (kaçırdığın) bir haccın veya benimle (yapmış olacağın) bir haccın kazasıdır. Ramazan gelince umre yap. Zîra Ramazan’daki bir umre hacca muâdil olur.”
Buhârî, Umre 4,  Cezâu’s-Sayd 26; Müslim, Hacc 222; Nisâî, Sıyâm 6, (4,130).

1145) Ebu Bekr İbnu Abdirrahmân anlatıyor: “Bir kadın Resûlullah AS’a gelerek:
“Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mâni) ârız oldu  ne yapayım?”
“Ramazan’da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir” buyurdu.”
Muvatta, Hacc 66, (1, 347); Ebu Dâvud, Hacc 79, Tirmizî, Hacc 95, (939); Nesâî, Sıyâm 6, (4,130); İbnu Mâce, Hacc (Menâsik) 45, (2991-2995).

1146) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Hiç bir kul, kurban günü, Allah indinde kan akıt¬maktan daha sevimli bir iş yapamaz. Zîra, kesilen hayvan, Kıyamet günü boynuzlarıyla, kıl1arıyla, sınnaklarıyla gele¬cektir. Hayvanın kanı yere düşmezden önce Allah indinde yüce bir mevkiye ulaşır. Öyle ise, onu gönül hoşluğu ile ifâ edin.”
Tirmizî, Edâhî 1, (1493); İbnu Mâce, Edâhî 3, (3126).  Rezîn şunu ilave etmiştir: “Kurban sahibine, hayvanın her bir tüyü için sevap vardır. “

1147) Ebu Bekri’s-Sıddîk RA anlatıyor: “Resûlullah AS’a: “Hangi hacc daha efdaldir?” diye sorulmuştu.
“Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!” diye cevap verdi.”
Tirmizî, Hacc 14, (827), Tefsir, Âl-i İmrân (3001).

1148) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Küçüğün, büyüğün, zyıfın, kadının cihadı hacc ve umredir.”
Nesâî, Hacc 4, (5,114); İbnu Mâce, Menâsik 8, (2902).

HACCIN VÜCÛBU

1149) Ebu Hüreyre hazretleri RA anlatıyor: “Bir  gün Resûlullah AS bize şöyle hitab etti:

                “Ey insanlar, size hacc farz kılınmıştır. Şu halde haccı edâ edin!”

  Cemaatte bulunan bir adam:

                “Her sene mi, Ey Allah’ın Resûlü?” diye sordu. Resûlullah (AS) cevap vermedi. Adam sorusunu üç kere tekrar etti. Bunun üzerine:

                “Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın. (Madem ki sükût ettim, niye sormada ısrar ediyorsunuz?) Şayet (soru­nuza) “Evet!” deseydim, her yıl haccetmek vacib oluverirdi ve buna güç yetiremezdiniz. Şunu bilin ki, sizden önceki­leri helak eden şey, çok sual sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilaflarıdır. Size bir iş emrettiğim zaman, bunu gücünüz yettiğince Îfa edin, bir yasaklamada bulunduğum vakit de ondan kaçının (bu emir ve yasakla ilgili olarak aklı­nıza gelen her şeyi sormaya kalkmayın!)”

Buhârî,İtisam 4; Müslim, Hacc 412, (1337), Fedâil 130, (1337); Nesâî, Hacc 1, (5,110-111).



1150) Hz. Ali RA anlatıyor: “Resûlullah AS efendimiz şöyle buyurdular: 

                “Kim kendisini Beytullahi’1-haram’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zîra, Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: “Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kâbe’yi haccetmesi gerekir” (Âl-i İmrân 97).

Tirmizî, Hacc 3, (812).



1151) İbrzu Abbas RA hazretleri anlatıyor: “Akra’ İbnu’1-Hâbis RA, Resûlullah AS’a: 

                “Hacc her sene midir, ömürde bir kere midir?” diye sordu. Resûlullah AS:

                “Bir keredir, fazla yapan nafile olarak yapmış olur!” diye cevap verdi.”

Ebu Dâvud, Hacc 1, (1721); Nesâî, Hacc 1, (5,111); İbnu Mâce, Menâsik 2, (2886).



1152) Yine İbnu Abbas RA Resûlullah AS’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “İslâm’da hacc yapmamak (saruret) yoktur.”

Ebu Dâvud, Hacc 3, (1729).



1153) Yine İbnu Abbas RA, Resûlullah AS’ın şu sözünü rivayet etmiştir: “Hacc yapmak isteyen acele davransın.”

Ebu Dâvud, Menâsik 6, (1732).



1154) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS’dan: “Umre vacib midir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:

                “Hayır! Ancak, umre yapmanız faziletli bir ameldir. “

Tirmizî, Hacc 88. (931).



1155) İbnu Abbas RA’ın: “Umre vacibtir” dediği rivayet olunmuştur.

Tirmizî, Hacc 88, (931).



1156) Yukarıdaki rivayetin bir benzeri İbnu Mes’ud’dan vapılmıştır. İbnu Mes’ud RA hazretleri Şöyle kıraat ederdi: ve derdi ki: “Eğer günah olmasaydı -Resûlullah AS’dan bu mevzuda hiç bir şey işitmemiş olmama rağmen- umre vaciptir derdim.” Rezîn ilavesi.
', 'xx'), (286, 251, 5, 1194185854, 4, 286, 'MİKATLAR', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
MÎKATLAR

1157) İbnu Ömer RA dedi ki: “Hacc ayları Şevvâl, Zülkade ve Zilhicce’den de on gündür.”

Buharî, Hacc 33 (Tercüme yani bâb başlığı olarak senetsiz kaydetmiştir.)



1158) Hişâm İbnu Urve (merhum) anlatıyor: “Abdullah İbnu Zübeyr RA Mekke’de dokuz yıl ikâmet etti. Bu esnada Zilhicce’nin hilâli ile yüksek sesle telbiyeye başladı. (Kardeşi) Urve de onunla aynı şeyi yapardı”

Muvatta, Hacc 50, (1, 339).



1159) Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Hz. Ömer RA Mekkelilere şöyle hitab etti: “Ey Mekkeliler! Ne oluyor da uzak diyardan gelenler saçları dağınık vaziyette iken sizler yağlanıyorsunuz? (Zilhicce) hilâlini görünce siz de telbiyede  bulunun.”

Muvatta, Hacc 49, (1, 339).



1160) Atâ’ya: “Mücâvir (Mekke’de ikâmet eden) hacc için ne zaman telbiyede bulunur?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: “İbnu Ömer RA mütemetti olarak gelince, terviye günü, öğleyi kılıp, devesine bindi mi hacc için telbiyede bulunurdu.”

Buharî, Hacc 82, (Tercüme yani bab başlığı olarak kaydedilmiştir. Senetsizdir.)



1161) İbnu Abbâs RA şunu söylemiştir: “Hacc için, sadece hacc aylarında ihrama girmek sünnettendir.”

Buharî, Hacc 33 (tercüme yani bab başlığı olarak kaydetmiştir).



1162) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Medineliler Zülhuleyfe’de, Şamlılar Cuhfe’de, Necidliler Karn’da ihrama girer, telbiyeye başlar.”

Buharî, Hacc 8, 5, 10, İlm 52, İ’tisam 16; Müslim, Hacc 1347, (1182); Muvatta, Hacc 22, (1,330); Tirmizî, Hacc 17, (831); Ebü Dâvud, Menâsik 9, (1737); Nesâî, Hacc 17,18, 21, (5,122-125).



1163) Bir rivayette İbnu Ömer der ki: “Bizzat işitmemekle beraber, bana söylendiğine göre, Resûlullah AS buyur­muştur ki: “Yemenliler de Yelemlem’de ihrâma girerler. “

Buharî, Hacc 8, İlm 52, İ’tisâm 16; Müslim, Hacc 13-18 (1182).



1164) Buharî’de gelen bir diğer rivayette belirtildiği üzere, bir zât (Abdullah İbnu Ömer’e) gelerek: “Umre için nerede ihrama girmem câiz olur?” diye sorunca: “Resûlullah AS mîkat yerleri olarak Necidliler için Karn’ı, Medineliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi belirledi” demiş, başka bir mîkat yeri zikretmemiştir.”

Buharî, Hacc 3.



1165) İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Resûlullah AS, Medineliler için Zülhuleyfe’yi,  Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnu’l-Menâzil’i Yemenliler için Yelemlem’i mîkat yerleri olarak ta’yin etmiştir. Bu yerler, ora ahali­leri ve oraya başka yerlerden hacc ve umre yapmak maksadıyla gelenler için mîkat yerleridir. Bu söylenen mîkat yerle­rinin berisinde (yani mîkatlarla Mekke arasında) bulunanlar için mîkat, bulunduğu yerdir. Daha yakın yerde olanlar da böyledir. Nitekim Mekkeliler de Mekke’de ihrama girerler.”

Buharı, Hacc 7, 9, 11, 12, Cezâu’s-Sayd 18; Müslim, Hacc 11, (2181); Ebü Dâvud, Menâsik 9, (1737); Nesaî, Hac 20, 23, (5,123-125).



1166) Bir rivâyette şöyle denmiştir: “Kim (mîkatlerin) berisinde ise, (niyeti) başlattığı yerde ihram giyer, öyle ki, Mek­keliler Mekke’de (ihrama girerler).

Buharî, Hacc 7; Ebu Dâvud, Menâsik 9, (1737).



1167) Ebu z-Zübeyr anlatıyor: “Hz. Câbir RA’e ihrama girme yerinden sorulmuştu. Şu cevabı verdi: “Ben Resûlullah AS’ın bu hususta şöyle söylediğini işittim. “Medineliler’in ihrama girme yeri Zülhuleyfe’dir. Diğer yol Cuhfe’dir. IrakIılar ‘ın ihrama girme yeri Zât-ı Irk’dır. Necidliler’in ihrama girme yeri Karnı’lMenâzil’dir. Yemenliler’in ihrama girme yerleri Yelemlem’dir.”

Müslim, Hacc 18, (1183).



1168) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Şu iki memleket (Basra ve Küfe) fethedildiği zaman Hz. Ömer RA’e halk gelip :

                “Ey mü’minlerin emîri! Resûlullah (AS) Necidliler için Karn’ı (mîkat olarak) tesbit etti. Orası bizim yolu­muza sapa düşer. (Buradan) Karn’e gitmeye kalksak, bize zor olur!” dediler. Hz. Ömer RA onlara:

                “Öyleyse onun kendi yolunuzdaki hizasına bakın” dedi ve onlar için Zât-ı Irk’ı tesbit etti.”

Buhârî, Hacc 13.



1169) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS Iraklılar için Zât-ı Irk’ı mîkat kıldı.”

Ebu Dâvud, Menâsik 9, (1739); Nesâî, Hacc 22, (5,125).



1170) İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Resûlullah AS Meşrikliler için Akîk’i mîkat kıldı.”

Ebu Dâvud, Menâsik 9, (1740); Tirmizî, Hacc 17, (832).



1171) İmam Mâlik: “Bana ulaştığına göre, Resûlullah AS Ci’râne’de umre için ihrâma girdi” demiştir.

Muvatta, Hacc 27, (1, 331); Ebu Dâvud, Hacc 81, (1996); Tirmizî, Hacc 96, (935); Nesâî, Hacc 104, (5, 199)



1172) Yine İmam Mâlikin, nazarında güvenilir (sika) bir kimseden rivayet ettiğine göre, İbnu Ömer RA İliyâ’da hacc ihrâmı giymiştir.”

Muvatta, Hacc 26, (1, 331).



1173) Hz. Osman RA’ın: “Bir kimsenin Horasan veya Kirmân’da ihrama girmesini mekruh addettiği” rivayet edil­miştir.

Buharî, Hacc 33, (Bab başlığında, senetsiz olarak kaydedilmiştir).


İHRAM VE HARAMLARI

1174) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS muhrimin giyeceği şeylerden sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Muhrim ne kamis (gömlek), ne sarık, ne bürnus. ne şalvar ne de vers veya zaferân bulaşmış bir giysi taşımaz. Aya­ğında da mest (ve benzeri ayakkabı) yoktur. Ancak nalın bulamazsa, mestlerin topuktan aşağı kısmını kesmelidir. “ 

  Buharî’de şu ziyade var: “İhramlı kadın yüzünü örtmez, eldiven de giymez.”

Buharı,Hacc 21, Cezâu’s-Sayd 13,15, İlm 53, Sâlât 9; Müslim, Hacc 1, (1177); Muvatta, Hacc 8, (1, 324-328); Tirmizî, Hacc 18, (833); Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1824, 1825,1826); Nesâî, Hacc 28, (5,129).



1175) Yine İbnu Ömer RA’den rivayete göre demiştir ki: “Resûlullah AS kadınları ihrâma girdikleri vakit eldiven kullanmaktan, yüzlerini örtmekten ve vers ve za’ferân değmiş elbise giymekten yasakladı ve: “Buınlardan gayrı, ho­şuna giden elbise çeşitlerinden safranla boyanmış veya ipekli veya zinet veya şa1var veya kamis veya mest giysin” dedi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1827).



1176) Hz. Aişe (RA)’den gelen bir rivayette: “Resülullah AS ihramlı iken mest giymede kadınlara ruhsat tanıdı” denmiştir.

Ebu Dâvud, Menâsik 33, (1831).



1177) İbnu Abbâs RA hazretleri anlatıyor: “Resülullah AS hazretleri buyurdular ki: “Kim izar bulamazsa şalvar giysin, kim de nalın bulamazsa mest giysin.”

Buharî, Libâs 14, 37, Hacc 132, Cezâu’s-Sayd 15, 16; Müslim, Hacc 4,(1178); Tirmizî, Hacc 19, (834); Ebu Dâvud, Hacc 32, (1829); Nesâî, Hacc 32, (5,132).



1178) Nâfı’nin anlattığına göre, Eslem Mevlâ Ömer’in, İbnu Ömer RA’e şöyle söylediğini işitmiştir: “Ömer RA, Hz. Talha RA’nın üzerinde, ihramlı iken boyalı bir giysi görmüştü.            “(Ey Talha) bu boyalı giysi de ne?” diye sordu. (Talha cevaben):          “Ey mü’minlerin emîri, bu kızıl toprakla boyanmıştır!” dedi. Ömer RA:

                “Ey azizler, sizler halkın imamlarısınız, halk sizlere uymaktadır. Eğer câhil biri bu elbiseyi görse: “Talha İbnu Ubeydillah, ihramda boyalı elbise giymiş” diyecek. Ey azizler, bu boyalı elbiselerden hiçbirini giymeyin!” dedi”

Muvatta, Hac 10, (1, 326).



1179) Urve anlatıyor: “Esma Bintu Ebî Bekr RA, ihramlı olduğnu halde, sarı renkli giysiler giyerdi. Ancak bunlarda za’ferân olmazdı.”

Muvatta, Hacc 11, (1, 326).



1180- Ya’lâ: İbnu Umeyye RA anlatıyor: “Resûlullah AS Ciirrâne’de iken, umre için ihrama girmiş bir adam geldi. Adamın sakal ve saçları sarıya boyanmış, sırtında da za’ferân lekeleri bulunan bir cübbe vardı.

                “Ey Allah’ın Resûlü, dedi, şu gördüğün vaziyette, umre için ihrâma girdim!”

  Resûlullah AS:

                “Şu cübbeyi çıkar, sarı boyayı da yıka!” diye emretti.”

Buharî, Umre 10, Cezâu’s-Sayd 16, 17, Megâzî 56, Fedailu’l,Kur’ân 2; Müslim, Hacc 6, (1180); Muvatta, Hacc 18, (1, 328-329); Tirmizî,Hacc 20, (835, 836); Ebu Dâvud, Menâsik 31, (1819-1822);Nesâî, Hacc 43, (5,142-143).



  Bu metin, Sahiheyn’deki metindir. Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: “Umrede iken, hacda yaptığını yap. “

1180) İbnu Ömer RA’in: “İhramlının mıntıka takmasını mekruh addettiği” rivayet edilmiştir.

Muvatta, Hacc 12, (1, 326).



1181) Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Bana, el-Ferâfısa İbnu Umeyr el-Hanefi haber verdi ki, O, Hz.Osman RA’ı, ihramlı iken yüzünü örter görmüş.”

Muvatta, Hacc 13, (1, 327).



1182) Nafi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA demiştir ki: “Başın çeneden yukarısını ihramlı kimse örtemez.”

Muvatta, Hacc 13, (1, 327).



1183) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Biz (kadınlar) ihramlı olarak Resûlullah AS’la beraber iken, binekliler bize uğrardı. Onlar tam hizamıza gelince, herbirimiz cilbabını başından yüzünün üzerine sarkıtıverirdi. Bizi geçtiler mi tekrar kaldı­rırdık.”

Ebü Dâvud, Menâsik 34, (1833).



1184) Fâtıma Bintu’l-Münzir anlatıyor: “Biz, bir kısım kadınlar ihramlı iken, yanımızda Esmâ Bintu Ebî Bekr RA olduğu halde, yüzlerimizi sıkıca örtüyorduk”

Muvatta, Hacc 16, (1, 328).



1185) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS’a, ihrama gir(ece)ği zaman (ihramı için), keza ihramdan çıktığı zaman da Kâbe’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan sürünme maddesini şu iki elimle sürdüm.”

Buharî, Hacc 18, 143, Libâs 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33, (1189); Muvatta, Hacc 17, (1, 328); Tirmizî, Hacc 77, (917); Ebu Dâvud, Menâsik 11, (1745,1746); Nesâî, Hacc, 41, (5,136-141).



1186) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah (AS)’a, ihrama gir(ece)ği zaman (ihram için), keza ihramdan çıktığı zaman da Kâbe’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan sürünme maddesini şu iki elimle sürdüm.”

Buharî, Hacc 18. 143, Libâs 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33, (1189); Muvvata, Hacc 17, (1, 328); Tirmizî, Hacc 77, (917);Ebu Dâvud, Menâsik 11, (1745, 1746); Nesâî, Hacc, 41,(15, 136-141)



Bir rivayette şu ibare de var: “..Veda haccında zerire denilen koku ile. . .”

Bir başka rivayette : “. . ihrama girmezden önce, sonra ihrama girerdi. “

Bir diğer rivayette: “..bulabildiğim kokunun en iyisi ile başında ve sakalında koku maddesinin parıltısını görünceye kadar (sürerdim). “

Bir diğer rivayette: “...Resûlullah AS ihramlı iken (sürülen) koku maddesinin saç ayırımlarındaki parlaklığına (şu anda) bakıyor gibiyim. “

Bir rivayette şu ziyade var: “İbnu Ömer RA zeytinyağıyla yağlanırdı. Bunu İbrahim (Nehâî)’ye zikretmiştim, bana:

“Pekâlâ, şu rivayeti ne yapacaksın: “Esved, Hz. Aişe (RA)’ den onun şöyle söylediğini rivayet etti: “...(Sürülen koku maddesinin saç ayrımlarındaki parlaklığına bakıyor gibiyim.”

Bir rivayette de şu ziyade var: “..Bu, ihram(a girmezden önce süründüğü) koku idi. “



1187) Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “Önce koku sürünüp sonra ihrama giren kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: “Ben (tîb sürünerek) ihrama girip koku neşretmeyi sevmem. Katrana bulanmam bunu yapmaktan daha iyidir.” Hz. Aişe (RA)’ye, İbnu Ömer’in, bu sözü haber verilince: “Ben, Resûlullah AS’a ihrama (gireceği) sırada tîb sür­düm. Bu halde hanımlarına uğradı. Sonra da ihrama girdi, koku neşrediyordu” dedi.

Buharî, Gusl 14; Müslim, Hacc 47, (1192); Nesâî, Hacc 42, (5, 139), Gusl 13, (1, 203).



1188) Nesâî’nin kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah AS, ihrama girmeyi arzu ettiği zaman bulabil­diği en güzel yağla yağlanırdı. Öyle ki, yağın parlaklığını başında ve sakalında görürdüm.” (Râvi Hz. Aişe’dir).

Nesâî, Hacc 42, (5,139-140).



1189) Yine Nesâî’nin bir başka rivayetinde, Hz. Aişe (RA) şöyle buyurmuştur: “Ben Resûlullah AS’a ihrama gire­ceği zaman ihramı için, şeytan taşlamasını yaptıktan sonra ve Beytullah’a yapacağı tavaf (-ı ziyaret)ten önce ihramdan çıkınca da hıll’i (ihramsız hâli) için tîbini sürdüm.”

Nesâî, Hacc 41, (5, 137).



1190) Bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah’ın tîb’i (sürdüğü koku) sizin şu tîbinize benzemez.” Yani (sizin kul­landığınız tîb), uzun müddet koku neşretmeye devam etmez, demektir.

Nesâî, Hacc 41, (5, 137).



1191) Hz.Aişe (RA) anlatıyor: “Biz Resûlullah AS ile (hacc ve umre için ihrama girip) Mekke’ye giderdik. İhram sırasında alınlarımıza sükk denen bir tîb sürerdik. Birimiz terleyecek olsa, yüzüne akardı. Resûlullah AS bunu gör­düğü halde (bize) onu(n sürülmesini) yasaklamazdı.”

Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1830).



1192) Sâlt İbnu Zübeyd (rahimehullah), ailesinin bazı fertlerinden naklen şunu rivayet etmiştir: “Hz. Ömer RA Şecere nâm mevkide iken, bir tîb kokusu hissetti.

                “Bu koku kimden geliyor?” diye sordu: Kesîr İbnu’s-Salt:

                “Bendendir, (saçımın dağılmaması için) süründüm ve tıraş olmamaya karar verdim” dedi. Hz. Ömer RA:

                “Su birikintilerinden birine git, başını koku gidinceye kadar ovuştur!” diye emretti. Kesir İbnu’s-Salt öyle yaptı.”

Muvatta, Hacc 20, (1, 329).



1193) Muvatta’nın bir diğer rivayeti, Eslem Mevlâ Ömer’den: “Ömer RA, bir tîb kokusu hissetmişti.

                “Bu koku kimden?” diye sordu. Muâviye İbnu Ebî Süfyan RA:

                “Ey mü’minlerin emîri! Bendendir!”diye cevap verdi. (Hz. Ömer kızgın bir eda ile):

                “Allah Allah! Senden mi?” diye çıkıştı. Hz. Muâviye:

                “Bana Ümmü Habibe sürdü, ey mü’minlerin emîri!” (diye özür) beyan etti. Hz. Ömer:

                “Allah aşkına geri dön ve şu sürdüğün şeyi yıka!” diye emretti.”

Muvatta, Hacc 19.



1194) İbnu Ömer RA’den anlatıldığına göre: “İhramlı iken Cuhfe’de ölmüş olan oğlu Vâkid’i kefenlemiş, bu arada başını ve yüzünü örttükten sonra şöyle demiştir: “Eğer ihramlı olmasaydık, cenâzeye tîb de sürerdik.”

Muvatta, Hacc 14, (1, 327).



1195) Nâfî anlatıyor: “İbnu Ömer RA ihram giyerek Mekke’ye müteveccihen yola çıktığı zaman, güzel kokusu olmayan bir yağ ile yağlanırdı. Sonra Zülhuleyfe mecsidine gelir, orada (ihram için iki rek’at) namaz kılar, sonra hay­vanına binerdi. Devesi (ayağa kalkıp) onu doğrultunca telbiyeye başlar ve şöyle derdi: “Ben Resûlullah’ın böyle yaptı­ğını gördüm.”

Buharî, Hacc 28; Muvatta, Hacc 32, (1, 333).



1196) Tirmizî’nin bir rivayetinde şöyle denir: “(İbnu Ömer) reyhanlanmamış bir yağla yağlanırdı.” Yani kokulandırıl­mamış.

Tirmizî, Hacc 114, (962); İbnu Mâce, Menâsik 88, (3083).



1197) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “İhramlı reyhan koklayabilir, aynaya bakabilir. Yediği zeytinyağı ve tereyağı ile tedâvi olabilir.”

Buharî, Hacc 18, (Bab başlığında, senetsiz olarak kaydetmiştir).



1198) Abdullah İbnu Huneyn anlatıyor: “İbnu Abbas ile Misver İbnu Mahreme RA Ebvâ’da ihtilâf ettiler. İbnu Abbas: “Muhrim başını yıkar” dedi. Misver ise: “Hayır, yıkayamaz!” dedi. İbnu Abbâs, beni Ebu Eyyüb el-Ensârî RA’ye gönderdi. Ben onu iki direk arasına gerilmiş bir perde gerisinde yıkanıyor buldum. Kendisine selam verdim.

                “Kim o?” dedi.

                “Abdullah İbnu Huneyn’im. Beni, size İbnu Abbas gönderdi. Sizden, ihramlı iken Resûlullah AS’ın başını nasıl yıkadığını soruyor” dedim. Bunun üzerine Ebü Eyyüb RA elini perde (ipinin) üzerine koyup aşağı doğru bastı ve başı göründü. Üzerine su döken birisine: “Dök!” dedi. O da döktü. Ebu Eyyub RA başını elleriyle ileri geri ovalayıp:

                “Resûlullah (AS)’ı böyle yapar gördüm” dedi.”

Buharî, Cezâis-Sayd 14; Müslim, Hacc 91, (1205); Muvatta, Hacc 4, (1, 323); Ebu Dâvud, Menâeik 38, (1840); Nesâî, Hacc 27, (5,128-129); İbnu Mâce, Menâaik 22, (2934).

Muvatta dışındaki rivayetlerde şu ziyade mevcuttur: “Misver, İbnu Abbâs’a şunu söyledi: “Seninle bir daha münakaşa etmiyeceğim (ne dersen kabülüm).”



1199) Hârice İbnu Zeyd, babası Zeyd RA’den naklediyor: “Resûlullah AS ihrama girmek çin soyundu ve yıkandı.”

Tirmizî, Hacc 16, (830).



1200) Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer RA ihrama girmezden önce ihram için, Mekke’ye girmek için, Arafat’ta vakfe için yıkanırdı.”

Muvatta, Hacc 3, (1, 322); Buharî, Hacc 38.



Bir rivayette şu ziyade vardır: “İhrama girdi mi, başını sadece ihtilâm olduğu zaman yıkardı.”



1201) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS yıkandığı su ile saçlarını (dağılmayacak şekilde) tarayıp nizama soktu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 12,(1747, 1748) Nesâî, Hacc 40, (5, 136); Buhârî, Hacc 19; Müslim 21, (1184); İbnu Mâce, Menâsik 72, (3047).



1202) İbnu Abbâs RA demiştir ki: “İhramlı kimse hamama girer.”

Buharî, Cezâu’s-Sayd 14 (Tercüme bab başlığı olarak, senedsiz şekilde) kaydedilmiştir.].



1203) Yine İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Resûlullah AS ihramlı iken hacamat oldu (kan aldırdı).”

Buharî, Cezâu’s-Sayd 11, Tıbb 12,15; Müslim, Hacc 88., (1203); Ebu Davud, Menâsik 36, (1835-1836); Tirmizî, Hacc 22, (839); Nesâî, Hacc 92, (5, 193); İbnu Mâce, Menâsik 87, (3081).) Bu metin Sahiheyn’in metnidir.



  Buharî merhumun bir diğer rivayetinde: “Resûlullah AS) oruçlu iken hacamat oldu” denir. Yine Buharî’nin bir diğer rivayetinde: “(Resûlullah AS) ihramlı iken çektiği ağrı sebebiyle başından hacamat oldu” denir.

  Bir diğer rivayette: “Şakîka denen (başının ön kısmındaki) bir ağrı sebebiye, Lahyu Cemel adında Mekke yolu üzerin­deki bir su başında, başının ortasından hacamat oldu” denir.



1204) Hz. Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS ihramlı iken ayağının sırtından çektiği bir ağrı sebebiyle hacamat oldu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 36, (1837); Nesâî, Hacc 94, (5,194).



Nesâî’nin rivayetinde “..Maruz kaldığı incinme sebebiyle (ayağının sırtından hacamat oldu)” denmiştir.



1205) Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer RA dedi ki: “İhramlı kimse kaçınılmaz bir sebepten dolayı mecbur kalmadıkça hacamat olamaz.”

Muvatta, Hacc 75, (1, 350).



1206) Nübeyh İbnu vehb (rahimehullah) anlatıyor: “Ömer İbnu  Ubeydillah İbni Ma’mer, ihramlı iken gözünden has­talandı.  Bunun üzerine gözlerine sürme çekmek istedi. Ancak Ebân İbnu Osman onu bundan men etti ve gözlerine sabır basmasını tavsiye etti. İlâveten: Hz. Osman RA’ın Resûlullah’ın böyle yaptığını rivayet ettiğini söyledi.”

Müslim, Hacc 89, (1204); Ebu Dâvud, Menâsik 37, (1838); Tirmizî, Hacc 106, (952); Nesâî, Hacc 45, (5,143).

  Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade var: “Ebân hacc emîri idi.”



1207) İbnu Ömer RA’den rivayet edilmiştir ki, ihramlı iken, gözüne gelen bir rahatsızlık sebebiyle aynaya bakmış­tır.

Muvatta, Hacc 93, (1, 358.)



1208) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS Meymune validemizle (RA) ihramlı iken tezevvüc buyurdular.”

Buharî, Cezâu’s-Sayd 12, Meğâzi 43, Nikâh 30; Müslim, Nikâh 46, (1410); Ebu Dâvud, Menasik 39, (1844,1845); Tirmizî, Hacc 24, (842); Nesâî, Hacc 90, (1,191,192).



Buhârî’nin bir rivayetinde şu ziyâde var: “Umretü’l-kazâ sırasında ihramsız olarak Meymüne ile gerdek yaptı. Meymüne Serefte vefat etti.”

Ebu Dâvud der ki: İbnu Müseyyeb demiştir ki: “ihramlı iken Resûlullah’ın Meymüne ile evlenmesi meselesinde İbnu Abbâs RA vehme düşmüştür.”

Nesâî’ye ait bir başka rivayette: “İhramlı iken Resîlullah AS evlendi” denir. Meymüne ile evlendiği zikredilmez.



1209) Ebü Râfi’ RA anlatıyor: “Resûlullah AS ihramsız iken Meymüne (RA) ile evlendi. İhramsız olduğu halde onunla gerdek yaptı. İkisinin evlenmesinde aralarında ben elçilik yapmıştım.”

Tirmizî, Hacc 23, (841).



1210) Meymüne (RA) anlatıyor: “Her ikimiz de Serefte ihramsız iken, Resûlullah AS benimle evlendi.”

Müslim, Nikâh 48, (1411); Ebu Dâvud, Menâsik 39, (1843); Tirmizî, Hacc 24, (845).Bu metin Ebu Dâvud’dakidir.

Müslim’de şöyle denmiştir: “Kendisi ihramsız olduğu halde O’nunla (Meymüne) evlendi, Râvi -ki Yezîd İbnu’l-Esamm’dır- der ki: “Meymüne hem benim teyzemdi, hem de İbnu Abbâs’ın teyzesi idi.”

Tirmizî’de şu ziyade vardır: “Meymüne (RA) ile gerdek yaptığında ihramsız idi. Meymüne Serefte öldü. Onu, Resûlullah’ın kendisiyle gerdek yaptığı çadırda defnettik.



1211) Süleymân İbnu Yesâr anlatıyor: “Resûlullah (AS), azadlısı Ebu Râfı’yi Ensâr’dan bir başkasıyla birlikte (Meymüne’ye) gönderdi. Onlar, Resûlullah AS’ı Meymüne bintu’l-Hâris (RA) ile evlendirdiler. (O vakit) Resûlullah AS henüz Medine’de idi (ve umretu’1-kaza için yola) çıkmamıştı.”

Muvatta, Hacc 69, (1, 348).



1212) Hz. Osman RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “İhramlı ne evlenir, ne evlendirir, ne de dünür gön­derir.”

Müslim, Nikâh 41, (1409); Muvatta, Hacc 70, (1, 348, 349); Ebu Dâvud, Menâsik 37, (1841); Tirmizî, Hacc 23, (840); Nesâî, Hacc 91, (5,192).



1213) Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer RA şöyle hükmetmiştir: “İhramlı evlenmez, evlendirmez, ne kendisi için kız ister, ne de başkası için.”

Muvatta, Hacc 72, (1, 349).



1214) Ebu Gatafân el-Mürrî’nin anlattığına göre, babası Tarîf, ihramlı iken bir kadınla evlenmiş ise de Hz. Ömer RA bu nikâhı reddetmiştir.

Muvatta, Hacc 71, (1, 349).



1215) Ebu Katâde RA anlatıyor: “Hudeybiye Sulhu yapıldığı sene, bir gün Resûlullah AS’ın ashabından bir grupla birlikte, Mekke yolu üzerinde bir yerde oturuyordum. Resûlullah AS, bizden ileride (konaklamış) idi. Ben hâriç her­kes ihramlıydı. Halk vahşî bir eşek gördü, ben o sırada meşguldüm, ayakkabımı tamir ediyordum. Gördüklerinden beni haberdar etmediler, onu kendiliğimden görmüş olmamı istiyorlardı. Bir ara aralarında bir gülüşme oldu. Birden etra­fıma bakındım (ve bu esnada) hayvanı gördüm. Hemen (Cerâde adındaki) atıma gidip eğerledim ve bindim. (Acelem­den) kamçıyı ve mızrağı unutmuştum. “Kamçı ve mızrağımı bana verin!” diye seslendim.

                “Hayır, dediler, vallahi bu işte sana yardımcı olmak istemeyiz.” Öfkelendim. İnip onları aldım. Tekrar binip, eşeğe doğru hızla gittim, (yetişip) avladım. Beraberimde getirdim, ölmüştü. Arkadaşlarım etinden yediler. Ancak son­radan ihramlı iken yeyip yememe hususunda şekke düşüp (yediklerine pişman oldular). Yürüdük, ben bir parça ayır­dım. Resûlullah’a kavuşunca, bu meseleyi sorduk.

                “Beraberinizde birşeyler kaldı mı?” dedi. Ben: “Evet!” diyerek parçayı uzattım, ihramlı olduğu halde, ondan yedi. Ve:

                “Bu bir taamdır. Onunla Allah size ikramda bulunmuştur!”dedi.”

Buharî, Cezâu s-Sayd 2, 3, 4, 5, Hibe 3, Cihâd 46, 88, Megâzi 35, Et ime 19, , Zebâih 10, 11; Müslim, Hacc 56, (1196); Muvatta, Hacc 76, (1, 350); Tirmizî, Hacc 25, (847); Ebu Dâvud, Menâsik 41, (1852); Nesâî, Hacc 78, (5,182); İbnu Mâce, Menâsik 93, (3093).

Bunlarda gelen bir ziyade şöyledir: “(Resûlullah:) “O helaldir, yiyin (dedi).”

Bir diğer rivayette: “Resûlullah AS onlara şunu söyledi: “Sizden biri (hayvanı yakalamak üzere) saldırmasını em­retmedi veya ona hayvanı göstermedi mi?” Onlar: “Hayır!” diye cevap verince, (Resûlullah:)

“Öyleyse yiyin!” buyurdu.”

Bir diğer rivayette: “(Resûlullah): İşaret ettiniz veya yardım ettiniz veya saldırmasını sağladınız mı?” (diye sordu).”



1216) Sa’b İbnu Cessâme RA’nin anlattığına göre, kendisi, Resûlullah AS’a, Ebvâ veya Vehdân’da (canlı) bir ya­ban eşeği hediye etmiştir. Ancak Resûlullah bunu kendisine iâde etmiş, Sa’b’ın üzüldüğünü yüzünden anlayınca: “Bunu sana iade edişimizin sebebi ihramlı oluşumuzdur” demiştir.

Buharî, Cezâu’s-Sayd 6, Hibe 5,17; Müslim, Hacc 50, (1193), Muvatta, Hacc 83, (1, 353); Tirmizî, Hacc 26, (849); Nesâî, Hacc 79, (5,183-185); İbnu Mâce, Menâsik 92, (3090).



1217) Nesâî’nin kaydettiği diğer bir rivayette İbnu Abbâs RA şöyle anlatmıştır: “Sa’b İbnu Cessâme RA, Resûlullah AS’a, ihramlı iken, Kudeyd’de ucundan kan damlayan bir vahşî eşek budu hediye etti. Resûlullah, bu hediyeyi Sa’b’a iade etti (kabul etmedi).”

Nesâî, Hacc 79, (5,183-185).



1218) Hz.Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Siz ihramlı iken, bizzat avlamamış iseniz veya (sizin arzunuzla) sizin için avlanmamış ise kara av hayvanları(nın eti) size helâldir.”

Ebu Dâvud, Menâsik 41, (1851); Tirmizî, Hacc 25, (846); Nesâî, Hacc 81, (5,187).



1219) Abdurrahman İbnu Osman anlatıyor: “Biz ihramlı iken Talha ile beraberdik. Bize bir kuş hediye edildi. Bu sırada Talha yatıyordu. Kuş etinden bazılarımız yedi, bazılarımız çekinip yemedi. Talha uyanınca yiyenleri.te’yid etti ve: “Biz Resûlullah AS’la birlikte onu yedik” dedi.”

Müslim, Hacc 65, (1197); Nesâî, Hacc 78, (5,182).



1220) Abdullah İbnu Âmir İbni Rebîa anlatıyor: “Hz. Osman RA’a Arc’ta iken bir av eti getirildi. Arkadaşlarına:

                “Yiyiniz!” dedi. Onlar:

                “Sen yemiyor musun?” diye sordular.

                “Ben, dedi, sizin durumunuzda değilim, bu hayvan benim için avlandı.”

Muvatta, Hacc 84, (1, 354).



1221) Urve merhum anlatıyor: “Hz. Aişe (RA)’ye:      “Bir av hayvanı benim için avlanmamışsa bu bana helâl mi, haram mı?” diye sormuştum, şu cevabı verdi:

                “Ey kızkardeşimin oğlu, o (ihram müddeti) on gündür. İçinde bir seğrime (rahatsızlık, şüphe) hissedersen bırakıver (yeme).”

Muvatta, Hacc 85, (1, 354).



1222) el-Behzî RA -ki ismi Zeyd İbnu Ka’b’dır- anlatıyor: “Resûlullah AS Mekke’ye gitmek düşüncesiyle ihramlı olarak (Medine’den) çıktı. Ravhâ nam mevkiye varınca orada kesilmiş bir vahşî eşekle karşılaştılar. Resûlullah AS’a bundan bahsedildi:

                “Bırakın onu, dedi, sahibi hemen gelebilir!”

  Derken hayvanın sahibi Behzî geldi ve Resûlullah AS,ı bularak:

                “Ey Allah’ın Resûlü, bu eşeği (size bıraktım) dilediğiniz gibi tasarruf edin!” dedi. Resûlullah derhal Hz. Ebu Bekir’e emrederek, yol arkadaşları arasında taksim etmesini” söyledi.

  Sonra yola devam edip İsâye nâm yere geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Sıcak bir gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan vardı. -Râvi der ki- “Resûlullah AS bir şahsa, herkes geçinceye kadar orada bekleyip kim­seye hayvanı rahatsız ettirmemesini emretti.”

Muvatta, Hacc 79,1, (351); Nesâî, Hacc 78, (5,182,183), Sayd 32, (7, 205).



1223) Urve (rahimehullah) anlatıyor: “Zübeyr RA ihramlı olduğu halde (yemek üzere yanına) güneşte kurutulmuş ceylan eti dizisini azık olarak alıyordu.”

Muvatta, Hacc 77, (1, 350).



1224) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Biz, Hacc veya umre için Hz. Peygamber AS’le birlikte yola çıkmıştık. Yo1 esnasında bir çekirge sürüsüne rastladık. Kamçı ve yaylarımızla vurmaya başladık. Resûlullah AS: “Bunu yeyin, zîra o deniz avından (sayılır)” dedi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 42, (1853); Tirmizî, Hacc 27, (850).



1225) Ka’bu’l-Ahbâr demiştir ki: “Çekirge deniz avı(ndan sayılmış)dır.”

Ebu Dâvud, Menâsik 42, (1853); Muvatta, Hacc 82,(1,352).



1226) Muvatta’da şu ziyade var: Hz. Ömer RA Ka’b’a sordu: “Nereden biliyorsun (ki çekirge deniz avıdır)?” Ka’b şu cevabı verdi:

                “Ey mü’minlerin emîri, nefsimi yed-i kudretinde tutan Zât-ı Zülcelâ1’e yemin ederim, bu (bir nevi) balık hap­şırmasıdır, her yıl iki sefer hapşırır.”

Muvatta, Hacc 82, (1, 352).



1227) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Esmâ Bintu Umeys, Muhammed İbnu Ebî Bekir’in doğumu sebebiyle Şecere nâm nevkide nifas olmuştu. Resûlullah AS, Hz.Ebu Bekir RA’i görüp, kadına yıkanıp ihrama girmesini emretmesini söyledi.”

Müslim, Hacc 109, (1209); Ebu Dâvud, Menâsik 35, (1834); İbnu Mâce, Menâsik 12, (2911).



1228) Esmâ Bintu Ümeys (RA) Muhammed’i Beydâ’da doğurduğunu söylemiş, önceki hadisteki durumu aynen zik­retmiştir.”

Muvatta, Hacc 1, (1, 322); Nesâî, Hacc 26,(5,127.)

Muvatta’nın bir başka rivayetinde şöyle denir: “(Esmâ..) Zülhuleyfe’de Muhammed’i doğurdu). Ebu Bekir RA ona yıkanmasını sonra da ihrâma girmesini emretti.”

Nesâî, bir başka rivayette şu ziyadeyi ilâve eder: “...sonra hacc için ihrama girmesini, Ka’be’yi tavaf hâriç, herkesin yaptıklarını aynen yapmasını (emretti).”

Yine Nesâî’nin bir başka rivayetinde (Esma) şöyle demiştir:

“Resûlullah’a (birisini) göndererek: “Ne yapayım?” diye sordurdum. Bana: “Yıkan, (kan gelen kısma) sargı bağla, sonra da ihrama gir” haberini gönderdi.”



1229) İbnu Ömer RA’den yapılan bir rivayete göre, Hacc veya umre için ihrama giren hayızlı kadın hakkında, “Ka­dın dilerse umre veya haccı için ihrama girer, ancak Beytullah’ı tavaf edemez, Safa ile Merve arasındaki sa’yi de ya­pamaz. Bunlar dışındaki bütün menâsike insanlarla birlikte  katılır. Temizleninceye kadar mescide yakın olmaz.”

Muvvata, Hacc 45.



1230) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Nifaslı ve hayızlı kadınlar mîkata gelince gûsle­derek ihrama girerler ve Beytullah’a olan tavaf hariç bütün menâsiki îfa ederler.”

Ebu Dâvud, Menâsik 10, (1744); Tirmizî,Hacc 100, (945).



1231) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Beş hayvan vardır, bunların öldürülmesi ihram­lıya günah değildir: Karga, çaylak,  akrep, fâre, kelb-i akûr.”

Buharî, Cezau’s-Sayd 7; Müslim, Hacc 72, (1199); Muvatta, Hacc 88,(1, 356); Ebu Dâvud, Menâsik40, (1846); Nesâî, Hacc 82, 83, 84, 86, 87, 88, (5,187-190).

  Bir rivayette şöyle denmiştir: “Bunları, Harem’de ve ihramda iken öldürene günah yoktur.”

  Ebu Dâvud ve Tirmizî’nin, Ebu Saîdi’l-Hudrî’den kaydettikleri bir rivâyette: “Âdi yırtıcılar” da denmiştir. Bundan maksad insana saldırıp yaralayandır.



1232) Alkame İbnu Ebî Alkame, annesinden rivayet etmiştir ki: “Annesi, Hz. Aişe (RA)’yi ihramlı iken bedenini kaşıyan kimse hakkında soru sorulunca dinlemiştir. Hz. Aişe şu cevabı verir: “Evet, kaşınsın ve şiddetle kaşısın.” Sonra Hz. Aişe ilâve eder: “Ellerimi bağlasalar, (kaşınmak için ayaklarımdan başka bir imkânım olmasa) ayaklarımla kaşını­rım.”

Muvatta, Hacc 93, (1, 358).



1233) Esmâ Bintu Ebî Bekr RA anlatıyor: “Hacc yapmak üzere Hz. Peygamber AS’le birlikte çıktık. Arc nâm mevkiye kadar geldik. Orada Resûlullah AS konakladı, biz de konakladık. Hz. Aişe (RA) Resûllullah AS’ın ya­nına oturdu. Ben de babam Ebu Bekir’in yanına oturdum. Resûlullah’ın binek devesi ile, Hz.Ebu Bekir’in binek deve­leri tekdi ve o da Ebu Bekir’e ait bir köle ile birlikte (yolda) idi. Ebu Bekir RA oturup, kölenin  gelmesini beklemeye başladı. Köle geldi ama beraberinde deve yoktu. Hz.Ebu Bekir RA:    “- Deven nerde?” diye sordu. Köle:

                “- Sabahleyin onu kaybettim!” dedi. Ebu Bekir RA:

                “- Tek bir deveyi kayıp mı ettin!” deyip köleye vurmaya başladı.

Resûlullah bu sırada gülüyor ve şöyle diyordu:

                “ Şu ihramlıya bakın neler de yapıyor!”(İbnu Ebi Rizme der ki: Resûlullah: “Şu ihramlıya bakın neler de yapı­yor?” deyip gülüyor, (başka bir Şey söylemiyordu).”

Ebu Dâvud, Menâsik 30, (1818); İbnu Mâce, Menâsik 21, (2933).



1234) Rebîa İbnu Abdillah: “Hz. Ömer RA’i ihramlı iken (Mekke ile Medine arasındaki Sükyâ köyünde) devesinin kurtlarını alıp toprağa atarken gördüm.”

Muvatta, Hac 92, (1, 357).



1235) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA, ihramlının, devesinden pire veya güve gibi haşereleri temizlemesini mekruh addederdi.”



Muvatta, Hacc 95, (1, 358).



TELBİYE HAKKINDADIR

1236) İbnu Ömer RA şunu söyledi: “Sizin Beydâ’nız, hakkında Resûlullah’a iftira ettiğiniz şurasıdır. Ama, Resûlullah AS sadece mescidin -yani Zülhuleyfe mescidininyanında ihrama girip telbiye getirdi.”

Buharî, Hacc 20; Müslim, Hacc 23, (1186); Muvatta, Hacc 30, (1, 332); Tirmizî, Hacc 8,(818); Ebu Dâvud, Hacc 21, (1771); Nesâî, Hacc 56, (5,162-164); İbnu Mâce, Menâsik 14, (2916).

Bir rivayette şöyle denir: “Resûlullah AS Şecere nâm mevkide devesine bindiği zaman telbiye getirdi.”

Nesâî’nin diğer bir rivayetinde denir ki: “İbnu Ömer’e: “Seni deven kaldırdığı zaman telbiye çeker gördüm” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: “Çünkü Resûlullah böyle yapmıştı.”



1237) Hz.Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS) öğleyi kıldı. Sonra devesine bindi. Beydâ tepesine çıktığı zaman telbiye getirdi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 21, (1774); Nesâf, Hacc 25, (5,127), 56, (5,162).

  Nesâî, bir diğer rivayette şu ziyadeyi kaydetti: “Öğleyi kıldığı zaman hacc ve umre için ihrama girdi.”



1238) Ebu Cübeyr anlatıyor: “İbnu Abbâs RA’a dedim ki: “Resûlullah AS’ın, vâcib kıldığı zaman, getirdiği telbiye hususunda Ashab’ın ihtilâfına doğrusu hayret ediyorum!” Bana şu cevabı verdi.      “Bu meseleyi ben herkesten iyi biliyorum. Aslında Resûlullah AS tek bir hacc yaptı. Bütün ihtilaflar bununla ilgili.

                Resûlullah AS hacc maksadıyla (Medine’den) yola çıktı. Zülhuleyfe Mescidi’ne gelip iki rekatlık ihram namazını kılınca, haccı fiilen olduğu yerde başlattı. Namazı bitirince de hacc için telbiyede bulundu. İşte bu telbiyeyi bır kısım insanlar işitti. Bunu kendisind en ben de (işittim ve) hatırımda tuttum. Sonra hayvanına bindi. Devesi onu yerden kaldırınca tekrar telbiye getirdi. Bu ikinci telbiyeyi de işitenler oldu. (Her seferinde telbiyeleri) farklı kimselerin işitmesi, insanların dağınık ve hareket halinde olmalarındandı. Böylece, devesi onu kaldırdığı zaman çektiği telbiyesini de yeni insanlar işitti. İşte bunlar: “Resûlullah AS, devesi kaldırdığı zaman telbiye getirdi”dediler.

Resûlullah AS yoluna devam etti. Beydâ tepesine çıkınca da telbiye getirdi. Bu telbiyeyi de işiten başkaları vardı. Bunlar: “Resûlullah AS Beydâya çıkınca telbiye getirdi” dediler. Allah’a kasem olsun! Resûlullah namazgâhında haccı başlattı. Devesi kaldırdığı zaman telbiye getirdi, sonra Beydâ tepesine çıkınca orada da telbiye getirdi.”

Said İbnu Cübeyr sözüne devamla dedi ki: “İbnu Abbas’ın sözünü esas alanlar (Zülhuleyfe ‘deki) namazgâhta iki rek ‘atlık ihram namazını kılar kılmaz telbiye getirdi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 21, (1770).



1239) Nâfi’ diyor ki: “İbnu Ömer RA Harem bölgesinin en yakın yerine geldi mi telbiyeyi artık bırakırdı. Sonra zu Tuva nâm mevkide geceyi geçirir, orada sabah namazını kılar, sonra yıkanırdı ve derdi ki: “Resûlullah AS böyle yapmıştı.”

Buharî, Hacc 38, 39; Müslim, Hacc 226, (1259); Muvatta, Hacc 32, (1, 333).



1240) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Mukim olanlar veya umre yapanlar, Hacer-i Esved’i istilâm edinceye kadar telbiyeyi bırakmazlar.”

Ebu Davud, Menâsik 29, (1817), Tirmizî, Hacc 79, (919).



Hadis, Tirmizî’de şöyledir: “Resûlullah AS, umrede iken, Hacer-i Esved’e istilâm yapınca telbiyeyi bırakırdı.”



1241) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı telbiye çekerken -bir rivayette mülebbiyen değil, mülebbiden demiştir- işittim şöyle diyordu: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’nni’mete leke ve’l-mülk,lâ şerîke leke.” Bu kelimelere başka ilâvede bulunmuyordu.

Buharî, Hacc 26, Libâs 89; Müslim, Hacc 19 (1184); Muvatta, Hacc 28, (1, 331-332); Tirmizî, Hacc 13, (825); Ebu Dâvud, Menâsik 27, (1812); Nesâî, Hacc, 54, (5,159-160).



1242) Bir rivayette şu ziyade var: “Abdullah İbnu Ömer  RA derdi ki: “(Babam) Ömer İbnu’l-Hattâb RA bu keli­melerden ibâret olan Resûlullah’ın telbiyesi ile telbiye  getirir ve şunu söylerdi: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk ve  sa’deyk ve’l-hayru fî yedeyk. Lebbeyk, ve’r-rağbâu ileyk ve’lamel.”

Nesâî, Hacc 54, (5,161).



1243) Ebu Dâvud’un diğer bir rivayetinde Hz. Câbir RA’den  şu ziyade vardır: “Resûlullah şöyle telbiye getirirdi...” dedikten sonra  tıpkı İbnu Ömer’in hadisindeki gibi bir metin zikretti. Sonra Hz. Cabir’in  şunu ilâve ettiğini kaydetti: “İnsanlar telbiyeye “...Zü’l-Meâric” ve benzeri kelimeler ilâve ettiler. Resûlullah AS bunları  işitti ancak hiçbir müdahelede bulunmadı.”

  Zü’l-Meâric, Allah’ın isimlerinden biri olup “yükselme yerlerinin sahibi” “yüksek dereceler sahibi” mânasına gelir.



1244) Ebu Hüreyre RA: “Resûlullah AS’ın telbiyesinde “Lebbeyk İlâhe’l-Hakk (Buyur! Hak olan  İlâh!)” tâbiri de vardı” demiştir.

Nesâî, Hacc 54, (5,161-162).



1245) Saib İbnu Hallâd el-Ensâarî RA anlatıyor:          “Resûlullah AS şunu söylediler: “Cibril AS bana gelip, ashabıma ve beraberimde olanlara telbiye -veya ihlâl dedi- çekerken seslerini yükseltmelerini emretmemi emir buyurdu.”

Muvatta, Hace 34, (1, 334); Ebu Dâvud, Menâsik 27, (1814); Tirmizî, Hacc 15, (829); Nesâî, Hacc 55, (5,162); İbnu Mâce, Menâsik 16, (2922-2923).



1246) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Müşrikler  (haccederken şu şekilde telbiyede bulunurlardı): “Lebbeyke lâ şerî-ke leke: ‘ Resûlullah AS da: “Yazık size, yeter, yeter” buyururdu. Müşrikler (telbiyelerinin devamında): “Yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir, sen ona da, onun mâlik olduğu şeylere de mâliksin” derlerdi. Onlar, bunu, Kâbe’yi tavaf ederken söylerlerdi.”

Müslim, Hacc 22, (1185).

İHRAMINI İFSAD EDENLER HAKKINDA

1247) İmam Mâlik (rahimehumullah) anlatıyor: “Bana ulaştı ki, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Ebu Hüreyre (RAüm ecmain)’ye haccetmek üzere ihrama girmiş bulunan birisi hanımı ile cinsî temasta  bulunursa ne gerekir diye sual so­rulmuştu. Şu cevabı verdiler: “Bunlar  (başladıkları) haccı tamamlarlar. Sonra müteâkip sene yeniden hacc yaparlar ve (ceza olarak da) kurban (hedy) keserler.”

  Hz. Ali RA şunu söylemiştir: “Müteakip yıl, bunlar hacc için ihrama girince, haccı tamamlayıncaya kadar birbirle­rinden ayrılırlar.”Muvatta, Hac 151, (1,381-382).



1248) İbnu Abbâs RA’a, Minâ’da iken, ifâza  tavafından önce, hanımına cinsî temasta bulunan bir kimse hakkında sorulmuştu, bir bedene kesmesini emretti.” Bir rivayette şöyle demiştir: “İfâzadan önce ehline temas eden kimse  (ceza olarak) yeni bir umre yapar ve bir de kurban (hedy) keser.”

Muvatta,  Hacc 159, (1, 384).


SAYD’IN CEZASI

1249) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Hz. Ömer RA sırtlan öldüren için bir koç, geyik öldüren için bir keçi, tavşan  öldü­ren için bir çebiş (küçük keçi), Arap tavşanı (denilen bir nevi tarla fâresi) için bir kuzuya hükmetti.”

Muvatta, Hacc 235, (1, 416).



1250) Yine Muvatta’da mürsel (senetsiz) olarak Ebu’z-Zübeyr’den gelen rivayete göre, Hz. Ömer, çekirge hakkında: “Onu kim öldürürse -iki hakemin hükmüyle- onun karşılığını öder” diye hükmetmiştir. Şöyle ki: Zeyd İbnu Eslem’in rivayetine göre, bir adam gelerek Hz. Ömer’e: “Ey mü’minlerin emîri, ben ihramlı iken kamçımla birkaç çekirge öldür­düm,  ne yapmam gerekir?)” diye sormuş. Hz. Ömer ona bir avuç kadar taam  yedir (tasadduk et) cevabını vermiştir.”

Muvatta, Hacc 235, (1, 416).



1251) Muvatta’nın bir başka rivayetinde şöyle gelmiştir: “Bir  adam Hz. Ömer RA’e, ihramda iken öldürdüğü çekirge hakkında sordu. Hz. Ömer, (yanında bulunan) Ka’bu’l-Ahbâr’a: “Gel beraber hükmedelim” dedi. Ka’b: “Bir dirhem tasadduk etmesi gerekir” diye hükmetti. Hz. Ömer ona: “Sen dirhemleri buluyorsun. Şurası muhakkak ki hurma, çekir­geden daha hayırlıdır” dedi.



1252) İbnu Sîrîn (rahimehullah) anlatıyor: “Bir adam Hz. Ömer RA’e gelerek: “Ben ve arkadaşım ihramlı olduğumuz halde  Akabe’deki bir tepeye doğru atlarımızla yarış yaptık ve bu esnada bir ceylan öldürdük. Bu fiilimize hükmünüz nedir?” diye sordu. Hz. Ömer RA, yanında bulunan birine: “Gel beraber hükmedelim”dedi.

  (İbnu Sîrîn) der ki: “İkisi birlikte bir keçiye hükmettiler. Bunun  üzerine adam döndü ve (yanındakilere): “Ömer’e bakın, mü’minlerin emîri ama, bir ceylan hakkında hüküm veremiyor, yardımcı olarak bir adam çağırıyor!” dedi. (Bu sözü işiten) Hz.Ömer RA, adamı çağırtıp:

                “Sen Mâide süresini okudun mu?” diye sordu. Adam:

                “Hayır!” deyince:

                “Pekiyi (hüküm vermede yardımını istediğim) bu adamı tanıyor musun?” dedi. Adam bu soruya da:

                “Hayır!” deyince Hz. Ömer:

                “Eğer, Mâide süresini okuduğunu söyleseydin dayakla canını yakacaktım” dedi ve ilâve etti:

                “Cenâb-ı Hakk Kitab-ı Mubîn’inde: “Ey iman edenler... İçinizden adalet sahibi iki adam hüküm (ve takdir) edecektir...” (Mâide 95) buyurmuştur. Ve şu da Abdurrahman İbnu Avftır.”

Muvatta, Hacc 231,(1,414).



1253) İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Kim, haccın nüsükünden farzları dışında bir şey unutur veya terkederse bir kan (dem) akıtsın.”

Muvatta, Hacc 240, (1, 419).


HACC-I İFRAD

1254) Hz. Aişe (RA)’den rivayete göre, Hz. Peygamber AS hacc-ı ifrad yapmıştır.”

Müslim, Hacc 122,(1211); Muvatta, Hacc 38, (1,335); Tirmizî, Hacc 10, (820); Ebü Dâvud, Menâsik 23,(1777); Nesâî, Hacc 48, (5,145).



1255) İbnu Ömer RA buyurmuştur ki: “Babam Ömer RA dedi ki): “Haccınızla umrenizin arasını ayırın. Zîra böyle yapmak, sizden birinin haccının daha mükemmel olmasını sağlar. Umrenizin mükemmel olması da, onu hacc ayları dışında yapmaya bağlıdır.”

Muvatta, Hacc 67, (1, 347).



1256) Hz. Muâviye RA’den yapılan rivayete göre şöyle buyurmuştur: “Ey  Resûlullah’ın ashabı! Biliyor musunuz, Resûlullah AS şunu şunu yapmayı yasakladı, kaplan derilerine oturmayı yasakladı?” Dinleyenler: “Evet (biliyoruz!)” dediler. Hz.Muâviye RA tekrar sordu: “Resûlullah AS’ın hacc ile umrenin arasını birleştirmenizi (hacc-ı kıran yap­manızı) da yasakladığını biliyor musunuz?” Yanındakiler: “Hayır, bunu bilmiyoruz!” dediler. Hz. Muâviye RA:

                “Öyleyse bilin, bu da öbürleriyle birlikte (yasaklar arasında). Ne var ki, sizler unutmuşsunuz!” dedi.

Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1794).



1257) Hz. Câbir ve Ebu Saîd el-Hudrî RA şöyle demişlerdir: “Biz Resûlullah AS ile birlikte hacc için avazımızın çıktığı kadar yüksek sesle telbiye getirerek (Mekke’ye) geldik.”

Müslim, Hacc 212, (1248).


HACC-I KIRAN

1258) Hz. Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS”ı hacc ve umre her ikisi için de (ihrama girip) telbiye çekerken işit­tim.”                Bekr İbnu Abdillah el-Müzenî demiş ki: “Ben bunu Abdullah İbnu Ömer RA’e söyledim. Bana: “Resûlullah AS sadece hacc için telbiye getirdi” diye cevap verdi.

  Sonra tekrar Enes RA’le karşılaştım ve İbnu Ömer’in sözünü kendisine aktardım. Bana (kızarak):

                “Galiba bizi çocuk yerine koyuyorsunuz. Ben Resûlullah AS’ı: “Umre ve hacc için lebbeyk!” derken işit­tim”dedi.”

Buhârî, Taksîru s-Salât 5, Hacc 24, 25, 27,117,119, Cihâd 104,126; Müslim, Hacc 185,(1232); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1795); Tirmizî, Hacc 11, (821); Nesâî, Hace 49, (5, 150);İbnu Mâce, Hacc 38, (2968, 2969).



1259) Ebu Vâil RA anlatıyor: “es-Subeyy İbnu Ma’bed dedi ki: “Ben Hıristiyan bir bedevî idim. Sonradan Müslüman oldum. Kabilemden Hüzeym İbnu Sürmüle adında bir kimseye gelerek: “Hey adamım, ben cihâd hususunda hırslıyım. Hacc ve umre yapmayı da üzerime vecibe buldum. Ben bu ikisini nasıl birleştirebilirim?”diye sordum. Bana:

                “İkisini birleştir ve kolayına gelen bir kurban kes” dedi. Ben de ikisine birden (niyet edip) ihrama girdim. (Küfe’ye bir merhale mesafedeki) Uzeybe nam mevkiye geldiğim zaman Selmân İbnu Rebîa ve Zeyd İbnu Sühan ile karşılaştım. Ben hacc ve umre her ikisi için ihramdaydım. Biri diğerine benim hakkımda:

                “Bu adam devesi kadar da bilgili değil” dedi. Bunu işitince tepeme dağ yıkıldı zannettim. Doğru Ömer İbnu’1-Hattâb RA’agittim. Ben, hac ve umre her ikisi için de ihramımı devam ettirerek, hikâyemi anlattım. Hz. Ömer bana:

                “Hz. Peygamber AS sünnetine irşâd edilmişsin” dedi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1799); Nesâî- Hacc 49, (5, 146, 147); İbnu Mace,Menâsik 38, (2970).



1260) Câfer İbnu Muhammed babasından naklediyor: “Mikdâd İbnu’1-Esved, (Mekke yolu üzerindeki Sükya nam karyede) Hz. Ali RA’nin yanına girdi. Hz. Ali, bu sırada develerine un ve ağaç yaprağı karışımı yemlerini veriyordu. Mikdâd:

                “Şu Osman İbnu Affân RA hacc ve umrenin arasını birleştirmeyi yasaklıyor” dedi. Hz. Ali RA, ellerinde un ve yaprak bulaşığı olduğu halde dışarı çıktı. -Kollarındaki un ve yaprak bulaşığını hiç unutmayacağım- doğru Hz. Osman’ın yanına girdi.

                “Sen, dedi haccla umrenin arasını birleştirmeyi yasaklıyormuşsun, oğru mu?” Hz. Osman RA şu cevabı verdi:

                “Bu benim reyimdir!”

  Hz. Ali: “Umre ve hacc için lebbeyk!” diyerek, öfkelenmiş olarak çıktı.”

Muvatta, Hacc 40,(1, 336).



1261) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS hacc ve umreyi birleştirip, her ikisi için de tek bir tavaf yaptı.”

Tirmizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2973).



1262) İbnu Ömer RA demiştir ki: “Hac ile umreyi birleştiren kimseye tek bir tavaf yeterlidir. İkisinin ihramından birlikte çıkar.”

Buharî, Hacc 77,105, Muhsar 1,3, 4, Megâzî 35; Müslim, Hacc 181, (1230); Tirmizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 225-226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975).



1263) Tirmizî’de şöyle gelmiştir: “Kim hacc ve umre için ihrama girerse, her ikisinin de ihramından çıkıncaya kadar, tek tavaf, tek sa’y yeterlidir.

Tirmizî, Hacc 102, (948); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975).



1264) Nâfi’ alatıyor: “Haccâc-ı Zâlim, Abdullah İbnu Zübeyr RA’le savaşmak  üzere Mekke’ye indiği zaman, Ab­dullah İbnu Abdillah ile Sâlim İbnu Abdillah geldiler ve Abdullah İbnu Ömer (RAüm)’le konuştular: Kendisine:

                “Bu yıl haccı terketmen sana bir zarar vermez. Zîra biz, halk arasında savaş çıkıp seninle Beytullah arasına girileceğinden korkmaktayız”dediler. Abdullah onlara:

                “Benimle Beytullah arasına girilerek engel çıkarılırsa, ben de Kureyş’in Hz. Peygamber’le Beytullah arasına girdiği zaman Resûlullah’ın davrandığı şekilde davranırım. Şahid olun, şu anda umreye niyet ettim!”dedi ve derhal kalkıp Zülhuleyfe’ye gitti. Umreye niyet ederek ihram giydi, telbiye getirdi.

  Sonra şunu söyledi: “Yolumu serbest bırakırlarsa umremi tamamlarım. Beytullah’la aramda engel olurlarsa Resûlullah AS’ın yaptığı gibi yaparım.” Ve şu âyeti tilâvet etti. (Meâlen): ‘Resûlullah’ta sizler için güzel örnek vardır” (Ahzâb 21).

  Sonra yoluna devam etti ve Beydâ sırtına kadar geldi. Orada: “Bunların ikisinin hükmü de aynı. Eğer benimle umrem arasına girip mâni olurlarsa haccıma da mâni olmuşlar demektir. Sizleri şâhid kılıyorum, umre ile birlikte hacca da niyet ettim” dedi. Yoluna devam etti. Kadid’e geldiği zaman bir kurbanlık aldı. Sonra (Mekke’ye girip) hacc ve umre her ikisi için tek bir tavafyaptı.”

  Bir rivayette şöyle denmiştir: “Her ikisi için de ihrama girdi ve böylece Mekke’ye geldi. Beytulah’ı tavaf etti. Safâ ve Merve arasında sa’y etti, buna bir ilâvede bulunmadı, ne kurban kesti, ne traş oldu, ne taksirde bulundu, ne de ihramla haram ettiği şeylerden birini nefsine helâl kıldı. Kurban gününe kadar bu hâl üzere devam etti. O gün kurban kesti, traş oldu. İlk yaptığı tavafla hem haccın hem de umrenin tavafını yerine getirdiği kanaatinde idi.

  Sonunda: “Resûlullah AS böyle yapmıştı” dedi.”

Buharî, Hacc 77,105, Muhsar 1, 3, 4, Meğâzî 35; Müslim, Hacc 180-183, (1230); Muvatta, Hacc 42, (1, 337); Nesâî, Hacc 53, (5,158),144, (5, 226).
« Last Edit: November 21, 2016, 09:11:18 pm by vaizler34 »

vaizler34

  • Administrator
  • Sr. Member
  • *****
  • Posts: 289
HAC HADİSLERİ 2
« Reply #1 on: November 06, 2016, 02:30:46 pm »
HACC-I TEMETTU VE HACCIN FESHİ

1265) Abdullah İbnu Şakîk anlatıyor: “Hz. Osman RA hacc sırasında temettuda bulunmayı yasaklıyor, Hz. Ali de bunu emrediyordu. Hz. Osman, Hz. Ali RA’ye bir kelâm söyledi. Hz. Ali RA: “Sen de biliyorsun ki biz, Resûlullah AS’la birlikte haccederken temettu haccı yaptık” dedi. Hz. Osman da: “Evet, ama biz korkuyorduk” dedi.”

Müslim, Hacc 158,(1223); Nesâî, Hacc 50, (5,152).



                İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah  AS, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (RAüm ecmain) hacc-ı temettu yaptılar. Bunu ilk yasaklayan Hz. Muâviye RA oldu.”

Tirmizî, Hacc 12, (822); Nesâî, Hacc 50, (5,153,154).



1266) Sa’d İbnu Ebî Vakkâs RA demiştir ki: “Biz Resûlullah AS ile hacc-ı temettu yaptığımız zaman bu adam -ki Muâviye’yi kasteder- Urş’ta -ki Urş’la cahiliye devrndeki Mekke evlerini kasteder- kâfirdi.”

Müslim, Hacc 164, (1225); Muvatta, Hacc 60,(1, 344); Tirmizî, Hacc 12, (823); Nesâî, Hacc 50, (5,152-153).



1267) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS Veda haccında umre ile hacca kadar temettuda bulundu ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe’den itibaren beraberinde götürdü. Menâsikin icrasına (umre için niyetli) başlayıp, umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da umre ile hacca kadar temettuda (istifade) bu­lundu. Hacc kafılesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da.

  Resûlullah AS Mekke’ye geldiği zaman halka  hitâben: “Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihram­dan çıkmasın, kimin kurbanı yoksa tavaf ve sa’yini yapsın, saçını kısaltarak ihramdan çıksın. Sonra hacc için tekrar ihrama girip kurbanını kessin, kim kurban bulamazsa hacc sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun” buyurdu.”

Buharî, Hacc 104; Müslim, Hacc 174, (1227); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1805); Nesâî, Hacc 50, (5,151-152).



1268) İkrime anlatıyor: “İbnu Abbâs RA’a müt’atul-hacc’dan sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Veda haccında, Muha­cirler, Ensarîler ve Resûlullah AS’ın zevceleri hep ihrama girdiler, biz de girdik. Mekke’ye geldiğimiz zaman Resûlullah AS:     

                “Kurbanlık nişanlıyanlar hariç, herkes hacc için giydiği ihramı umreye çevirsin” diye emretti. Biz de Beytullah’ı tavaf etik. Safâ ve Merve’de sa’y yaptık. (İhramdan çıkarak) kadınlarımıza geldik, elbiselerimizi giydik. Resûlullah AS Şunu da söylemişti:

                “Kim kurbanlık nişanlamışsa, kurbanlığı mahalline varıncaya kadar ihramdan çıkmasın!” Terviye akşamında (yani Zilhicce’nin 8. günü) bize hacc için ihrama girmemizi emretti. (Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramlarımızı giyerek hacca başlayıp) menâsiki tamamladığımız zaman Mekke’ye geri gelip Beytullah’ı, Safâ ve Merve’yi tavaf ettik. Böylece haccımız tamamlanmış, âyet-i kerimenin buyurduğu üzere (Meâlen): “Haccı da umreyi de Allah için tam ya­pın. Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alıkonursanız, o.halde kolayınıza gelen kurban gönderin...” (Bakara 196) üzerimizde kurban borcu kalmıştı.”

Buharî, Hacc 37. (Buharî bunu bab başlığında ta’lik (senetsiz) olarak kaydetmiştir.



1269) Ebu Zer RA demiştir ki: “Haccda mut’a sadece Muhammed AS’in ashabına hastır.”

Müslim Hacc 189, (1224); Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1808); Nesâî, Hacc 77, (5, 179-180); İbnu Mâce, Hacc 42, (2984).



1270) Ebu Dâvud’daki rivayette şöyle denmektedir: “Ebu Zer RA, hacca niyetle ihram giyip sonradan bunu umreye çevirenler hakkında şöyle diyordu: “Bu, sadece Hz. Peygamber’le haccedenlere has bir ruhsattı.”

Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1807); İbnu Mâce, (Hacc 42, (2985).



1271) Ebü Cemre anlatıyor: “İbnu Abbâs RA’a  mut’à’dan sordum; bana onu yapmamı emretti, haccda kesilen kurbandan sordum. “Bu hususta, dedi, deve veya sığır veya davar veya kana ortak olmak imkânları var (bunların hepsi meşrudur).”

Ebü Cemre der ki: “İnsanlar mut’ayı mekruh addediyorlardı. (Eve gelip) uyudum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip): “Makbul umre, mebrür hacc!” diye müjdeledi. Hemen İbnu Abbas RA’a gelip haber verdim. Bana:  “Allahu ekber! Ebu’l-Kâsım AS’ın sünneti!”dedi.”

Buharî, Hacc 102; Müslim, Hacc 204, (1242).



1272) İbnu Ömer RA demiştir ki: “Kim hacc  aylarında umre yapar, sonra Mekke’de hacc zamanı gelinceye kadar ikamet ederse bu kimse, Hacc da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bulamazsa, üç günü hacc sırasında, yedi günü de döndüğü zaman olmak üzere (on gün) oruç tutar. “

İmam Mâlik der ki: “Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına kadar  orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yap­ması halinde câridir.”

Muvatta, Hacc 62, (1, 344).

Muvatta’nın bir diğer rivayetinde der ki: “Allah’a yemin olsun, haccdan önce umre yapıp (bu sebeple) kurban kes­mem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yapmamdan daha sevimlidir.”



1273) Abdurrahmân İbnu Harmele el-Eslemî anlatıyor: “Bir  adam gelip Said İbnu’l-Müseyyib’e: “Haccdan önce umre yapayım mı?”diye sormuştu. Şöyle cevap verdi:

                “Evet, Resûlullah AS haccetmezden önce umre  yaptı.”

Muvatta, Hacc 57, (1, 343).



1274) İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Ömer İbnu Ebî Seleme, Hz. Ömer RA’den, Şevvâl ayında umre yapmak için izin istedi.O da izin verdi. İbnu Ebî Seleme umre yapıp ailesine döndü, haccetmedi.”

Muvatta, Hacc 58, (1, 343).



1275) Hz. Aişe (RA) şöyle demiştir: “Oruç, umre yapıp hacca kadar temettuda bulunup da hacc için ihrama girmesin­den arefe gününe kadar kurban bulamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Minâ günlerinde tutar” İbnu Ömer RA de böyle hükmediyordu.

Muvatta, Hacc 255, (1, 426).



1276) Hz. Câbir RA anlatıyor: “(Veda haccında),Resûlullah AS ve ashabı (RAüm), Hacc için ihrama girdikleri vakit, Resûlullah ile Talha hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. O sırada Hz. Ali, beraberinde bir kurbanlık olduğu halde Yemen’den geldi. Ve derhal: “Ben de Resûlullah’ın niyet ettiği şeye niyet ederek ihram giydim” deyip katıldı.

  Resûlullah AS ashabına bu hacclarını umreye çevirmelerini, tavaf yapmalarını, (sa’y yapmalarını), beraberinde kurbanlığı olanlar hariç saçlarını kısa keserek ihramdan çıkmalarını emretti.

  Bir kısmı itiraz ederek: “Yani henüz cenabetken Mina’ya mı gideceğiz?” dediler. Bu söz Hz. Peygamber AS’e ulaş­mıştı: “Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım” dedi.44)

                Bu sırada Hz. Aişe (RA) hayız oldu. Beytullah’ı tavaf hâriç, haccın bütün menâsikini yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki:

                “Ey Allah’ın Resûlü! Sizler hem umre hem de hacc yapmış olarak burdan ayrılacaksınız, ben ise sadece haccla ayrılacağım!”

  Bunun üzerine Resûlullah AS oğlan kardeşi Abdurrahman İbnu Ebî Bekr RA’e, Hz. Aişe’yi (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten’im’e götürmesini emretti. (Hz. Aişe RA orada ihram giyerek) haccdan sonra umre yaptı.” 45)



1277) Buharî’nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “(Resûlullah AS, Mekke’ye gelince asha­bına:”İhramınızdan çıkın. Önceki niyetinizi müt’aya çevirin!” dedi. Ashab:

                “Biz önce “hac” diye ismen belirterek niyet etmişken, şimdi nasıl müt’aya çevirebiliriz?” diye itiraz ettiler. Resûlullah AS :

                “Ben size ne söylüyorsam onu yapın. Eğer kurbanlık getirmemiş olsaydım, size emretmiş bulunduğumu ben de yapardım. Ancak, kurbanım (Mina’daki kesim) mahalline ulaşmadan ihramlıya haram olan şeylerden  hiçbirisi bana helâl olmaz!” dedi. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram Resûlullah AS’ın emrini yerine getirip ihramdan çıktılar.”



1278) Yine Buharî’nin bir başka rivayetinde şu ziyade yer alır: “Biz Mekke’ye Zilhicce ayının dördünde gelmiştik. Müslim in bir rivayetinde şu ibâreye de yer verilmiştir: “Bize ihramdan çıkmamız, Hacc için yaptığımız niyyetin um­reye çevrilmesi emredilmişti. Bu, bize çok imkânsız bir emir geldi ve hepimizin canını sıktı. Memnuniyetsizliğimiz Resûlullah AS’a ulaştırıldı. Ona semâvî bir şey (haber) mi ulaştı, insanlardan mı bir şey ulaştı bilemiyoruz, her ne ise, bize şu hitabda bulundu:

                “Ey nâs, ihramdan çıkın. Eğer beraberimde kurbanlığım olmasaydı,ben de sizin gibi yapardım!” (Resûlullah’ın bu kesin emri üzerine) ihramdan çıktık. Hatta hanımlarımızla münasebet-i cinsiyede bile bulunduk. İhrama girmemiş olan bir kimsenin yaptığı her şeyi yaptık. Bu hal terviye gününe (Zilhicce’nin sekizinci günü) kadar devam etti. O gün gelip, Mekke’yi arkada bıraktığımız vakit, hacca niyet ederek ihrâma girdik.”



1279) Müslim’in diğer bir rivayetinde şöyle denir: “Biz, hacc-ı ifrad için ihram giyip Resûlullah AS’la birlikte ilerle­dik. Hz. Aişe (RA) de umre için ihrama girdi. Seref’e gelince Hz. Aişe hayız oldu. (Mekke’ye) gelince Kâbe’yi, Safâ ve Merve’yi tavaf ettik. Sonra, beraberinde kurbanlık olmayanların ihramdan çıkmaları emredildi.

                “Neleri nefsimize helâl edeceğiz?” diye sorduk. Resûlullah AS:

                “(İhramlıya yasak olan) her,şeyi!” dedi. Bunun üzerine kadınlarımızla da yattık, kokular süründük, elbiseleri­mizi giydik. (Bunların hepsini yaparken) bizimle arefe (yani hacc ihramı giyme) günü arasında sadece ve sadece dört gece vardı.

  Sonra terviye günü (Zilhicce’nin 8’i) tekrar ihrama girdik. Bir ara Resûlullah AS Hz. Aişe (RA)’nin yanına gir­mişti, onu ağlıyor buldu.

                “Neyin var?” diye sordu.

                “Hayız oldum, herkes ihramdan çıktı, ben çıkamadım, tavafımı da yapamadım. Herkes artık (umresini ta­mamladı), Hacc için (Arafat’a)çıkıyor!” diyerek yakındı. Resûlullah AS: 

                “Bu hal, Cenab-ı Hakk tarafından Âdem AS’in kızlarına yazılmış bir kaderdir, (sana mahsus bir kusur değil). Sen de, (ihrama giren herkesin yaptığı gibi) yıkanı ve hacc için ihrama gir’ dedi. O da öyle yaptı. (Mina, Arafat ve Müzdelife’deki) vakfelerin hepsine katıldı. Hayızdan temizlenince de (ifâza) tavafını yaptı. (Bunlar bittikten sonra Resûlullah AS Hz. Aişe (RA)’ye:

                “Artık hem haccını hem de umreni yapmış, her ikisinin de ihramından çıkmış oldun!” dedi. Hz. Aişe (RA):

                “Ancak benim içimden Beytullah’ı tavaf etmeden hacc yaptığım hissi geçiyor” dedi. Bunun üzerine (oğlan kardeşine seslenerek):

                “Ey Abdurrahman (kızkardeşin) Aişe yi Ten’îm’e götür, orada umre için ihrama girsin!” dedi. Bu vak’a Hasbe gecesi cereyan etmişti Resûlullah AS mülâyim bir insandı. Hz. Aişe (RA) birşey arzu etti mi onun arkasını takip eder (yerine getirirdi).”



1280) Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle denir: “... Deve ve sığırda ortak olmamız emredildi. Bizden her yedi kişi bir deveye iştirak edecekti.”

                Yine Müslim’in bir başka rivayetinde: “Ne Resûlullah AS, ne de Ashab (RAüm), hiç kimse, Safâ ile Merve arasında ilk tavafın dışında başka bir tavaf yapmadı” denmiştir.



1281) Ebu Dâvud ve Nesâî’de şu ziyade gelmiştir: “Sürâka İbnu Mâlik RA:

                “Ey Allah’ın Resûlü, bu sene (hacc sırasında) yaptığımız temettu bu yıla mı has, bundan sonra her haccda ebediyen yapılacak mı?” diye sormuştu. Resûlullah AS:

                “Elbette, ebediyen yapılacaktır!”cevabını verdi” (48).

Buharî, Hacc 81,32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğâzî 61, Temennî, 3, 27; Müslim, Hacc 1213-1216 arasındaki rivayetler); Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1785-1789 arasındaki rivayetler); Nesâî, Hacc 77,(5,178-179).



1282) Buhari, Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâi de kaydedilen bir rivayette İbnu Abbâs RA demiştir ki: “(Cahiliye Arapları) hacc aylarındaki umreyi yeryüzünde işlenebilen günahların en büyüğü biliyorlardı. Keza Muharrem ayını da Safer diye isimlenirip: “Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer ayı çıktığı vakit umre yapmak isteyene umre helâl olur” diyorlardı. Resûlullah AS ve Ashab-ı Güzîn (RAüm)’i, Hacc için ihrama girmiş olarak 4 Zilhicce sabahı (Mekke’ye) geldiler. (Gelir gelmez) Resûlullah AS, Hacc niyetlerini umreye tahvil etmelerini emretti. Bu, Ashab nezdinde büyük bir hâdise oldu.

                “- Ey Allah’ın Resûlü, neleri helal addedeceğiz?” diye sordular. “Bütün (ihram haramları) helâl olacak!” diye cevap verdi.”

Nesâî’deki rivayette: Eser yerine veber (yün) denmiştir. Mâna: “Yün çoğalınca” olur. Keza “Safer ayı çıkınca” tâbirin­den sonra: “Veya şöyle dedi: Safer ayı girince” tâbiri ilâve edilmiştir.

(Buharî, Hacc 34, Menâkıbu’1-Eâr 26; Müslim 198, (1240,1241); Ebu Dâvud, Hacc 80, (1987), Menâaik 23, (1792); Nesâî, Hacc 77,108, (5,180,181, 201, 202.)



1283) Müslim ve Tirmizî’de şöyle gelmiştir: “Resûlullah AS buyurdu ki: “Umre, kıyamete kadar hacca dahil oldu:Yani, umre ameli, hacc-ı kıran yapmak isteyenin hacc ameline dahil oldu.”

Müslim, Hacc 203, (1241); Tirmizî, Hacc 89, (932).



1284) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Biz hacc aylarında, Resûlullah AS’la birlikte, Hacc için ihrama girmiş olarak, Hacc gecelerinde yola çıkıp Seref nâm yere indik. Orada Resûlullah AS: “Kimin beraberinde kurbanlığı yoksa, haccını umre yapmak isteyen umreye çevirsin. Beraberinde kurbanlığı olan bunu yapmasın” dedi. Hz. Aişe sözünde devamla der ki: “Ashab’tan bazısı umreye niyet etti, bazısı da terketti. Resûlullah AS ile, gücü yerinde olan bazısının yanında kurbanlığı vardı.

  (Bir ara) Resûlullah yanıma gelince beni ağlar buldu.

                “Niye ağlıyorsun?” diye sordu.

                “Ben ashabına söylediklerini işittim ve umre yapmaktan engel olundum!” dedim. Bunun üzerine:

                “Neyin var?” diye tekrar sordu.

                “Namaz kılamıyorum (hayız oldum)” dedim.

                “Bu sana zarar vermez. Sen Hz. Âdem AS’in kızlarından bir kadınsın. Allah öbürlerine yazdığı kaderi sana da takdir etti, bu bir kusur sayılmaz. Sen haccına devam et. Cenab-ı Hakk inşaallah, umreyi de sana nasib edecek” dedi.



1285) Bir diğer rivayette Hz. Aişe (RA) şöyle der: “Hayız halim Arefe gününe kadar devam etti, o gün temizlendim. Ben de sadece umreye niyet etmiştim. Resûlullah saçımı çözüp taramamı, umreyi bırakıp, Hacc niyetiyle ihrama gir­memi emretti. Emrini yerine getirdim ve haccımı eda ettim.”



1286) Hz. Aişe bir başka rivayette şöyle der: “Resûlullah AS’la birlikte çıktık, kurban günü Mina’ya geldik. Ben (orada) temizlendim. Sonra Mina’dan çıktım. Beytullah’a koştum. Sonra, Resûlullah’la birlikte nefr-i âhir (teşrik günle­rinin üçüncüsü, yani bayramın dördüncü günü = onüç Zilhicce) günü çıktık, Muhassab’a indik. Abdurrahman RA’ı çağırdı ve:

                “Kızkardeşini Harem bölgesinden çıkar (Ten’m’e kadar götür. Orada) umre için ihram giysin. Umreyi yapınca buraya gelin, sizi dönünceye kadar burada bekliyorum!”dedi. Ben ayrılıp (Ten’im’e gidip ihram giydim, umre yaptım) tavaftan boşalınca, seherde yanına geldim. Yola çıkma emri verdi. Herkes göç yükleyip Medine’ye müteveccihen hare­ket etti.”



1287) Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah AS Beytullah’a uğrayıp sabah namazından önce tavaf etti, sonra Medine’ye hareket etti.”



1288) Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah AS ile birlikte yola çıktık. Bazılarımız umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız hem hacc hem de umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız da sadece hacc niyetiyle ihrama girdi. Resûlullah AS da sadece hacc için ihrama girmişti. Umre için ihrama girenler, (Vemreyi yapınca) ihramdan çıktılar. Hacc için ihrama girenler veya hacc ve umre için ihrama girenler, yevm-i nahr’e (kurbanın birinci  gününe) kadar ihramdan çkmadılar.

( Buharî, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3,33, 81, Edâhî 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1778-1783); Nesâî, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizî, Hacc ,91, (934).



1289) Ebu Dâvud’un bir rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah AS buyurdu ki: “Ey Abdurrahman! Kızkardeşini deve­nin arkasına al, Ten im,den itibaren umre yaptır. Tepelikten inip oraya vardın mı ihrama girsin. Zîra yapacağı, kabul görecek bir umredir. “

Ebu Dâvud, Menâsik 81, (1995).



1290) Ebu Müsâ RA anlatıyor: “Resûlullah AS Bathâ’da mola vermişken yanına uğradım. Bana:    “Neye ni­yetle ihrama girdin?” diye sordu: Ben:        “Resûlullah AS’ın niyeti ile niyetlendim” dedim. Ban:

                “Kurbanlığın var mı?” diye sordu. Ben:

                “Hayı!” dedim:

                “Öyleyse, dedi Beytullah’ı, Safâ ve Merve’yi tavafet ve ihramdan çık!”

  Resûlullah’ın bu söylediklerini yaptım. Ailemden bir kadına uğradım. Saçlarımı tarayıp, başımı yıkayıverdi.

  Ben Hz. Ebu Bekir RA’in halifeliği sırasında, halka bu şekilde fetva veriyordum. O öldü, yerine Hz. Ömer RA halife olu. Onun zamanında, bir hacc mevsimiydi. Ben (hacc için hazırlığa) kalkmış olduğum sırada bir adam gelip:

                “Fetvalarında teennili ol. Emîrü’1-mü’minînin hacc mevzuunda neler ihdas edeceğini bilemezsin!” dedi. Ben de: 

                “Ey insanlar, ben, kime haccla ilgili bir fetvâ vermiş idiysem, teennili olsun. İşte mü’minlerin emîri size geli­yor. Onu imam edinin, ona uyun!” dedim. Hz. Ömer RA gelince kendisine:

                “Ey mü’minlerin emîri, kulağıma gelen nedir”? Hacc menâsikiyle  alâkalı yeni şeyler mi ihdâs ettiniz?” diye sordum. Bana:

                “Eğer Allah’ın kitabıyla amel edeceksek, bak Allah’ın kitabı ne diyor: “Haccı da, umreyi de Allah için tam yapın...” (Bakara 196)emrediyor. Eğer Resûlullah AS’ın sünneti ile ameledeceksek. O: “Menâsikinizi benden alın” diyor ve kurbanlığı, yerine(Mina’ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çıkmıyor.”

Buharî, Umre,11, Hacc 32,34125, Megâzî 60, 77; Müslim, Hacc 154, (1221); Nesâî, Hacc 5, (5,153).



1291) Müslim ve Nesâî’de gelen bir diğer rivayette şöyle denir: “Ebü Müsa hacc-ı temettuya fetva veriyordu. Hz. Ömer RA ona: “Biliyorum ki Resûlullah AS ve ashabı bunu yaptılar. Ancak ben, halkın Erâk 51) denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar bir halde hacc yapmaya gitmelerini uygun bulmadım” dedi.”

Müslim, Hacc 157, (1222); Nesâî, Hacc 50, (5,159).



1292) Berâ RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Hz. Ali’yi Yemen’e emir olarak gönderdiği zaman ben onun yanında idim. Onunla beraber ben de (altın) kaplar elde ettim. Hz. Ali RA, (Yemen’den) Resûlullah’ın yanına gelince, Hz.Fatıma’nın, (boyalı elbiseler giymiş), evi de (hâlâ kokmakta olan) bir tütsü ile tütsülemiş olduğunu gördü. (Bu kıya­fet ve bu tütsünün yasak olduğu hacc döneminde karşılaştığı bu manzaraya Ali) kızdı. Hz. Fâtıma: Niye kızıyorsun? Resûlullah AS ashabına (ihramdan çıkmalarını emir buyurdu, onlar da ihramdan çıktılar” dedi. (Bunun üzerine Hz. Ali, zevcesine: “Ben zaten Resûlullah’ın niyyeti ile ihrama girmiştim” dedi ve) Hz. Peygamber AS’e uğradı. Resûlullah AS: “Sen ne yaptın ?” diye sordu. Hz. Ali:

                “Resûlullah’ın niyeti ile niyetlendim”deyince Resûlullah AS:

                “Ben kurbanlık getirdim ve hacc-ı kırana niyet ettim”diye açıklamada bulundu ve Hz. Ali RA’ye şu emri verdi:

                “Altmış yedi -veya altmış altı- deve kes. Develerden otuz üç -veya otuz dört- tanesini kendin için ayır ve de­velerden her birinden bir parça da (benim için) ayır.”

Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1797).



1293) Hz. Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS Zülhuleyfe’de geceledi. Sabah olunca (devesine) bindi. Devesi onu Beydâ’da havaya kaldırınca, Allah’a hamdetti, tesbih etti, tekbir getirdi, tahlil getirdi. Sonra hacc ve umre için (niyet edip) telbiye getirdi. Halk da her ikisi için (niyet edip) telbiye getirdi. (Mekke’ye) gelince halka emretti, onlar da ih­ramdan çıktılar. Bu hal terviye gününe (Zilhicce’nin 8’i) kadar devam etti. Terviye günü hacc için ihrama girip telbiye getirdiler. Resûlullah AS haccı îfa edince kendi eliyle ayakta olduğıu halde, yedi deve kesti.”

Ebu Dâvud, Menâsik 24,(1796); Nesâî, Hacc 143, (5, 225).



1294) Bilal İbnu’1-Hâris RA’in yaptığı bir rivayette şu ibare mevcuttur: “Ey Allah’ın Resûlu, Hacc (için yapılan ni­yet)’ı umreye çevirmek sadece bize mi hastır, yoksa bizden sonrakiler için decâiz olacak mıdır?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi:

                “Bu sadece size hastır. (Sizden sonraki Müslümanlara câiz değildir).”

Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1808); Nesâî, Hacc 77, (5,179).



  Nesâî, Bilâl İbnu’l-Hâris’ten sadece (sadedinde olduğumuz) feshu’l-hacc hadisini tahric etmiştir. Feshu’l-hacc: Kişi­nin önce hacca niyet etmesi, fakat sonradan bunu umreye çevirmesi, umre yapınca ihramdan çıkması, tekrar hacc için ihrama girmesidir.



1295) İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Resûlullah AS umre için, ashabı da hacc için ihrama girdi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1804); Müslim,Hacc 196, (1239); Nesâî, Hacc 77, (5,178).



1296) İkrime İbnu Halid el-Mahzümî diyor ki: “İbnu Ömer RA’e haccdan önce yapılan umre hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bana:

                “Yapmakta bir beis yok. Bizzat Resûlullah AShaccdan önce umre yapmıştı” cevabını verdi.”

(Buharî, Umre 2.



1297) Yine Buharî’nin, İbnu Abbâs RA’tan kaydettiği bir rivayette şöyle denir:  “Resûlullah AS, insanlara (haccın İslâm’a uygun olan) âdâbını öğretmesi ve Resûlullah adına tebligatta bulunması için Hz. Ebu Bekir’i hacc emîri olarak gönderdi. Hac kafilesi Arafat’a Zülmecaz cihetinden vasıl olunca Kâbe’ye yaklaşmadı, fakat Zülmecaz’a doğru yöneldi. Böyle yapışı, hacca umre ile niyet etmemiş olmasından ileri geliyordu.”



1298) İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Resûlullah AS’ın ashabından bir adam, Hz. Ömer RA’e gelerek, huzurunda, Resûlullah AS’ın ölmüş bulunduğu hastalığı sırasında, haccdan önce yapılan umreyi yasaklarken Resûlullah’ı işitti­ğine dair şehâdette bulundu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1793.).
', 'xx'), (294, 259, 5, 1194186517, 4, 294, 'TAVAF VE SA’Y’İN MAHİYETİ', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
TAVAF VE SA’Y’İN MAHİYETİ

1299) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS ve ashabı (RAüm) Mekke’ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (şehirde menfi bir dedikodu yaparak): “Yarın buraya humma hastalığından der­manı kesilmiş ve ondan çok ızdırab çekmiş bir kavim gelecek”dediler ve (Müslümanlar’ın seyrine bakmak için) Hicr’in arkasına oturdular. (Onların hainliğinden vahyen haberdar olan) Resûlullah AS, celâdetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlar’a tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını, iki köşe arasında da adi yürüyüşle yürümelerini emretti.

Bu hali gören müşrikler: “Bunlar mı hummanın bitkin düşürdüğünü zannettiğiniz insanlar, bunlar falan ve falandan daha sağlammış “ dediler.

İbnu Abbâs RA der ki: “Resûlullah AS’ı ashabına (RAüm) bütün şavtlarda remel yapmalarını emretmekten alı­koyan şey onlara duyduğu merhametti.”

(Buharî,Hacc 55, Megâzî 43; Müslim, Hacc 240, (1266); Tirmizî, Hacc 39, (863); Ebu Dâvud,Menâsik 51, (1886,1889); Nesâî,Hacc 155, (5, 230).

Buharî, bu rivayette şu ziyadeyi kaydeder: “Resûlullah AS sulh antlaşması yaptığı sene (umre için) gelince müşrik­lere kuvvetlerini göstermeleri için “hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Kuaykıân dağı tarafına oturmuş (seyrediyor)lardı.”



1300) Bir diğer rivayette (İbnu  Abbas) şöyle demiştir: “Resûlullah AS Beytullah’ın etrafında, Safâ ile Merve ara­sında, müşriklere kuvvetini göstermek için sa’y etti.”



1301) Ebu Dâvud’un bir diğer rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah AS ızdıbâ yaptı, istilâmda bulundu, tekbir getirdi, sonra üç tavafta remel yaptı. Müslümanlar Rükn-i Yemânî’ye varınca Kureyş’in nazarından gizleniyor, gizlenince de normal yürüyüşe geçiyor, sonra tekrar karşılarına çıkınca bu sefer yeniden remele geçiyorlardı. Onları böyle remel (yaparken canlı ve kıvrak) gören Kureyş: “Bunlar ceylanlar gibiymiş” diyorlardı.

  İbnu Abbâs: “Remel sünnettir” demiştir.

Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1889).



1302) Ebu’t-Tufeyl RA anlatıyor: “İbnu Abbâs RA dedim ki:

                “Kâbe’nin etrafında (tavaf yaparken) ilk üç şavtında remel, son dört şavtında da normal yürüme yapmak sün­net midir, değil midir? Senin kavmin buna sünnet diyorlar?”

İbnu Abbâs RA bana şu cevabı verdi:

                “Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

                “Yani hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler demekle neyi kastediyorsun?” diye açıklama istedim.

Anlattı:

                “Resûlullah AS Mekke’ye (umretü’1-kaza için) gelmişti. Müşrikler: “Muhammed ve ashabı zayıflıktan Kâbe’yi tavaf edemez” dediler. Müşrikler onu kıskanıyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber AS ashabına üç (şavtta) remel yaparak, dört şavtta da normal şekilde yürümelerini emretti.”

Ben tekrar, İbnu Abbâs RA’a:

                “Bana Safâ ile Merve arasındaki tavafı binerek yapmanın sünnet olup olmadığını haber ver. Zîra senin kavmin bunun sünnet olduğunu söylüyorlar!” dedim. Bana şu cevabı verdi:                “Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

                “Hem doğru söylemeleleri, hem de kizb etmeleri ne demektir?” diye ben tekrar sorunca açıkladı:

                “Resûlullah AS Mekke’ye umre için geldiği zaman (Mekkeli) ahali etrafını çokca sarmış: “İşte Muhammed! İşte Muhammed!” diye sıkıntı veriyorlardı. Hattâ, genç kızlar bile evlerden çıkmışlardı. Resûlullah AS’ın huzurunda (yol açmak için) halka vurulmazdı. Halk başına üşüşünce, bu sebeple o da hayvana bindi. Aslında sa’yi yayan yapmak (binerek yapmaktan) efdaldir.”

Müslim, Hacc 237, (1264); Ebü Dâvud, Menâsik 51, (1885).



Ebu Dâvud’un rivayetinde İbnu Abbas RA -Müslim’deki rivayete ziyade olarak- şunu ssöyler: “Hudeybiye müza­kereleri sırasında Kureyşliler: “Muhammed’i ve arkadaşlarını bırakın, böcekler gibi ölsünler” dediler. Müteakip sene umre yapmak şartı üzerine sulh antlaşması yapılınca, Resûlullah AS Mekke’ye geldi.Müşrikler de Kuaykıân tepesi yönünden geldiler. AS Efendimiz ashabına: “Beytullah’ı üç şavtta remel yaparak tavaf edin”dedi. Bu (bütün ümmete şâmil) bir sünnet değildir.

Safâ ile Merve arasındaki sa’y ile ilgili olarak (Ebu Dâvud’da gelen açıklama, (yukarıda kaydedilen) Müslim rivaye­tindekinin aynıdır.)

Ancak Ebu Davud’da şu ziyâde dahi yer alır: “Resûlullah AS, halk, sözlerini daha iyi işitsin, yerini daha iyi görsün ve elleri ona ulaşmasın diye bir deveye bindi.”



1303) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı, yedi şavttan üçünü hızlıca yaptığı ilk tavafta, Hacer-i Esved’e istilâm buyururken gördüm.”

Buharî,Hacc 56; Müslim,Hacc 232, (1261); Muvatta, Hacc 108, (1,365); Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1891) 52, (1893); Nesâî,Hacc 152, (5, 229),153, (5,230).



Bir rivayette şöyle demiştir: “Safâ ile Merve arasında sa’y ederken sel çukurunda koşuyordu.”

Buhârî ve Müslim’in bir rivayetinde şöyle demiştir: “Resûlullah AS Haceru’l-Esved’den Haceru’l-Esved’e üç tur remel yaptı, dört tur da yürüdü, sonra iki rekât namaz kıldı, yani tavaftan sonra. Sonra da, hem haccda hem de umrede Safâ ile Merve arasında tavaf yaptı.”



1304) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS Mekke’ye geldi. Doğru Mescid-i Haram’a girdi ve Haceru’l-Esved’i istilâm buyurdu. Sonra sağ kolu üzerinde ilerleyerek üç tur remel yaptı, dört tur da yürüdü. Sonra Makam-ı İbrahim’e geldi ve “Siz de İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin...” (Bakara 125) âyetini okudu. Ardından makam, Beytullah’la kendi arasında olacak şekilde iki rek’at namaz kıldı. Bu namazı bitirince tekrar Haceru’l-Esved’e geldi ve istilâmda bulundu. 

Sonra Safâ ve Merve’ye gitti. Zannedersem orada:

“Şüphe yok ki Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir” (Bakara 158) âyetini okudu.”

Müslim, Hacc 147, (1218), 235 (1263); Muvatta, Hacc 107, (4, 364); Tirmizî, Hacc 33, (856), 34, (857); Nesâî, Hacc 149, (5, 228);İbnu Mâce, Menâsik 29, (2951).



1305) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS ve ashabı (RAüm) Ciirrâne’den umre yaptılar. Bu umrede Beytullah’ı remel yaparak tavaf ettiler. Bu tavafta ridalarının bir ucunu sağ koltuklarının altına koymuşlar, diğer ucunu da sol omuzlarının üzerine atarak (ızdıba yapmışlardı).”

Ebu Dâvud, Menâsik 50, (1884), 50, (1891).



1306) Urve RA anlatıyor: “Abdullah İbnu’z-Zübeyr, umre maksadıyla Ten’îm’de ihrama girdi. Sonra ben onu Beytullah’ın etrafında, üç şavtta koşar gördüm.”

Muvatta, Hacc 34, (1, 365).



1307) İbnu Ömer RA’den Nâfı’in anlattığına göre, İbnu Ömer RA Mekke’de ihrama girdiği zaman ne Beytullah’ı tavaf eder, ne de Safâ ve Merve arasında sa’yde bulunurdu. Bunları Mina dönüşü yapardı. Mekke’de ih­rama girdiği zaman Beytullah’ı tavafedecek olsa remel yapmazdı.”

Muvatta, Hacc 34, (1, 365).



1308) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS, ifaza tavafının yedi şavtında da remelde bulunmamıştır.”

Ebu Dâvud, Menâsik 83, (2001).



1309) Eslem mevlâ Ömer İbnu’l-Hattâb anlatıyor: “Ömer İbnu’l Hattâb RA’ı dinledim, diyordu ki: “Bugün Allah, İslâm’ı hakim ve güçlü kılmış, küfrü ve kâfırleri de bertaraf etmiş olduğuna göre remel yapmanın ve omuzu açmanın (ızdıba) ne gereği var. Ancak bununla beraber, bizler, Resûlullah AS’la birlikte yapmış olduğumuz şeylerden hiçbirini bırakmayız.”

Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1887).



1310) Ya’la İbnu Ümeyye RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir bürde ile ızdıba yapmış olarak tavaf etti.”

(Ebu Dâvud, Menâsik 50, (1983); Tirmizî, Hacc 36, (859).



  Hadisin Ebü Davud’daki vechinde “yeşil bir bürde” denir.

-Abdurrahman İbnu Safvan RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı, ashabı ile birlikte Kâbe’den çıkarken gördüm. Beytullah’ı, kapısından Hatim’e kadar istilâm ettiler ve Beytullah’ın üzerine yanaklarını koydular. Bu sırada Resûlullah AS ortalarında idi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 55, (1898).
', 'xx'), (295, 260, 5, 1194186575, 4, 295, 'İSTİLÂM', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
İSTİLÂM

1311) Âbis İbnu Rebîa (rahimehullah) anlatıyor: “Ben Hz. Ömer RA’i Haceru’l-Esved’i öperken gördüm. Onu hem öptü, hem de: “Biliyorum ki sen bir taşsın, ne bir faydan ne de zararın vardır. Ben Resûlullah AS’ı seni öper görme­seydim, seni asla öpmezdim” dedi.”

Buharî, Hacc 50, 57, 60; Müslim Hacc, 248, 120; Muvatta, Hacc 36, (1367); Tirmizî, Hacc 37, (860); Ebu Dâvud, Menâsik 47, (1873); Nesâî, Hacc 147, (5, 227); İbnu Mâce, Menâsik, 27, (2943).



1312) İbnu Ömer RA şöyle demiştir: “Ben Resûlullah AS’ı Kâbe’den sadece iki rüknü öperken gördüm, bunlar da iki rükn-i Yemânî’dir.”

Buhari, Hacc 59; Müslim, Hacc 242, (1267); Ebu Dâvud, Menâsik 48, (1874); Nesâî, Hacc 156, (5, 231-232).



1313) Bir rivayette, İbnu Ömer RA’in şöyle dediği belirtilmiştir: “Ben, şu iki Yemânî rükne ve Haceru’l-Esved’e Resûlullah’ın istilâm ettiğini göreliden beri rahat halde de olsam, sıkışık halde de olsam istilâmda bulunmayı hiç terketmedim.”

Buharî, Hacc 60;Müslim, Hacc 245, (1268)(54).



1314) Şeyheynin (Buharî ve Müslimümâ) bir diğer rivayetinde Nâfî der ki: “Ben İbnu Ömer RA’i (tavaf yaparken gördüm. Haceu’l-Esved’i) eliyle istilâm ediyor, sonra da elini öpüyürdu.”

Buharî, Hacc 60; Müslim, Hacc 246, (1268).



1315) Ebü Dâvud ve Nesâî’deki bir rivayet şöyledir: “(İbnu Ömer) anlatıyor: “Resûlullah AS, (tavafın) her şavtında rükn-i Yemânî ve Haceru’l-Esved’i istilâm etmeyi terketmezdi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 48, (1876); Nesâî, Hacc 156, (5, 231).



1316) Buharî ve Nesâî’de gelen bir diğer rivayet şöyle: “Bir adam İbnu Ömer RA’e Haceru’l-Esved’i istilâm etme hususunda sormuştu. Şu cevabı aldı:

                “Ben, Resûlullah AS’ı, onu hem istilâm eder hem de öper gördüm...” 

  Adam tekrar sordu:

                “Pekâlâ, sıkışacak olsam, bana galebe çalacak olsalar, (ne yapayım  İbnu Ömer RA kızgın bir eda ile:            “Sorusu Yemen’de batasıca, Resûlullah AS’ı, onu hem istilâm eder, hem öper gördüm.”

Buharî, Hacc 60; Nesâî, Hacc 155, (5, 231).



1317) Amr İbnu Şuayb babası tarikiyle bildiriyor: “Abdullah’la -ki babasıdır- tavafta bulundum. Kâbe’nin arka kısmına gelince:                “istiâzede (sığınmada) bulunmuyor musun?” dedim.

                “Ateşten Allah’a sığınırım!” dedi ve yürüdü. Haceru’l-Esved’e kadar gelip istilâmda bulundu. Rükn ile kapı arasında (Mültez m’de) durarak göğsünü, yüzünü, kollarını ve avuçlarını şöyle yamadı -onları iyice açarak gösterdi- ve sonra:

                “İşte Resûlullah’ı aynen böyle yaparken gördüm!” dedi.

Ebu Dâvud,Menâsik 55, (1899).



1318) Ebü’t-Tufeyl anlatıyor: “Ben Hz. İbnu Abbas ve Hz. Muâviye RA ile birlikte idim. Muâviye RA hazretleri her rükne uğradıkça istilâmda bulunuyordu. İbnu Abbâs RA kendisine:

                “Resûlullah AS sadece Haceru’l-Esved ve  rüknü’l-Yemânî’den başka yeri istilâm etmezdi” dedi. Hz. Muâviye şu cevabı verdi:

                “Beytullah’tan hiçbir şey ihmal edilmez.”

  İbnu z-Zübeyr bütün rükünlere (köşelere) istilâmda bulunurdu.”

Buharî, Hacc 59; Müslim, Hacc 247, (1269); Tirmizî, Hacc 35, (858).



1319) Hanzala (İbnu Ebî Süfyân İbni Abdirrahman) (rahimehumullah) anlatıyor: “Tâvus merhumu (tavafyaparken) gördüm. Rükne gelince (Haceru’l-Esved) üzerinde izdiham bulursa sıkışıklık yapmaz, geçer  giderdi; boş ve müsait bulursa üç sefer öperdi. Sonra şunu söyledi:

                “Ben İbnu Abbas RA’ı aynen böyle yaparken            gördüm.” İbnu Abbas da:

                “Hz. Ömer RA’i aynen böyle yaparken gördüm” dedi.

  Hz. Ömer RA de:

                “Ben Resûlullah AS’ı böyle yaparken gördüm”. dedi.”

Nesâî, Hacc 148, (5, 227).



1320) Urve İbnu’z-Zübeyr (rahimehullah) anlatıyor: “Resûlullah AS İbnu Avf RA’a:

“Ey Ebü Muhammed! Rüknü’l-Esved’i nasıl istilâm ettin?”diye sordu.

                “İstilâm ettim ve bıraktım!” deyince, Resûlullah (AS);

                “Doğru yapmışsın” dedi.”

Muvatta, Hacc 113; (1, 366).



1321) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Kendisine Hz. Aişe (RA)’nin: “Hıcr’ın bir kısmı Beytullah’tan değildir”dediği haber verilince şunu söyledi: “Allah’a kasem olsun, şayet Aişe bunu Resûlullah AS’tan işitmiş ise, kanaatım o ki, Resûlullah AS şu iki rüknün istilâmını, bunlar Beyt’in temelleri üzerinde olmadıkları için terketmiş olmalıdır. Keza halk da bu sebeple tavafı Hıcr’ın gerisinden yapmaktadır.”

Ebu Dâvud, Menâsik 48, (1875).



1322) Ubeyd İbnu Umeyr anlatıyor: “İbnu Ömer RA iki rükne geldiği zaman (öpmek için) bunlar üzerine abanır, sıkışıklık yapardı. Kendisine: “Ey Ebu Abdirrahmân, dedim, sen Resûlullah’ın diğer ashabının hiçbirinde görme­diğim şekilde bu rükünlere abanıp sıkışıklık yapıyorsun (sebebi nedir)?”

Bana şu cevabı verdi: 

                “Ben böyle yapıyorsam, Resûlullah AS’tan şunu işittiğim içindir: “Bu iki rüknü meshetmek günahlara kefa­rettir.” Keza Resûlullah AS’tan şunu da işittim: “Kim şu Beytullah’ı bir hafta boyu tavaf eder ve sayarsa bir köle âzad etmek gibidir.” Keza şunu da söylediğini işittim: “Kişi tavaf için bir ayağını koyup diğerini kaldırdıkça her adımı sebe­biyle Allah onun bir hatasını siler ve bir sevap yazar.”

Tirmizî, Hacc 111, (959); Nesâî, Hacc 134, (5, 221).



1323) Abdullah İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Mültezem, rükn ile kapı arasıdır.”

Muvatta, Hacc 81, (1, 424).



1324) Abdurrahman İbnu Avf RA anlatıyor: “Bir adamın şöyle söylediğini işittim: “Resûlullah AS Ömer İbnu’l-Hattâb RA’a: “Ey Ebu Hafs, sende fazla kuvvet var. (Haceru’l-Esved’i öpeceğim diye) zayıfa eziyet vermeyesin. Rüknü boş görürsen yanaşarak istilâm et, değilse tekbir getirip geç” dedi. Sonra adam şunu söyledi: “Hz. Ömer RA’in bir adama şunu söylediğini işittim: “İnsanlara fazla kuvvetinle eziyet  verme.”

Rezın’in ilâvesidir. Bu rivayeti Ş’âfiî hazretleri Müsned’inde (2, 43)kaydetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel’in Müsned’inde, hadisi bizzat Hz. Ömer rivayet eder (1, 23).



1325) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA her yedide iki rek’at namaz kılardı.”

Buharî, Hacc 69; Muallak (senetsiz) o1arak kaydetmiştir.)



1326) Urve (rahimehullah) anlatıyor: “İbnu’z-Zübeyr yedilerin arasını birleştirir ve yürüyüşü hızlandırırdı ve Hz. Aişe RA’nin de böyle yaptığını söylerdi. Ancak en sonda her yedi için iki rek’at (tavaf) namazı kılardı.”

Rezîn’in ilavesidir.



1327) Bir diğer rivayette: “İbnu Zübeyr’in “Fecirden sonra tavaf ta bulunduğu, iki rek’ât amaz kıldığı, tavaf edince hızlı yürüdüğü” belirtilir.”

Rezîn ilavesidir.



1328) Hz. Aişe’ye hizmet eden bir kadının rivayetine göre: “Hz. Aişe (RA) kendisiyle birlikte kesintisiz, yedili dört tavaf yapmış, her bir yedinin ardından kılınması gereken iki rek’atlik tavaf namazlarını en sonda ard arda kılmıştır. Hz. Aişe (RA) ilâveten demiştir ki: “Her bir şavtın sonunda rükn-ü istilâm müstehabdır.”

Rezîn ilâvesidir.



1329) Abdurrahrmân İbnu Abdi’l-Kâri anlatıyor: “Ömer İbnu’I-Hattâb RA ile, sabah namazından sonra tavaf ettik. Hz. Ömer tavafı tamamlayınca güneşe baktı ve (doğduğunu) göremedi. Devesine binip Zu-Tavâ nam mevkiye kadar geldi. Orada devesini durdurarak iki rek’at (tavaf sünnetini) kıldı.”

Muvatta, Hacc 38, (1, 369).



1330) İsmail İbnu Ümeyye (merhum) anlatıyor: “Zührî’ye, “Atâ: “Farz namaz, iki rek’atlik tavaf namazının yerini de tutar” diyor, (ne dersiniz)?” dedim. Şu cevabı verdi:  “Sünnete uymak daha iyidir. Resûlullah (AS ) yedi şavtlık bir tavaf yaptı. Mutlaka onun için iki rek’atlik bir tavaf namazı kılmıştır.”

Buharî,Hacc 69.



1331) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS, iki rek’atlik tavaf namazında iki İhlâs süresini yani: Kul yâ eyyuhe’l-kâfirûn ve Kul hüvallahü ehad sürelerini okudu.”

Tirmizî, Hacc 43, (869).



1332) Kesir İbnu Cemhân anlatıyor: “İbnu Ömer RA’i, sa’y mahallinde (mes’a) yürürken görüp kendisine: “Koşma mahallinde yürüyor musun?” dedim. Bana: 

                “Koşsaydım, Resûlullah AS’ı koşuyor görmüşüm demektir. Yürüdüysem Resûlullah AS’ı yürür gördüm demektir. Şimdi ben yaşlı bir insanım.”

Tirmizî, Hacc 39, (864); Ebu Dâvud, Menâsik 56, 1904); Nesâî, Hacc 174, (5,241-242); İbnu Mâce Hacc 43, (2988).



1333) Hz. Câbir RA anlatıyor: Resûlullah AS Safâ’dan indiği zaman normal yürürdü. Ayakları vâdinin tabanına değince de koşardı. Koşması vâdi tabanının bitimine kadar devam ederdi.”

Muvatta, Hacc 42, (1, 374); Nesâî, Hacc 178, (5, 243).



1334) Yine Hz. Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı Mescid-i Haram’dan çıkıp Safâ’ya yönelirken: “Al­lah’ın başladığı ile başlayalım” deyip (sa’ye) Safâ’ dan başladığnı gördüm.”

Muvatta, Hacc 42, (5, 374); Tirmizî, Hacc 38, (862); Nesâî, Hacc, 163 (5l235), 168 (5l237). Bu mânâda Müslim’de de gelmiştir: Hacc 147, (1218). Keza Ebü Dâvud’da Menâsik 57, (1905); İbnu Mâce, Menâsik 84, (3074).

Rezîn, Ebu Hüreyre RA’den naklen şu ilâvede bulundu: “Resûlullah AS, Safâ’ya çıkınca oradan Beytullah’a baktı, ellerini kaldırıp dilediği şekilde Allah’ı zikretmeye koyuldu.”



1335) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Safâ ile Merve arasında, vâdinin dibinde koşmak sünnet değildir. Burada cahiliye ehli koşar ve şöyle derdi: Bathâ’yı (vadinin dibini) biz ancak koşarak geçeriz.”

Buhârî, Menâkıbu’l-Ensar 26.



1336) Safiyye Bintu Şeybe anlatıyor: “Bir kadın dedi ki: “Resûlullah AS’ı, Safâ ve Merve tepeleri arasındaki vadinin dibinde “Vadi ancak koşularak katedilir” diyerek yürürken gördüm.”

Neaî, Hacc 177, (5, 242); İbnu Mâce, Menâsik 43, (2987).



1337) Zührî (merhum) anlatıyor: “İbnu Ömer RA’e sordular:

                “Sen Resûlullah AS’ı Safâ ile Merve arasında remel yaparken (hızlı koşarken) gördün mü?”

                “Evet, dedi. İnsanlardan bir cemaatle birlikteydi. Hep birlikte koşuyorlardı. Ben onları onun koşusuyla koşu­yor görüyordum.”

Nesâî, Hacc,175, (5, 242).
', 'xx'), (296, 261, 5, 1194186616, 4, 296, 'TAVAF VE SA’YİN AHKÂMI', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
TAVAF VE SA’YİN AHKÂMI

1338) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Beytullah etrafındaki tavaf, namaz gibidir. Ancak bunda konuşabilirsiniz. Öyle ise, kim tavaf  sırasında konuşursa sadece hayır konuşsun.”

Tirmizî, Hacc 112, (960); Nesâî, Hacc 136, (5, 222).



1339) Nesâî’nin bir başka rivayetinde şöyle buyurulmuştur: “Tavaf sırasında az kelâm edin. Zîra sizler namazdasınız.”



1340) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Veda haccında bir deve üzerinde tavaf yaptı. Rükn’e bir bastonla istilam buyurdu.” 

Bir rivayette: “Rükn’e her gelişinde, ona elindeki bir şeyle isaret buyurdu” denmiştir.

Buhârî, Hacc 58, 61, 62, 74, Salât 24, Müslim, Hacc 253, (1272);Ebu Dâvud, Menâsik 49, (1877); Nesâî, Hacc 15, (5, 233);  Tirnıizî, Hacc 40, (865); İbnu Mâce, Menâsik 28, (2948).



1341) Ebu Dâvud’da gelen bir diğer rivayette: “Resûlullah AS Mekke’ye geldiği vakit hasta idi. Bu sebeple bineği üzerinde tavaf etti. Tavaf sırasında Rüknün karşısına her gelişte onu bastonu ile selamladı. Tavafını bitirince, devesini ıhdı ve iki rek’at namaz kıldı.” denir.

Ebü Dâvud, Menâsik 49, (1881).



1342) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS halk kendinden uzaklaştırılır endişesiyle deve üzerinde tavaf etti ve Rükn’ü istilâm buyurdu.”

Müslim, Hacc 256, (1274); Nesâî, Hacc 140, (5, 224).



1343) Müslim ve Ebü Dâvud’un İbnu Abbâs RA’tan kaydettikleri bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah AS.Rükn’e beraberinde bulunan bir bastonla istilâmda bulunuyor ve bastonu öpüyordu.”



1344) Ümmü Seleme (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS’a hasta olduğumu söyledim. Bana:  “ Öyleyse, insanların gerisinden, bir hayvan üzerinde tavaf  et” dedi. Ben, Resûlullah AS Beytullah’ın yan tarafında namaz kılarken tavaf ettim. O namazda “Ve’t-Tür ve Kitâbi’n-Mestur” süresini okuyordu.”

Buhârî, Hacc 74, 64, 71, Salât 78; Müslim, Hacc 258, (1276); Muvatta, Hacc 40, (1, 371); Ebü Dâvud, Menâsik 49, (1882); Nesâî, Hac 138, (5, 223); İbnu Mâce, Menâsik 34, (2961).



1345) Vebre İbnu Abdirrahmân anlatıyor: “Bir adam, İbnu Ömer RA’e:

“Vakfe yerine gelmezden önce Beytullah’ı tavaf etmem uygun olur mu?” diye sordu. İbnu Ömer RA cevâben:

                “Evet!” deyince, adam:

                “Ama İbnu Abbâs RA: “Vakfe yapmadan Beytulah’ı tavaf etme” dedi!” der. İbnu Ömer RA de:

                “Resûlullah AS hacc yaptı. O zaman, vakfe yapmadan Beytullah’ı tavaf etti. Ve dahi, şayet sözünde sâdık isen, Resûlullah AS’ın sözüyle amel mi daha doğrudur, İbnu Abbas’ın kavliyle amel mi?” der.”

Müslim, Hacc,187, (1233); Nesâz, Hacc 141, (5,224).



1346) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS (Veda haccında) Mekke’ye geldi, tavafını yaptı, Safâ ve Merve arasında sa’yetti. (Geldiği zaman yaptığı bu ilk) tavaftan sonra, Arafat’tan dönünceye kadar Kâbe’ye yaklaşmadı.”

Buhârî, Hacc 70, 23,127.



1347) Cübeyr İbnu Mut’im RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Ey Abdümenafoğulları, sizden kim halkı idârede bir sorumluluk deruhte ederse, Beytullah’ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılanı sakın menetmesin.”

Tirmizî, Hacc 42, (868); Ebu Dâvud, Menâsik 53, (1894); Nesâî, Hacc  137, (5, 223); İbnu Mace, İkâmetu’s-Salât 149, (1254).



1348) Ebuz-Zübeyr el Mekkî anlatıyor: “İbnu Abbâs RA’ın ikindi namazından sonra yedi kere tavaf edip hücresine çekildiğini gördüm. Artık orada ne yaptığını (tavaf namazı kılıp kılmadığını) bilmiyorum.” 

  Ebu’z-Zübeyr devamla dedi ki: “Ben Beytullah’ın sabah namazından sonra, güneş doğuncaya kadar, ikindi namazın­dan sonra da güneş batıncaya kadar boşaldığını, kimsenin tavaf etmediğini gördüm.”

Muvatta, Hacc 117, (1, 369).

', 'xx'), (297, 262, 5, 1194186655, 4, 297, 'ZİYARET TAVAFI', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
ZİYARET TAVAFI

1349) İbnu Abbâs ve Hz. Aişe (RAüm) anlatıyor: “Resûlullah AS, yevm-i nahrde (Kurban’ın birinci günü) tavafı geceye te’hir etti.”

Bir başka rivayette: “....Ziyâret tavafını” denmiştir. “...Beyt-i Atik’i tavaf etsinler” (Hacc 29) âyetiyle emredilen tavaf bu tavaftır.

Ebu Dâvud, Menâsik 83, (2000); Tirmizî, Hacc 80, (920); İbnız Mâce, Menâsik 77, (3059). Bu hadisi Buhârî, ta’lik olarak kaydetmiştir (Hacc 129).



1350) Nâfi, İbnu Ömer RA’den naklen diyor ki: “Resûlullah AS yevm-i nahirde ifâza (ziyâret) tavafını yaptı, sonra dönüp öğleyi Mina’da kıldı.”

Buhârî, Hacc 129, Müslim,Hacc 335, (1308); Ebu Dâvud, Menâsik 83, (1998.

', 'xx'), (298, 263, 5, 1194186702, 4, 298, 'VEDA TAVAFI', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
VEDA TAVAFI

1351) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Halk (haccın bitmesiyle) her tarafa dağılıyordu. Resûlullah AS:

                “Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin” buyurdu.”

Müslim, Hacc 379, (1327); Ebü Dâvud, Menâsik 84, (2002); İbnu Mâce, Menâsik 82, (3070).



1352) Muvatta’da geldiğine göre, Hz. Ömer RA şöyle buyurmuştur: “Hacc menâsikinin en sonuncusu Beytullah’ı tavaftır.”

  Muvatta’da kaydedilir ki, Hz. Ömer RA veda tavafı yapmadan ayrılan birisini Merrü’z-Zahrân denen yerden veda tavafı yapmak üzere geri çevirdi.”

Muvatta, Hacc 1, 369).



1353) İbnu Abbâs RA: “Kadın hayızlı olduğu takdirde (veda tavafı yapmadan) yola çıkmasına ruhsat verildi” de­miştir.

Buhârî, Hayz 27, Hacc 144; Müslim, Hacc 380, (1328).



1354) Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Halka, son varacakları yerin Beytullah olması emir buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi.”

Müalim, Hacc 380, (1328).



1355) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS’ın zevcelerinden Safiyye Bintu Huyey (RA) hayız oldu. Durum Resûlullah AS’a haber verilmişti.

                “O bizi burada hapis mi edecek!” dedi. Kendisine, Safıyye’nin tavâf-ı ifâzayı yapmış olduğu söylenince:

                “Öyleyse hayır, (beklemenize gerek yok, yola çıkınız)” açıklamsında bulundu.”

Buhârî, Hacc 129,145, Hayz 27, Megâzî 77; Müslim, Hacc, 382, (1211); Muvatta, Hacc 225-228, (1, 412-413); Nesâî, Hayz 23, (1, 194); Tirmizî, Hacc 99, (943); Ebu Davud, Menasik 85, (2003); Nesâî, Hayz 23 (1,194); İbnu Mâce, Menâsik 83, (3072). Bu metin Şeyheyn (Buhârî ve Müslim) metnidir.)



1356) Amre merhum anlatıyor: “Hz. Aişe (RA) beraberinde kadınlar olduğu halde haccetse, kadınların hayız oluver­melerinden korkardı: Bu sebeple yevm-i nahirde (kurbanın birinci giünü) hemen onlara öncelik tanır ve derhal ifâza tavaflarını yaptırırdı. İfâza tavaflarını yaptılar mı, artık onları (temizlensinler de veda tavafı da yapsınlar diye) bekle­mez, kadınlar hayızlı iken hemen (Medine’ye dönmek üzere) yola çıkardı.”

Muvatta, Hacc 227, (1, 413).
', 'xx'), (299, 264, 5, 1194186742, 4, 299, 'ERKEKLERİN KADINLARLARLA KARIŞIK TAVAFLARI', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
ERKEKLERİN KADINLARLARLA KARIŞIK TAVAFLARI

1357) İbnu Cüreyc anlatıyor: “Ata, bana İbnu Hişâm’ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki: “O bunu nasıl yasaklar, Resûlullah AS’ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!” Ben Atâ’ya sordum:

                “Onların beraber haccları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?”

                “(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!” diye cevap verdi. Ben tekrar sordum:

                “Pekâlâ erkeklere nasıl karışırlardı?” Şu cevabı verdi:

                “Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (RA) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı.” Hatta bir kadın kendisine: “Ey mü’minlerin annesi, yürü (Hacerü’l-Esved’e elimizi değerek) istilâm edelim!” demişti de Hz. Aişe ona:

                “Sen dilediğin şekilde git” deyip kendisi gitmekten imtina etmişti.Onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı. )

  Beytullah’a girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra gi­rerlerdi.

  (Atâ devamla): “Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyr’le birlikte,Müzdelife’deki Sebir dağında mücâvir (yani ika­met eder) olan Hz. Aişe (RA)’nin yanına giderdim” dedi. Ben hemen sordum: 

                “Pekâlâ Hz. Aişe’nin örtüsü ne idi`?”

                “Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi. Çadırın bir perdesi vardı. Aişe (RA) ile bizim ara­mızda bu perdeden başka bir şey yoktu. Ben Hz. Aişe’nin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm.”

Buhârî, Hacc 64.)
', 'xx'), (300, 265, 5, 1194186782, 4, 300, 'SAFÂ VE MARVE ARASINDA SA’Y', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
SAFÂ VE MARVE ARASINDA SA’Y

1359) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Ne Resûlullah AS ne de Ashab-ı Kirâm (RAüm)’ı Safâ ile Merve arasında birden fazla tavafda bulunmadı, bu da ilk defa yaptıkları tavaf idi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 54, (1895); Nesâî, Hacc 182, (5, 244); Müslim, Hacc 140, (1215) İbnu Mâce, Menasik (2972).



1360) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Kâbe’yi başına yular veya başka bir şey takılmış halde tavaf eden bir adam görmüştü. Hemen yuları koparıp attı.”

Buhâri, Hacc, 65, 66, Eymân ve’n-Nüzür 31; Ebu Dâvud, Eyman ve ‘n-Nüzür 23,(3302); Nesâî, Hacc 186, (5, 221-222), Eymân ve’n-Nüzür 30, (7,18).



Bir başka rivayette şöyle denmiştir “. . .burnuna geçirilmiş bir halka ile birisini yeden bir adam görmüştü, derhal hal­kayı kopardı ve adama: “elinden tutarak yed!” diye emretti.



1361) İbnu Ebî Müleyke anlatıyor: “Hz. Ömer RA, Beytullah’ı tavaf eden cüzzamlı bir kadın görmüştü, hemen:

                “Ey Allah Teâla’nın câriyesi, insanlara ezâ verme, sen evinde otursan kendin için daha hayırlı olurdu!” dedi. Kadın (söz tutup) evinde oturdu. Hz. Ömer RA’in vefatından sonra bir adam kadına uğrayarak:

                “Seni haccdan yasaklayan kimse artık vefat etti, çık evinden!” dedi.Kadın adama şöyle cevap verdi:

                “Allah’a yemin olsun, ben ona sağken itaat edip, ölünce isyan edecek kimse değilim.”

Muvatta, Hacc 250, (1, 424).



1362) Abdullah İbnu’s-Sâib in anlattığına göre, (yaşlanıp gözlerini kaybettiği vakit) İbnu Abbâs RA’a (tavaf sıra­sında) refakat edip, Haceru’1-Esved’i takip eden (Haceru’1-Esved ile) kapı arasındaki kısımda (mültezem) durdurmuş bu sırada İbnu Abbâs RA kendisine: “Bana söylendiğine göre, Resûlullah AS işte burada namaz kılarmış” demiş­tir. Abdullah İbnu Sâib de “evet” demiş, bunun üzerine İbnu Abbâs, kalkıp orada namaz kılmıştır.”

Ebu Dâvud, Menâsik 55; Nesâî, Hacc 133, (5, 221).



1363) İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Sa’d İbnu Ebî Vakkâs RA, mürâhık (yani zaman bakımından daralmış, vakfeyi kaçırma endişesine düşmüş) olarak Mekke’ye gelince, Beytullah’la Safâ ve Merve’yi tavaftan önce, Arafat’a çıkar, Arafat’tan döndükten sonra tavafını îfa ederdi.”

Muvatta, Hacc 125, (1,371).



1364) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki:  “Beytullah’ı tavaf etmek, Safâ ve Merve ara­sında sa’yetmek ve şeytan taşlamak Allah’ı zikretmek için emredilmiştir.”

Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1888); Tirmizî, Hacc 64, (902).
', 'xx'), (301, 266, 5, 1194186823, 4, 301, 'TAVAF VE SA’YDE DUA', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
TAVAF VE SA’YDE DUA

1365) Abdullah İbnu Sâib anlatıyor: “Safâ ile Merve arasındaki tavaf sırasında Resûlullah AS’ın şöyle dua ettiğini işittim:

                “Rabbimiz bize dünyada hayır ver, ahirette de hayır ver ve bizi ateş azabından koru.”

Ebu Dâvud, Menâsik 52, (1892).



1366) Nâfi’ (rahimehullah)’nin anlattığına göre, İbnu Ömer RA’i Safâ tepesi üzerinde şöyle dua ederken işitmiştir: 

                “Ey Allah’ım, Kitab-ı Mübîn’inde: “Bana dua edin size icâbet edeyim!” (Gâfır 60) diyorsun, sen sözünden dönmezsin. Ben şimdi senden istiyorum: Bana hidayet verip İslam’ı nasib ettin, onu geri alma. Son nefesimi Müslüman olarak vermemi nasib et” (Âmin).

Muvatta,Hacc 128, (1,372-373).



Ya Rabb, aynı duayı biz de yapıyoruz, kabül et!

Rezîn şunu ilâve etmiştir: “(İbnu Ömer), üç kere tekbir getirir ve şöyle derdi: “Allah’tan başka ilâh yoktur, O tekdir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, bütün hamdler O’na âittir, O her şeye kâdirdir.” Bunu da yedi kere tekrarlardı.

Merve’de de, her şavtta aynı şeyleri tekrar ederdi.

Rezîn’in bu ilâvesi de Muvatta’nın aynı babındadır (127. hadis)



1367) Rezîn’in bir rivayetinde şöyle denir: “Bu yirmi bir tekbir, yedi tehlîl eder. Bunlar arasında da dua eder, Allah’tan ister, sonra (tepeden inmeye başlar), vadinin tabanına (şimdilerde Yeşil Sütunlara) varınca koşmaya başlar, buradan çıkıncaya kadar koşar, Merve yamacına varınca normal yürümeye devam eder. Tepeye, zirveye çıkar, orada durup, Safâ’da yaptıklarını aynen tekrar ederdi.

Bunu yedi kere tekrarlar ve böylece sa’yini tamamlamış olurdu.”



1368) Hz.Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS Safâ tepesinde durduğu zaman üç kere tekbir getirip sonra: Allah’tan başka ilah yoktur. O tekdir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir, O herşeye kadirdir” derdi. Ve bunu üç sefer tekrar eder, dua okurdu. Aynı şeyi Merve tepesinde de yapardı.”

Muvatta, Hacc 127, (1, 372); Müslim, Hacc 147, (1218); Ebu Dâvud, Menâsik 57, (1908); İbnu Mâce, Menâsik 84, (3074).



1369) İbnu Şihâb anlatıyor: “İbnu Ömer RA’in tavaf sırasında telbiye getirmemesi, bunun meşrü olmamasındandır. Bu sebeple oğlu Sâlim de tavafta telbiyeyi mekruh addetmiştir. İbnu Uyeyne der ki: “Kendisine ihtida edilip uyulanlar­dan Atâ İbnu’s-Sâib hâriç hiç kimsenin Beytullah’ın etrafında telbiye getirdiğini görmedim.” Şâfıî hazretleri ve Ahmed İbnu Hanbel sessizce telbiye getirmeyi câiz bulmuşlardır. Ancak Rebîa tavaf edince telbiye getirirdi.”

  Hanefîlere göre, telbiye, Zilhicce’nin 10’uncu günü (yâni bayramın birinci günü) şeytana ilk taşın atılmasına kadar devam eder, o zaman bırakılır.

', 'xx'), (302, 267, 5, 1194186870, 4, 302, 'BEYTULLAH’A GİRİŞ', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
BEYTULLAH’A GİRİŞ

1370) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS mesrür bir halde yanımdan çıkmıştı, sonra üzüntülü olarak geri döndü. Dedi ki:

                “Kâbe’ye girdim. Ancak pişman oldum, yaptığım bu işi geri getirebilseydim, girmezdim. Ümmetime meşak­kat vermiş olmaktan korkuyorum: ‘



1371) Tirmizî’de şöyle denir: “...Yapmamış olmayı temenni ettim. Zîra, kendimden sonra ümmetimi yormuş olmaktan korkuyorum.”

Ebu Dâvud, Menâsik 95, (2029); Tirnıizî, Hacc 45, (873); İbnu Mâce, Menâsik 79,(3063).



1372) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS, beraberinde Usâme İbnu Zeyd, Bilâl, Osman İbnu Talha RA olduğnu halde hep beraber girip kapıyı kapadılar. Açtıkları zaman içeri ilk giren ben oldum. Bilal’le karşılaştım ve hemen Resûlullah AS’ın Kâbe’nin içerisinde namaz kılıp kılmadığını sordum.

                “Evet” dedi, “iki Yemânî direk arasında.” Kaç rek’at kıldığını sormayı unuttum.”



1373) Bir rivayette geldiğine göre (İbnu Ömer) şöyle demiştir:”Çıktığı zaman Bilâl RA’e sordum:

                “Resûlullah AS içerde ne yaptı?” Cevaben:

                “İki direği sağına, birini de soluna aldı, üç direği de arkasına aldı. -O zaman Beytullah’ta altı direk vardı- sonra namaz kıldı.”



1374) Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Beytullah’a girdiği zaman soluna gelen iki direk arasında iki rek’at namaz kıldı. Sonra çıktı ve Kâbe’nin önünde iki rek’at namaz kıldı.”



1375) Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “Resûlullah AS Fetih senesi, devesi Kasvâ’nın üzerinde olduğıı halde ilerledi, terkisinde de Üsâme RA vardı.”



1376) Bir diğer rivayette şöyle denmiştir:

                “...Üsâme’ye ait bir devenin üzerinde (gelip) Kâbe’nin avlusunda deveyi ıhdı. Sonra, Osman İbnu Talha RA’yı çağırdı ve:

                “Kâbe’nin anahtarını bana ver!” dedi. Osman annesine koştu. Ancak kadın vermekten imtina etti. Osman RA:

                “Allah’a kasem olsun ya derhal verirsin veya şu kılıncım belimden hemen çıkacaktır!”diye kükredi. Bunun üzerine kadın anahtarı Osman’a hemen verdi, o da Resûlullah AS’a getirip teslim etti. Resûlullah AS Kâbe’yi açtı...” Devamını önceki rivayetteki gibi zikretti.



1377) Yine Müslim’de kaydedilen bir rivayette, İbnu Abbâs RA şunu söyler: “Sizler Kâbe’yi tavafla emrolundunuz, içine girmekle değil.” Ve der ki: “Üsâme RA bana, Resûlullah AS’ın, Beytullah’a girdiği zaman her tarafında dua ettiğini, dışarı çıkıncaya kadar namaz kılmadığını, çıkınca Beytullah’ın önünde (kapısına yakın yerde) iki rek’at kılıp: “Bu (Beyt), kıbledir” dediğnni haber verdi.”



1378) Buhârî’nin bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir. “Resûlullah AS Kâbe’ye girdi. İçeride altı direk vardı. Her bir direğin yanında bir miktar durdu, dua etti, ama namaz kılmadı.”



1379) Nesâî’de şöyle denmiştir: “Kâbe’ye girdi ve her tarafında tesbihde bulundu. Namaz kılmadan çıktı. Makâm’ın gerisinde iki rek’at namaz kıldı.”



1380) Nesâî’nin bir diğer rivâyeti şöyle: “Resûlullah AS) Kâbe’ye girdi, ilerledi. Kapıya yakın bulunan iki sütunun arasına gelince oturdu. Allah’a hamd ve senâda bulundu. Sonra kalkıp Kâbe’nin arka cihetinden karşısına gelen kısma kadar yürüdü. Alnını ve yanağını sürdü. Allah’a hamd’u senâda bulundu, dua ve istiğfar etti. Sonra Kâbe’nin her bir köşesine gitti ve her birini tekbir, tehlil, tesbih ve Allah Teâla’ya senâ, dua ve istiğfarla karşı­ladı.Sonra çıkıp, Beytullah’ın ön yüzünde iki rek’at namaz kıldı. Namazdan çıkınca: “Bu (Beyt), kıbledir” dedi.”

Buhâri, Hacc 51, 52, 54, Megâzî 77, 48, Salât 30,81, 96, Teheccüt 25, Cihâd 127; Müslim, Hacc 388-397 (1329-1332); Muvatta, Hacc 193, (1, 398);Ebu Dâvud, Menâsik 93, (2023); Nesâî, Mesâcid 5, (2, 33-34), Hacc 126,127,131,139 (5,216-221), Kıble 6, (5, 217).



1381) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS (Mekke’ye) geldiği vakit içerisinde put olduğu için, Beytullah’a girmekten imtina etti (kaçındı). Onların çıkarılmalarını emretti. Hepsi de çıkarıldı. Hz. İbrahim ve Hz. İsmâil (aleyhimâsselam)’in ellerinde fal okları bulunan heykelleri de çıkarıldı. Resûlullah AS (bunu görünce): “Allah canla­rını alsın! Allah’a kasem olsun, onlar da bilirler ki, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (aleyhimâsselam) bu oklarla kısmet ara­madılar.”

Buhârî, Hacc 54 Enbiya 8, Megâzî 48;Ebu Dâvud, Hacc, 93, (2027).



1382) Eslemiyye (RA) anlatıyor: “Hz. Osman RA’a dedim ki: “Resûlullah AS seni çağırdığı zaman sana ne söy­ledi.”  Bana şu cevabı verdi:

                “Resûlullah AS bana: “Sana iki boynuzu örtmeni söylemeyi unuttum. Zîra Beytullah’da namaz kılan kimseyi meşgul edecek herhangi bir şeyin bulunması doğru değildir” dedi. “

Ebu Dâvud, Menasik 95, (2030).



1383) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Ben Kâbe’ye girip içinde namaz kılmayı çok arzu ediyordum. Resûlullah AS elle­rimden tutup beni Hıcr’a soktu ve: “Beytullah’a girmek istiyorsan burada namaz kıl. Zîra burası ondan bir parçadır. Senin kavmin Kâbe’yi (tamir maksadıyla) yeniden inşa ederken, inşaatı kısa tutup onu Beytullah’tan hâriç bıraktı­lar”dedi.”

Tirnizî, Hacc 48, (876); Ebu Dâvud,Menâsik 94, (2028); Nesâî, Hacc 129, (5, 219), Muvatta, Hacc 105, (1, 364). (Muvatta’nın rivayeti mânâ yönüyle mutabakat sağlar).



1384) Nesâî’de gelen bir diğer rivayet şöyle: “(Hz. Aişe der ki):”Ey Allah’ın Resûlü, dedim, Beytullah’a girmeyeyim mi?”

                Bana şu cevabı verdi:

                “- Hıcr’a gir, çünkü o da Beytullah’tan bir parçadır.”

Nesâî, Hacc 129.



1385) Nâfi ‘anlatıyor: “İbnu Ömer RA, Kâbe’ye girdi mi, girince yüzü istikâmetinde yürür, kapıyı arkasında tutar, karşı duvarla arasında üç zira’lık mesâfe kalıncaya kadar düz yürür, (orada durup) namaz kılar, böyle davranmakla, Hz. Bilâl RA’in, “Resûlullah AS burada kıldı” diye haber verdiği yerde namaz kılmayı kastederdi. Ancak (İbnu Ömer) şunu da söyledi:

                “- Kişinin, Beytullah’ın içerisinde, dilediği noktada namaz kılmasında bir beis yoktur!”

Buharî, Hacc 52, 51, Salât 30, 81, 96.

', 'xx'), (303, 268, 5, 1194186954, 4, 303, 'VAKFELER VE HÜKÜMLERİ', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
VAKFELER VE HÜKÜMLERİ

1386) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Kureyş ve onun dinine mensub olanlar, (cahiliye devrinde) Müzdelife’de vakfe yapı­yorlardı ve kendilerine hums denilirdi. Diğer Araplar ise Arafat’da vakfe yapıyorlardı. İslâm dini gelince, Cenâb-ı Hakk, Peygamberine AS, Arafat’a gidip orada vakfe yapmalarını, sonra da oradan topluca ayrılmalarını emretti. Şu âyet bu hususu beyan eder: “Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin...”(Bakara 199).

Buhârî, Tefsir, Bakara 35, Hacc 91; Müslim, Hacc 152, (1219); Tirmizî, Hacc 53,(884); Ebü Dâvud, Menâsik 58, (1910); Nesâî, Hacc 202 (5, 255).



1387) Bir diğer rivayette Hz. Aişe (RA) der ki:”Hums: Allahu Teâlâ hazretlerinin, haklarında: “Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin” (Bakara 199) âyetini indirdiği kimselerdir.”

  Hz. Aişe (RA) devamla şu açıklamayı yaptı: “İnsanlar Arafat’ta (vakfe yaparak oradan) boşanırlardı. Hums olanlar ise, Müzdelife’de (vakfe yaparak oradan) boşanırlar ve: “Biz ancak Harem’den akın ederiz” derlerdi. Ancak, “Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin” (Bakara 199) meâlindeki âyet nâzil olunca, onlar da, (vakfe için) Arafat’a çıktılar.”



1388) Rezîn de bir rivayet ilâve etmiştir: “Kureyş ve onun dininde olanlar -ki bunlar Hums denen zümredir- Müzdelife’de vakfe yapıyorlar ve: “Biz, Allahu Teâla’nın katîniyiz yani Beytullah’ın komşularıyız, biz O’nun Ha­rem’inden dışarı çıkmayız” derlerdi. Ebu Seyâre, Arabı, (semeresiz) bir Arap eşeğinin üzerinde Arafat’tan indirdi.”



1389) Cübeyr İbnu Mut’im RA anlatıyor: “Bir devemi kaybetmiştim. Arefe günü aramaya çıktım. Resûlullah AS’ı Arafat’da herkesle vakfe yaparken gördüm. (Hayretimden):

                “-Vallahi bu hums’tan biri, burda ne işi var?” dedim. Kureyşliler, hums’tan addedilirdi.”

Buhârî, Hacc 91; Müslim, Hacc 153, (1220); Nesâî, Hacc 202,(5, 255).



1390) Amr İbnu Abdillah İbni Safuânin Yezid İbnu Şeyban el-Ezdî RA’den naklettiğine göre şöyle anlatmıştır: “Biz, vakfe mahallinde (Arafat’ta), Amr’ın imamdan uzak tuttuğu bir yerde vakfe yaparken, İbnu Mirba’ el-Ensâr yanımıza gelerek:

                “Ben Allah Resûlü AS’nün size gönderdiği elçiyim. Efendimiz hazretleri sizlere şu emri gönderdiler:

                “Meşâirleriniz üzere olun. Zîra sizler, babanız ibrahim’in mirası üzeresiniz.”

Tirmizî, Hacc 53, (883); Ebu Davud, Menâsik 63, (1919); Nesâî,Hacc 202, (5, 255); İbnu Mâce, Menâsik 55, (3011).



1391) Nübeyt İbnu Şerît el-Eşcaî RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı arafe günü, kızıl bir devenin üzerinde hutbe verir­ken gördüm.”



Ebu Dâvud, Menâsik 62, (1916); Nesâî, Hacc 199(5, 253).



1392) el-Addâ İbnu Hâlid İbni Hevze el-Âmirî RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı, arafe günü, bir devenin üzerinde üzengilere (basarak) doğrulmuş, halka hutbe verirken gördüm.”

Ebü Dâvud, Menâsik 62, (1917).



1393) Zeyd İbnu Eslem, Benî Damureli bir adamdan, o da babası veya amcasından şunu nakletmiştir: “Resûlullah AS’ı Arafat’ta bir minber üzerinde gördüm.”

Ebü Dâvud, Menâsik 62,(1915).



1394) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS arefe günü sabahı, sabah namazını kılınca Mina’dan hareket ede­rek Arafat’a geldi, Nemire’ye indi. Burası, Arafat’a gelen ümerânın indikleri yerdir. Öğle namazı vakti olunca Resûlullah AS sıcakta Nemire’den yürüdü. Öğle ile ikindiyi birleştirdi, sonra halka hitab etti. Sonra yürüyüp Ara­fat’taki vakfe yerinde durdu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 60, (1913).



1395) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve sabahı Mina’da kılar, sonra güneş do­ğunca Arafat’a hareket ederdi.”

Muvatta, Hacc 195,11, 400.



1396) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah, terviye günü, Mina’da bize öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve ertesi günü (Zilhicce’nin dokuzu) sabahı kıldırır, sonra Arafat’a hareket ederdi.”

Tirmizî, Hacc 50, 879).



1397) Ebu Dâvud’da yine İbnu Abbâs: “Resûlullah AS, terviye günü öğleyi, arefe günü de sabahı Mina’da kıldırdı” demiştir.

Ebu Dâvud, Hacc 59, (1911).



1398) Urve İbnu Mudarrıs et-Tâî RA anlatıyor: “Resûlullah AS’a Müzdelife’de namazı kıldığı zaman geldim.

                “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, ben Tayy dağlarından geliyorum. Hayvanım da kendim de yorgunum ve bitkin düştük. Allah’a kasem olsun, ey Allah’ın Resûlü, gelirken geçtiğim her dağın başında mutlaka durdum. Benim için hacc imkânı var mı?”

  Resûlullah AS şu cevabı verdi:

                “Bizimle birlikte şu namazı burada kılıp, bizimle kalan, bundan önce de Arafat’da geceleyin veya gündüzleyin kalmış olan, artık haccını tamamlamış, haramlardan kurtulmuş olur.”

Tirmizî, Hacc 57, (891); Ebu Dâvud,Menâsik 69, (1950); Nesâî, Hacc 211, (5, 263); İbnu Mâce, Menâsik 57, (3016).



1399) Abdurrahmân İbnu Ya’mur ed-Dîlî RA anlatıyor: “Resûlullah AS Arafat’da iken, münâdîsine (dellâlına) şöyle nidâ edip duyurmasını emretti: “Hacc Arafat’tır, kim Cem (Müzdelife) gecesi fecrin doğmasından önce (vakfeye) yetişirse, haccı idrak etmiş demektir. Eyyâm-ı Mina üç gündür. Kim ilk iki günde acele davranırsa, herhangi bir günah terettüp etmediği gibi, te’hir edene de bir günah terettüp etmez.”

Tirmizî, Hacc 57, (889); Ebü Dâvud, Menâsik 69, (1949);Nesâî, Hacc 211, (5, 264); İbnu Mâce, Menâsik 37, (3015).



1400) Hz.Ali RA anlatıyor: “Resûlullah AS Kuzah’ta vakfe yaptı ve: “Burası Kuzah’tır, vakfe mahallidir, Cem’in (Müzdelife’nin) tamamı vakfe mahallidir. Ben burada kurbanı kestim. Mina’nın her yanı kesim yeridir. Kurbanlarınızı evlerinizde kesin” buyurdu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 65, (1935).



1401) İmam Mâlik (rahimehullah)’e ulaştığına göre, Resûlullah AS şöyle buyurmuştur: “Arafat’ın tamamı vakfe yeridir. Urene vâdisinden çıkın (vakfe yeri değildir). Müzdelife’nin tamamı vakfe yeridir, Muhassır vâdisinden çıkın (vakfe yeri değildir).”

Muvatta, Hacc 166 (1, 388); Müslim, Hacc 149.)

', 'xx'), (304, 269, 5, 1194187071, 4, 304, 'ARAFAT\'TAN MÜZDELİFEYE SEL GİBİ AKMAK', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
İFÂZA HAKKINDADIR
(ARAFAT'TAN MÜZDELİFEYE SEL GİBİ AKMAK)

1402) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS Arafat’tan yola çıkmıştı, arkasından birisinin (koşturmak için) devesine şiddetle bağırıp, vurduğunu işitti. Bunun üzerine kamçısıyla (etrafındakilere kulak verin diye) işaret edip, şöyle buyurdu:

                “Sâkin olun. (Allah’ı razı edecek iyi davranış ve) Birr acelede değildir.”

Buharî, Hacc 94, Müslim, Hacc 268, (1282), 282, (1286); Ebu Dâvud, Menâsik 64, (1920); Nesâî, Hacc 204,(5, 257-258).



1403) Üsâme İbnu Zeyd RA anlatıyor: “Resûlullah AS güneş battığı zaman Arafat’tan (ifâza yaparak) yola çıktı. Dağ geçidine geldiği zaman deveden inip bevletti. Sonra abdest aldı. Abdesti bol su kullanarak değil, hafıfçe aldı. Ben:

                “Namaz mı kılacağız ey Allah’ın Resûlü`?” diye sordum.

                “Hayır, namaz önümüzde!” dedi ve devesine bindi. Müzdelife’ye gelince hayvandan indi ve yeniden abdest aldı. Bu sefer bol su kullandı.Sonra namaz başladı. Akşam namazını kıldı. Sonra herkes devesini ıhdı.Yine namaza başlandı. Bu sefer de yatsıyı kıldı. İkisi arasında başka bir namaz kılmadı.”

Buhârî, Vudü 6, 35, Hacc 93, 95; Müslim, Hacc 266, (1280). Muvatta, Hacc 19?, (1, 400-401); Ebu Dâvud, Menâsik 64, (1925); Nesâî, Mevâkît 56 (1, 292), Hacc 206, (5, 259).



1404) Urve’den yapılan bir rivayet şöyledir: “Hz. Üsâme RA’ye : “Resûlullah AS Veda haccından, ifâzadan (Arafat’tan ayrıldıktan) sonra yolculuğu nasıl yaptı?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi:

                “Hızlı yürürdü. Ancak yolda bir düzlüğe rastlarsa daha hızlı yürürdü.”

Buhârî, Hacc 92, Cihâd 136, Megâzî 77; Müslim, Hacc 282, (1286); Muvatta, Hacc 176, (1, 392); Ebu Dâvud, Menâsik 64, (1923); Nesâî, Hacc 205, (5,259).



1405 -Fâtıma Bintu’l-Münzir anlatıyor: “Esmâ Bintu Ebî Bekr RA kendisi ve beraberindekilere Müzdelife’de sabah namazı kıldırıverecek olan kimseye, şafak söktüğü zaman kıldırmasını emredip, bineğine atlar ve Mina’ya hareket eder (yolda da) durmazdı.”

Muvatta, Hacc 175, (1, 392).



1406) İbnu Abbâs RA: “Ben Resûlullah AS’ın Müzdelife gecesinde, ailesinden, erkenden taşlamaya gönderdiği zayıflar grubu arasında idim” demiştir.

Buhârî, Hacc 98;Müslim, Hacc 300, (1293); Tirmizî, Hacc 58, (892, 893); Ebu Dâvud, Menâsik 66, (1939,1940); Nesâî, Hacc 208, (5, 261, 271, 272); İbnu Mâce, Menâsik 62, (3025).



1407) Hz.Aişe (RA) anlatıyor: “Sevde (RA), Resûlullah AS’tan Müzdelife’den geceleyin ifâza yapmak için izin istedi. Sevde iri, ağır yürüyen bir kadındı. Resûlullah AS ona izin verdi.”

  Hz. Aişe (RA): “Keşke ben de onun gibi izin istemiş olsaydım” diye hayıflanırdı. (Vaktiyle izin almamış olduğu için) O, hep imamla birlikte ifâzada bulunurdu.”

Buhârî, Hacc 98; Müslim, Hacc 293-296,(1290); Nesâî Hacc 209, (5, 262), 214 (5, 266).



1408) Yine Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS) Ümmü Seleme’yi kurban gecesi (Mina’ya) gönderdi. Ümmü Seleme, daha şafak sökmeden şeytan taşlamasını yaptı. Sonra gidip ifâza (tavafını) yaptı.”

Elbu Dâvud, Menâsik 66, (1942); Nesâî, Hacc 223, (5, 272).



1409) Fâtıma Bintu’l-Münzir anlatıyor: “Esmâ Bintu Ebî Bekr RA kendisi ve beraberindekilere Müzdelife’de sabah namazı kıldırıverecek olan kimseye, şafak söktüğü zaman kıldırmasını emredip, bineğine atlar ve Mina’ya hareket eder (yolda da) durmazdı.”

Muvatta, Hacc 175, (1, 392).

', 'xx'), (305, 270, 5, 1194187110, 4, 305, 'ARAFAT VE MÜZDELİFE’DE TELBİYE', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
ARAFAT VE MÜZDELİFE’DE TELBİYE

1410) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Hz. Üsâme RA Arafat’tan Müzdelife’ye kadar Resûlullah AS’ın terkisinde idi. Sonra Müzdelife’den Mina’ya kadar da Fadl İbnu Abbâs’ı terkisine aldı. Her ikisi de: “Resûlullah AS büyük şeytanı (Cemretu’1-Akabe) taşlayıncaya kadar telbiyeyi bırakmadı” demiştir.”

Buhârî, Hacc 86, Cihâd 126; Müslim, Hacc 266, (1281); Tirmizî, Hacc 78, (918); Ebu Dâvud, Menâsik 28, (1815); Nesâî, Hacc 216, (5, 268), 229, (Buhârî’de gösterilen bablarda rivayet mânâ yönüyle mevcuttur, lâfzan değil).



1411) Sâid İbnu Cübeyr anlatıyor: “Ben, İbnu Abbâs RA ile Arafat’ta beraberdim. Bir ara bana: “Niye halkın telbiyesini işitmiyorum?” diye sordu, ben kendisine:

                “Muâviye RA’den korkuyorlar!” dedim. Bunun üzerine:

                “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, bu insanlar Ali’ye buğuzları sebebiyle sünneti terketmişler!” diyerek çadırın­dan çıktı.”

Nesâî, Hacc 197 (5, 253).



1412) Muhammed İbnu Ebî Bekr es-Sakafî anlatıyor. Arafat’tan Mina’ya gelirken, beraberindeki Enes İbnu Mâlik RA’e telbiyeden sorarak: “Siz Resûlullah AS ile nasıl yapıyordunuz?” dedim. Bana:

                “Dileyen telbiye getirirdi, Resûlullah AS müdâhale etmezdi. Dileyen tekbir getirirdi, Resûlullah ASona da mudâhale etmezdi! Dileyen de tehlil getirirdi, ona da müdâhale etmezdi. Bizden kimse, (farklı zikirler de bulunduğu için) arkadaşını ayıplamazdı. “

Buhâri, Hacc 86, İydeyn 12; Müslim, Hacc 274, (1285); Nesâî, Hacc 192, (5, 250).



1413) Ca’fer İbnu Muhammed babasından naklen anlatıyor: “Hz. Ali RA, haccda, arefe günü güneşin zeval noktasına gelmesine kadar telbiyeye devam eder, ondan sonra keserdi.”

Muvatta,Hacc 44, (1, 338).



1414) Hz. Üsâme RA anlatıyor: “Arafat’da ben Resûlullah AS’ın devesinin terkisinde idim. Bir ara dua için ellerini kaldırmıştı. (O esnada) deve, Resûlullah AS’ı eğdi.Derken yuları düştü. Hz. Peygamber AS yuları elinin biriyle tutup, diğer elini kaldırarak duasına devam etti.”

Nesâî, Hacc 202, (5, 254).

', 'xx'), (306, 271, 5, 1194187231, 4, 2535, 'REMY-İ CEMERATIN KEYFİYETİ (ŞEYTAN TAŞLAMANIN NASIL YAPILDIĞI)', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 1323552350, 'vaizismail', 'REMYİN KEYFİYETİ (ŞEYTAN TAŞLAMANIN NASIL YAPILDIĞI)

1415) Abdurrahman İbnu Zeyd anlatıyor: “İbnu Mes’ud RA, vadinin dibinden yedi çakıl atarak büyük şeytanı taşladı. Her taşı attıkça tekbir getriyordu. Bu sırada Beytullah sol tarafında, Mina da sağında olacak şekilde durmuştu. Kendi­sine:

                “İnsanlar, taşları yukarısından atıyorlar!” denince şu cevabı verdi:

                “Burası, kendinden başka ilâh olmayan Zat’akasem olsun, Bakara süresinin üzerine indiği makamdır.

Buhârî, Hacc 135, 136, 137,138; Müslim, Hacc 305, (1296); Tirmizî, Hacc 64, (901); Ebu Dâvud, Menâsik 78, (1974); Nesâî. Hacc 226,(5,273).



1416) Tirmizî ve Nesâî’de şöyle denmiştir: “(İbnu Mes’ud) Akabe cemresine geldi. Vâdinin dibinde durdu, kıbleye karşı yönelip, sağ kaşının üst hizasından yığına (taşları) atmaya başladı...”

Tirmizî, Hacc 64, (901).



1417) Hz. Sâd RA anlatıyor: “Veda haccından Resûlullah AS’la beraber döndük. (Yolda konuşurken) bâzılarımız “Yedi taş attım” bazılarımız da: “Altı taş attım” diyordu, kimse kimseyi bu sebeple kınamıyordu.”

Nesâî, Hacc 227, (5, 275).



1418) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Akabe (taşlaması) sabahı, bineğinin üzerindeyken: 

                “Bana (taş) toplayıver!”dedi. Ben de (şehadet ve başparmaklarla atılabilecek büyüklükte) ufak taşlardan onun için topladım. Avucuna koyduğum sırada:

                “İşte bunlar gibi. Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri, dinde aşırılıkları helâk etmiştir!” dedi.”

Nesâî, Hacc 217, (5, 268).

TAŞLAMANIN (REMY) VAKTİ

1419) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Ben, Resûlullah AS’ı yevm-i nahrde kuşluk vakti taş atarken gördüm. Ama bundan sonraki günlerde, güneşin zevâlinden (öğle vaktinden) sonra taş attı.”

Müslim, Hacc 313, (1299); Tirmizî, Hacc 59, (894); Ebu Dâvud, Menâsik 78, (1971j; Nesâî, Hacc 221, (5, 270j. Bu hadisi Buhârî, muallak olarak zikretmiştir, Hacc 134.)



1420) Nâfi’ anlatıyor: “Abdullah İbnu Ömer RA’in zevcesi Safıyye Bintu Ebî Ubeyd’in oğlan kardeşinin kızı Müzdelife’de nifas oldu (doğum yaptı). Bu yüzden o da, Safiyye de geri kaldılar ve Mina’ ya yevm-i nahrde gürıeş battıktan sonra geldiler. Hz. Abdulllah İbnu Ömer RA onlara geldikleri anda taş atmalarını emretti ve bu gecikme­den dolayı onların herhangi bir kefaret ödemesine hükmetmedi.”

Muvatta, Hacc 220, (1, 409).



1421) Ebu’l-Beddâh Âsım İbnu Adiyy, babası Adiyy RA’den naklediyor: “Resûlullah AS develerin çobanına, yevm-i nahrde taş atmışlarsa, ertesi gün taş atmayıp develerle kalmaya, sonra da iki günlük taş atmaya ve yevm-i nefrde atmaya ruhsat tanıdı. “

Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA şöyle derdi: “Eyyam-ı teşrikin ortası günü, güneş batmazdan önce Mina’dan ay­rılmayan kimse ertesi günü taşları atmadan ayrılmasın.”

Muvatta, Hacc 214, (1, 407).



BİNEREK VE YÜRÜYEREK TAŞLAMA
1422) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS taşları atacağı zaman yaya gider, yaya dönerdi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 78, (1969); Tirmizî, Hacc 63, (900).



1423) Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: “İnsanlar (yani sahâbeler) taşlamaya yayan gider, yayan dönerdi. (Bu saf­hada) ilk binen Hz.Muâviye RA oldu.”

Muvatta, Hacc 215, (1, 40?).



1424) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Yevm-i nahrde (kurban gününde) Resûlullah AS’ı, taşlamayı binerek yaparken gördüm. Taşlarını devesinin üzerinde iken atmış ve şöyle demişti:

                “Menâsikinizi benden alın. Bilemiyorum, belki de bu haccdan sonra hatcc yapamam:”

Müslim; Hacc 310, (2197); Ebu Dâvud; 78 (1970); Neaâî,Hacc 2220, (5, 270).



MÜTEFERRİK HADİSLER
1425) Hz. Câbir anlatıyor: “Resûlullah AS efendimiz buyurdular ki: “(Taharet maksadıyla) taş kullanmak tektir. Şeytana atılan taş tektir. Safâ ile Merve arasında sa’y tektir, tavaf da tektir. Öyle ise sizden biri (tahâret için) taş kulla­nacaksa bunu da tek kılsın.”

Müslim, Hacc 315, (1300).



1426) İbnu Abbs RA’ın (anlattığına göre)Resûlullah AS şöyle demiştir: “Atılan taşlardan kabul edilenler kaldırıl­masaydı, Sebîr dağından daha büyük bir yığın ortaya çıkardı.”

Rezîn’in ilâvesidir. Hadis Münzirî’nin et-Tergib ve’t-Terhib’inde kaydedilmiştir (2,131).
', 'xx'), (307, 272, 5, 1194187301, 4, 307, 'TRAŞ OLMA VEYA SAÇLARI KISALTMA (HALK VE TAKSÎR HAKKINDA)', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'HALK VE TAKSÎR HAKKINDA

1427) Hz. Enes RA: “Resûlullah AS cemretu’1-Akabe’ye geldi, taşlarını attı, sonra Mina’daki menziline (konakla­dığı yere) geldi ve kurbanını kesti. Sonra berbere:          “Al!” dedi ve sağ yanını işaret etti. Sonra sol tarafını işaret etti, sonra (kesilen saçları) halka vermeye başladı.”  Bir rivayette şöyle denir: “Sağ yandan kesileni sağındakilere, sol  yan­dan kesileni de Ümmü Süleym’e verdi.”

Buhârî, Vudü 33; Müislim, Hacc 323, (1305); Tirçnizî, Hacc 73, (912); Ebu Dâvud, Menâsik 79, (1981).



1428) Bir rivayette şöyle denmiştir: “Sol taraftan kesilenleri Ebu Talha’ya verdi ve ona: “Bunu halka dağıt” diye em­retti.”



1429) Hz. Ali RA anlatıyor: “Resûlullah AS kadının saçını traş etmesini yasakladı.”

Tirmizî, Hacc 75,(914).

                Rezîn’in ilâvesinde: “...Haccda da, umrede de” ziyadesi vardır. Bu  ziyadeden sonra (Rezîn ilaveten şunu) der: “Onlara sadece teksîr (kısaltma) gereklidir.”



1430) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS: “Ey Allahım, traş olanlara rahmet et” diye dua etmişti. Yanında­kiler:

                “Kısaltanlara da ey Allahın Resûlü!” dediler. Resûlullah AS efendimiz: “Ey Allahım traş olanlara rahmet et!”diye duasını tekrar etti. Yanındakiler tekrar:

                “Kısaltanlara da Ey Allah’ın Resûlü!” dediler, bu sefer:

                “Kısaltanlara dal”buyurdu.”

Buhârî, Hacc 127; Müslim, Hacc 316, (1301);Muvatta, Hacc 184, (1, 395); Tirmizî, Hacc 74, (913); Ebu Dâvud, Menâsik 79, (1979).



1431) Sahiheyn’in Ebu Hüreyre RA’den kaydettiğn bir rivayet şöyledir: “Resûlullah AS: “Ey Allahım,traş olanlara mağfiret et!” demişti, yanındakiler: “Ey Allah’ın Resûlü! Kısaltanlar için de (dua ediver!)” dediler. Resûlullah AS yine: “Ey Allahım, traş olanlara mağfiret et!” buyurdu. Yanındakiler: “Ey Allah’ın Resûlü! Kısaltanlar için de (dua ediver!)” dediler. Resûlullah AS: “Ey Allahım, traş olanlara mağfiret et!” dedi.Yanındakiler: “Ey Allah’ın Resûlü! Kısaltanlara da (dua ediver)” dediler. Resûlullah AS (bu üçüncü talebte): “Kısaltanlara da!” dedi.”

Buhâri, Hacc 127; Müslim, 320, (1302).



1432) Müslim’de Ümmü’1 Husayn (RA)’ın bir rivayeti şöyledir: “Veda haccında Resûlullah AS’ın, traş olanlara üç kere, kısaltanlara bir kere dua ettiğini işittim.”


« Last Edit: November 21, 2016, 09:16:55 pm by vaizler34 »

vaizler34

  • Administrator
  • Sr. Member
  • *****
  • Posts: 289
HAC HADİSLERİ 3
« Reply #2 on: November 06, 2016, 02:31:07 pm »
İHRAMDAN ÇIKMA ( TAHALLÜL)

1433) Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs RA anlatıyor: “Resûlullah AS Veda haccında Mina’da, halkın meselelerini kendisine sorması için durmuştu. Bir adam gelip:

                “(Ben kurbanın traştan önce olacağını) bilemedim ve kurbandan önce traş oldum?” dedi. Resûlullah AS:

                “(Şimdi de kurbanını) kes, burada bir beis yok” cevabını verdi. Bir başkası daha gelip:

                “(Taşı kurbandan önce atmak gerektiğini) bilemedim ve taşlamayı yapmadan kurban kestim” dedi. Buna da:

                “Şimdi taşını at, bunda bir mahzur yok!” diye cevap verdi. O gün Resûlullah AS’a “Şunu önce, yaptık”; “Bunu sonra yaptık” şeklinde takdim te’hirle ilgili her ne soruldu ise hepsine: “Yap bunda bir mahzur yoktur!” diye cevap verdi.”

Buhârî, Hacc 131, İlm. 23, 46,Eymân 15; Müslim, Hacc 327, (1306); Muvatta, Hacc 242, (1, 421); Tirmizî, Hacc 76,(916); Ebu Dâvud, Menâsik 80, (2014); İbnu Mâce, Menâsik 74, (3051).



1434) Üsâme İbnu Şerîk RA anlatıyor: “Resûlullah AS’la birlikte ben de hacca çıktım. Halk kendisine mürâcaat ediyordu. Gelenlerden bazısı:

                “Ey Allah’ın Resûlü, tavaftan önce sa’y yaptım, bazı şeyleri vaktinden sonraya bıraktım veya vaktinden önce aldım (ne buyurursunuz, hükmü nedir?)” şeklinde soruyordu. Resûlullah (AS) da:

                “Bunda bir günah yok. Ancak bir kimse bir Müslümanın ırzını makaslarsa (gıybetini ederse) o zâlimdir. İşte günah işleyen ve kendini helâke atan odur. “ buyurdu.

Ebu Dâvud, Menâsik 88, (2015).



1435) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA, ifâza tavafını yapmış, fakat cehâletle henüz traş olmamış, kısaltma da yap­tırmamış bir adama rastladı. Adama, dönüp traş olmasını veya saçını kısaltmasını, sonra da Beytullah’a yeniden ifâza tavafında bulunmasını emretti.”

Muvatta, Hacc 189, (1, 397).



İHRAMDAN ÇIKMA VAKTİ
1436) İbnu Ömer RA anlatıyor: “(Babam) Hz. Ömer RA buyurdu ki:

                “Kim cemretu’1-Akabe’ye taşını atar, sonra traş olur veya kısaltır ve de -yanında olduğu takdirde- kurbanını keserse, kendisine ihramlı iken haram olanlardan -kadına temas ve koku hâriç- hepsi helâl olur. Bunların haramlığı Beytullah’a yapacağı ifâza tavafına kadar devam eder. İfâza yapınca onlar da helâl olur.”

Muvatta, Hacc 221, (1, 410).



1437) İbnu Abbâs RA demiştir ki: “Bir kimse cemretü’1-Akabe’ye taşını attı mı kendisine -kadın dışında- haram olan her şey helâl ollur.”                Onun bu sözü üzerine:

                “Ya koku? (o da mı helâl olur?)” diye soruldu. Dedi ki:

                “Gerçekten ben Resûlullah AS’ı misk sürünürken gördüm. Yoksa o koku değil miydi?”

Nesâî, Hacc,231, (5, 277); İbnu Mâce, Menâsik 70, (3041).



1438) Ümmü Seleme (RA) anlatıyor: “(Veda haccında) yevm-i nahrın gecesinde Resûlullah AS’ın beraber olma nöbeti bende idi. O akşam, Vehb İbnu Zem’ave beraberinde Ebu Ümeyye ailesinden bir adam olduğu halde, kamislerini giymiş o1arak yanımıza geldiler.

  Resûlullah AS, Vehb RA’e:

                “Sen ifâza tavafını yaptın mı Ey Ebu Abdillah ?” diye sordu. Vehb:

“Hayır! Vallahi ey Allah’ın Resûlü, yapmadım!” deyince, Resûlullah AS: “Öyleyse şu kamisi çıkar!” dedi. Vehb, onu başından çıkardı. Arkadaşı da kamisini başından çıkardı. Sonra Vehb sordu:

                “Niçin (çıkarıyoruz) Ey Allah’ın Resûlü`?”

                “Çünkü bugün, cemreye taş attığınız takdirde ihramdan çıkmanıza, yâni size haram edilen her Şeyin -kadın hariç- helâl olmasına ruhsat tanındı. Eğer siz, Beytullah’ı tavaf  etmeden akşama girerseniz, cemretü’l-  Akabeye taş atmazdan önceki gibi haram olursunuz, bu hal Beytullah’ı tavaf  edinceye kadar devam eder” diye cevap verdi.”

Ebu Dâvud, Menâsik 83,(1999).



1439) İbnu Abbâs RA şöyle demiştir: “Beytullah’ı hacc maksadıyla olsun, başka maksadla olsun, her kim tavaf ederse tahallül etmiş (ihram yasaklarından çıkmış) olur.”  (İbnu Abbâs’ın bu sözünü nakleden) Atâ’ya:

                “Bunu neye dayanarak söylüyor?” diye soruldu. Şu cevabı verdi:

                “Cenab-ı Hakk’ın şu sözüne dayanarak:        “Sonra varacakları yer Beyt-i Atik’a müntehîdir” (Hacc 33). Ken­disine şu cevap verildi:

                “Ama bu, Arafat’ta vakfeye durulduktan sonra olacaktır.”

  Atâ bu cevap üzerine açıkladı:

                “İbnu Abbâs RA bunun Arafat vakfesinden önce ve sonra olacağını söylerdi. Bu hükmü, Hz. Peygamber AS’in Veda haccı sırasında Ashâb’a verdiği ihramdan çıkma emrinden istinbat ediyordu.”

Buhârî, Megâzî 77; Müslim, Hacc 206-208, (1244,1245).



1440) Hz. Hafsa (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS zevcelerine, Veda haccı senesinde ihramdan çıkmalarını emretti. Ben:

                “Siz niye ihramdan çıkmıyorsunuz?” diye sordum.

                “Ben başımı telbid ettim, kurbanlığımı hazırladım, kurbanlığımı kesmeden ihramdan çıkamam”diye cevap verdi.”

Buhârî, Hacc 34, 107, 126,Megâzî 77, Libâs 89; Müslim,Hacc 186, (1229); Muvatta, Hacc 180 (1, 394); Ebu Dâvud,Menâsik 24, (1806); Nesâî, Hacc 40, (5,136) 67, (5,172); İbnu Mâce, Menâsik 72, (3046).



1441) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS (Veda haccında) umre için ihrama girdi. Ashabı ise (RAüm ecmain) hacc için ihrama girdi. (Mekke’ye varınca) ne Resûlullah AS ne de beraberinde kurban­lıkları olanlar ihramdan çıkmadılar. Geri kalanlar ihramdan çıktılar.”

Müslim, Hacc 196, (1239).



1442) Nâfi’ (rahimehullah) anlatıyor:

                “İbnu Ömer RA dedi ki: “İhramlı kadın, ihramdan çıkınca, saç örgülerinin ucundan bir miktar kesmedikçe taranmaz. Şâyet kurbanlığı varsa, kurbanı kesilinceye kadar saçından hiçbir şey kesemez.”

Muvatta, Hacc 163, (1, 387).

', 'xx'), (309, 274, 5, 1194187510, 4, 309, 'HAC KURBANI HAKKINDA', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'KURBANIN VACİB OLUŞU VE SEBEPLERİ

1443) Mihnef İbnu Süleym RA arlatıyor: “Resûlullah AS’ı işittim şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar, her aile sâhibine her sene bir kurbanlık, bir de atîre borç olmuştur. Atîre’nin ne olduğunu biliyor musunuz ? O, recebiye dediğiniz şey­dir. “

Tirmizî, Edâhi 18, (1518); Ebu Dâvud, Dahâya 1, (2788); Nesâî, Akîka 6, (7,167-168); İbnu Mace, Menâsik 2, (3125).



1444) Abdullah İbnu Amr İbnu’l-Âs RA anlatıyor: “Resûlullah AS: “Kurban gününü bayram olarak kutla­makla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır” buyurmuştu. Bir adam kendisine:

                “Ey Allah’ın Resûlü! Ben iâreten verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?” diye sordu. Resûlullah AS: “Hayır, dedi, ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek traşını olur­sun. Bu da sana Allah indinde bir kurban yerine geçer.”

Ebu Dâvud, Edâhî,1 (2789); Nesâî, Dahâya 2, (7, 213).



1445) Nâfi’ (rahimehullah) anlatıyor: “(Ailenin her ferdi için kurban kesmek gerektiği görüşünde olan) Abdullah İbnu Ömer RA, anne karnındaki çocuk adına kurban kesmezdi.”

Muvatta Dehâyâ 13, (2, 487).


KURBANIN KEMİYETİ VE MİKTARI
1446) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Biz, Resûlullah AS ile birlikte (Hudeybiye senesi) umrede temettu yaptık. O zaman yedi kişi adına bir sığır keserek iştirak ettik. Keza deve de yedi kişi adına kesilmişti.”

Müslim, Hacc 355, (1318); Muvatta, Dahâyâ 9, (2, 486); Timizî, Hacc 66, (904); Ebu Dâvud, Dahâya 7, (2807); Nesâî, Dahâyâ 16, (7, 222).



1447) İbnu Abbâss RA anlatıyor: “Biz, Resûlullah AS ile birlikte bir seferde iken Kurban Bayramı geldi. Kurban için, sığırda yedi kişi, devede on kişi ortak olduk.”

Tirmizî, Hacc 66, (905); Nesâî, Dahâya (7, 222).



1448) Huceyye İbnu Adiyy anlatıyor: “Hz. Ali RA: “Sığır yedi kişi adına kesilir” demişti. Kendisine:

                “Ya doğurmuşsa?” diye soruldu.

                “Öyleyse yavrusunu da beraber kes!” buyurdu. Kendisine:

                “Ya topalsa?” diye soruldu.

                “Kesim yerine ulaşabildiyse tamam” dedi.

                “Ya boynuzu kırıksa?” dendi.

                “Zarar etmez. Biz göz ve kulaklarının sağlamlığını kontrol etmekle emrolunduk!” diye cevap verdi.”

Tirmizî, Edâhî 9, (1503).



1449) Nâfi’ (rahimehullah) anlatıyor: “İbnu Ömer RA kurbanlıkların: “Tırnaklılar (yani sığırlar) hakkında  üçüncü senesine girmiş, veya geçmiş, etli ayaklılar (develer) hakkında da altıncı yaşına girmiş veya geçmiş olmasını” şart ko­şardı.”

Muvatta,Hacc 147, (1, 380).



1450) Ebu Eyyub RA anlatıyor: “Bizden biri, kendisi ve ailesi halkı için tek bir koyun kurban eder, (etinden hem yerler hem de başkalarına yedirirlerdi). Sonra insanlar, övünmeye başladılar ve (kurbanlar) bir övünme vâsıtası oldu.”

Muvatta, Dahâya 10, (2, 486); Tirmizî, Dahâya 10, (1505); İbnu Mâce, Dâhâya 10, (3147).



1451) İbnu Şihab RA anlatıyor: “Resûlullah AS (Veda haccı sırasında) kendisi ve âile halkı için sadece bir deve veya bir sığır kesmiştir.”

Muvatta, Dâhâya 11, (2, 486).



1452) İbnu Ömer RA demiştir ki: “Sığır, sadece (bir kimse için kesilir, koyun da bir kimse için kesilir, deve de bir kimse adına kesilir.”

  (Keza İbnu Ömer) derdi ki: “İbadet için kesilen hayvana cemaat iştirak edemez. İştirak olsa olsa aynı aile halkı ara­sında olur.”

Rezîn ilâve etmiştir.



1453) Hz. Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS, ayakta olduğu halde yedi deveyi kendi eliyle kesti. Medine’de ise, boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban etti. Resûlullah AS keserken tekbir getiriyor, besmele çeki­yor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu.”

Buhârî, Hacc 117, 119, Cihâd 104,126; Müslim, Edâhî 17, (1966); Tirmizî, Edâhî 2, (1494); Ebu Dâvud, Edâhî 4, (2793, 2794); Nesâî, Dahâyâ 28-31, (7, 219-230); İbnu Mâce, Edâhi 1, (3120).



1454) Ebu Said RA anlatıyor: “Resûlullah AS boynuzlu erkek bir koçu kurban etti. Koç siyahın içinde bakar, siya­hın içinde yürür, siyahın içinde yerdi.”

Tirmizî, Edâhî 4, (1496);Ebu Dâvud, Dahâyâ 4, (2796); Nesâî,Dahâyâ 14, (7, 221); Müslim, Edâhî 19, (1967).



1455) Ebu Ümâme RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Kurbanlığın en hayırlısı (boynuzlu) koçtur. Kefe­nin en hayırlısı da takımdır.”

Tirmizî, Edâhî 18, (1517).



1456) Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS Veda haccında, Muhammed âilesi için tek bir sığır kesti”

Ebu Dâvud, Menâsik 14, (1750).



1457) Haneş (rahimehullah) anlatıyor: “Hz. Ali RA’yi gördüm, iki koç kesmişti. Dedi ki:

                “Biri kendim için, diğeri Resûlullah AS için”

  Hz. Ali RA ilâve etti:

                “Resûlullah AS) böyle emretti -veya şöyle demişti: Böyle vasiyet etti- Ben (hayatta olduğum müddetçe ebediyyen terketmeyeceğim.”

Tirmizî, Edâhi 1, (1495); Ebu Dâvud, Dahâya 2, (2790).



1458) Urve (rahimehullah)’den anlattığına göre, evladlarına şöyle demiştir: “Evlâtlarım., sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban sunmasın. Zîra Allah, büyüklerinin büyüğüdür ve O, en seçkine herkesten ziyâde lâyıktır.”

Muvatta, Hacc 147, (1, 380).

KURBAN OLABİLECEK HAYVANLAR
1459) Hz.Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS: “Yıllanmış (yaşını başını almış) hayvanlardan kurban kesin. Böylesini bulmakta zorluk çekerseniz o başka. Bu taktirde koyundarı bir kuzu kesiverin”buyurdular.”

Müslim, Hacc 13, (1963); Ebu Davud,Dahâya 5, (2797); Nesâî, Dahâya 13, (7, 218).



1460) Ukbe İbnu Âmir RA’in anlattığına göre:”Resûlullah AS ashabı arasında taksim edilmek üzere bir miktar davar vermişti. Dağıtım yapılınca geriye bir oğlak arttı. Ukbe durumu Resûlullah AS’a haber verince:

                “Onu da sen kurban et!” buyurdu.”

Bir rivayette (artık Ukbe’ye kalan) bir ceze’dir. Resûlullah AS: “(Sen de) onu kurban et!” demiştir.

Buhârî,Edâhî 7, 2;Vekâlet 1, Şirket 12; Müslim, Edâhî 15, (1965); Tirmizî, Edâhî 7, (1500); Nesâî, Dahâya 13, (7, 218); İbnu Mâce, Edâhî 7, (3138).



1461) Asım İbnu Küleyb babasından, o da Mücâşi’ es-Sülemî RA’den haber veriyor. Onun rivayeti üzere: “Resûlullah AS: “Koyunun kuzusu, keçiden ikinci yaşına basanın gördüğü vazifeyi görür” buyurmuştur.

Ebu Dâvud, Dahâya 5, (2799); Nesâî, Dahâya 13, (7,219); İbnu Mâce, Edâhi 7, (3140).



KURBAN OLAMAYACAK HAYVANLAR
1462) Hz.Ali RA anlatıyor: “Resûlullah AS, (kurbanlık olarak keseceğimiz hayvanın) göz ve kulaklarına dikkat etmemizi, “Kulağı önden delinmişi veya arkadan delinmişi veya ortadan yarılmışı, veya yuvarlak delirımişi kurban yapmayın”diye emretti.”

Tirmizî, Edâhî 6, (1498); Ebu Dâvud, Dahâya 6, (2804, 2805, 2806), Nesâî,Edâhî 10, (7, 217); 11,12, İbnu Mâce, Edâhî 8, (3142).



1463) Ubeyd İbnu Fîrüz, Berâ RA’dan naklen, Reslullah AS’ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

                “Kurbanlıklarda körlüğü belli olan kör, hastalığı açıkca belli olan hasta, (yürümeye mâni olacak derecede) topallığı açık ola topal, iliği kurumuş zayıf hayvanın kurban edilmesi caiz değildir. “

Muvatta, Dahâyâ 1, (2,482); Tirmizî, Edâhî, 5, (1497); Ebu Dâvud, Dahâya 6, (2802); Nesâî, Dahâyâ 5,6, 7, (7,214, 215).



1464) Yezid Zî-Mısr anlatıyor: “Utbe İbnu Abd essülemî’ye gelip:        “Ey Ebu’l-Velid! Kurbanlık almak için çıkmış­tım, hoşuma giden bir şey bulamadırn. Azıları dökülmüş bir şey vardı, ona da gönlüm razı olmadı. Siz ne dersiniz?” diye sordum.

                “Onu bana getirmedin mi?” demesin mi.?

                “Sübhanallah, dedim, yani o, senin için câiz de benim için mi câiz değil?”

                “Evet, öyledir, dedi..Sen şüphe ediyorsun, ben etmiyorum. Bilesin ki, Resûlullah AS şunları yasakladı: “Kulağı dibinden kesik, boynuzu dibinden çıkmış, gözünün biri oyulmuş, (zayıflığı, dermansızlığn sebebiyle sürüden kalıp) yatır olmuş, ayağı kırılmış.”

Ebu Dâvud, Dahâya 6, (2803).



KURBANLIĞIN İŞARETLENMESİ
1465) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS Zülhuleyfe’de öğle namazını kıldı, sonra kurbanlık devesini getirip hörgücünün sağ yanına nişanı vurdu, kan akıttı (boynuna) iki tane nalın taktı. Sonra binek devesine atladı. Beydâ düzlüğüne ulaşınca, hacca niyet ederek telbiye getirdi.”

Müslim, Hacc 205 (1243); Tirmizî, Hacc 67, (906); Ebu Dâvud, Menâsik 15, (1752); Nesâî, Hacc 63, (5,170172); İbnu Mâce, Menâsik 96, (3097).



1466) Hz. Ayşe (RA)’nin bir rivayetine göre, “Resûlullah AS kurban olarak davar sevketti ve koyunlara işaret taktı.”

Buhârî Hacc 110, Edâhî 15; Müslim, Hacc 359, (1321); Tirmizî, Hacc 70, (909); Ebu Dâvud, Menâsik 15, (1755); Nesâî, Hacc 69, (5,173,174); İbnu Mâce; Menâsik 95, (3096).



1467) Vekî’ (rahimehullah): “Kurban olacak deveye nişan vurup, boynuna alâmet takmak sünnettir” demişti. Ehl-i reyden birisi kendisine: 

                “Nehâî’den, bunun müsle (eziyet) olduğu rivayet edilmiştir” dedi.Vekî ‘kızarak:

                “Ben sana “Resûlullah AS devesine işaret vurdu, bu sünnettir” diyorum, sen bana: “Falandan rivayet edildi” diyorsun. Sen hapse tıkılıp şu sözünden vazgeçinceye kadar salınmamaya ne kadar lâyıksın!” der.

Tirmizî, Hacc 67, (906).

KURBAN KESMENİN YERİ VE ZAMANI
1468) Hz. Enes RA anlatıyor: “Resûlullah AS: “Namazdan önce kurban kesmiş olan (bilsin ki, kestiği kurban değil­dir, ailesine et takdim etmiştir), yeniden kessin!”buyurdu.”

Buhârî, Edâhî 1, 4, 12, Iydeyn 5, 23; Müslim, Edâhî 16, (1962); Nesâî, Iydeyn 30, (3,193).



1469) Berâ RA anlatıyor: “Ebu Bürde İbnu Niyâr RA namazdan önce kurbanını kesmişti. Resûlullah AS ona:

                “Kurbanını yenile!” dedi. Ebu Bürde:

                “Ey Allah’ın Resûlü, benim sadece bir oğlağım var. Ancak nazarımda yıllanmış olandan daha kıymetlidir!” deyince:  “Öbürünün yerine bunu kurban et. Ancak oğlak senden sonra, kimseye kurban için yeterli olmaya­cak!” dedi.”

Buharî, Edâhî 1, 8,11,12, Iydeyn 3, 5, 8,10,17, 23; Müslim, Edâhî 4, (1961); Tirmizî, Edâhî 12, (1508); Ebû Dâvud, Dahâya 5, (2800); Nesâî, Dahâya 17, (7, 222, 223).



1470) İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Resûlullah AS, Mina’da şöyle demiştir: “İşte kurban kesilen yer. Mina’nın her tarafı kesim yeridir.”

Umre sırasında da şöyle buyurmuştur: “Burası kurban kesme yeridir.” “Burası” sözü ile Merve’yi kastedmiştir. Mekke’nin bütün geçit ve yolları kurban kesme yeridir.”

Muvatta, Hacc 178, (1, 393); Ebu Dâvud, Menâsik 65, (1937); İbnu Mâe, Menâsik 73, (3048).



1471) Nafi’ (rahimehullah) anlatıyor: “Kim bir bedene kesmeye nezrederse, artık devesine alâmet olarak iki nalın takar, (hörgücünü kanatarak) nişan vurur, sonra da onu Beytullah’ın yanında veya Mina’da yevm-i nahrde (bayramın birinci günü) keser. Kurban için bir başka kesim yeri yoktur. Kim de deve veya sığırdan cezûr adamış ise onu dilediği yerde keser.”

Muvatta, Hacc 182, (1, 394).



1472) Yine Nâfi’nin anlattığına göre İbnu Ömer RA şu açıklamayı yapmıştır: “Kurban günleri, yevm-i nahr’den sonra iki gündür.”

  İmam Malik der ki: “Bana, bunun aynısı Ali İbnu Ebî Talib RA’den de ulaştı.”

Muvatta, Dahƒya 12, (2, 487).



KESMENİN ÂDÂBI
1473) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Resûlullah AS yevm-i nahr’de alacalı, boynuzlu ve iğdiş edilmiş iki koç kesti. Koçları kesmek üzere (yatırıp kıbleye) yöneltince: “Şüphesiz ki ben, bir muvahhid (Allah’ı bir tanıyıcı) olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden değilim” ve “Şüphesiz benim namazım da, menâsikim de, hayatım da, ölümüm de hiçbir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allah’ındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim” (En’âm 162) (âyetlerini okudu ve:)

                “Ey Rabbim (bu kurban bize) sendendir, senin rızan için (kesiyoruz) ve sana (ulaşacak)tır. Ey Rabbim, Muhammed ve ümmetinden bunu kabul buyur. Bismillahi vallahu ekber!” deyip, sonra koçu kesti.”

Ebu Dâvud, Dahâya 4, (2795); Tirmizî, Edâhî 21, (1520); İbnu Mâce, Edâhî 1, (3121).



1474) Yine Hz. Câbir RA anlatıyor: “Hz. Peygamber AS’le musallâda hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık koçuna gelip kendi eliyle kesti. Keserken: “Bismillahi vallahu ekber. Bu benim adıma ve ümmetimden kurban kesmeyenlerin adınadır!” dedi.”

Tirmizî, Edâhî 22, (1522).



1475) Garafe İbnu’l-Hâris el-Kindî RA anlatıyor: “Vedâ haccında Resûlullah AS’a şâhid oldum. Kendisine (kes­mesi için) bir deve getirilmişti.

                “Bana Ebu’l-Hasan’ı çağırın !” dedi. Hz. Ali RA çağırıldı.

                “Harbenin aşağısından tut!” dedi. Hz. Ali tuttu. Resûlullah AS da yukarısından yakaladı. İkisi birden deveye dürttüler. Deve sol ön ayağından bağlıydı. Diğer ayaklarının üstünde ayakta duruyordu. Deveyi kesip yere yıkınca:

                “İsteyen parça alsın!” dedi. Bu müşâhedem Mina’da yevm-i nahrde idi. Kesim işinden boşalınca, katırına bindi. Hz. Ali RA’yi de terkisine aldı.”

Ebu Davud, Menasik 19,1766.)



1476) Yine Tirmizî’nin Abdullah İbnu Gurt’tan kaydettiği rivayette şöyle denir: “. . . Hayvan yere yıkılınca: 

                “Dileyen parça alsın!” buyurdu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 19, (1765).



1477) Hz. Ali RA anlatıyor: “Resûlullah AS elleriyle otuz deve kesti. Geri kalanı da bana söyledi, ben kestim. Bunlar yetmiş tâneydi.”

Muvatta, Hacc 181, (1, 394); Ebu Dâvud Menâsik 19, (1764).



1478) Hz. Ebu Musa RA’dan rivayet edildiğ ne göre: Kızlarına, kurbanlarını kendi elleriyle kesmelerini, ayağını kurbanın boynuna basmayı, keserken tekbir getirip besmele çekmeyi tenbih etmiştir. “

Rezin, ilâvesidir. Buharî, senetsiz olarak bab başlığında kaydetmiştir. (Edâhî 10).



KURBANDAN YEMEYE DAİR
1479) Hz. Câbir RA anlatıyor: “Biz kurbanlarımızın etinden üç günden fazla yemezdik. Resûlullah AS bize ruhsat tanıdı ve:

                “Yiyin ve azıklanın da!” buyrdu.”

Buhârî, Hacc 124, Cihâd 123, Et’ime 27 Edâhî 16; Müslim, Edâhî 29, (1972); Nesâî, Edâhî 36, (7, 233).



1480) Âbis İbnu Rebîa anlatıyor: “Hz.Aişe’ye: “Resûlullah AS kurbanların etlerinden üç günden fazla yenilmesini yasakladı mı?” diye sordum. 

                “Evet, fakat bunu insanların (kıtlık çekip) acıktığı yılda yaptı. Böylece zenginlerin fakirleri doyurmasını arzu etmişti. Biz koyunun paçasını kaldırıp, on beş gece sonra yiyorduk” dedi. Ben: 

                “Sizi buna mecbur eden şey ne idi!” deyince güldü ve:

                “Resûlullah AS Allah’a kavuşuncaya kadar, Muhammed âilesi üç gün üst üste doyuncaya kadar katıkla ek­mek yememiştir” dedi.”



Buhârî, Et’ime 27, Edâhî 16; Müslim,Edâhî 28, (1971); Muvatta, Edâhî 5; Tirmizî, Edâhî 14, (1511); Ebu Dâvud, Edâhî 10, (2812); Nesâî, Edâhî 37, (7, 235, 236).



1481) Nübeyşe RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla ye­menizi, birçoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teâla bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve ücret isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir.”

Ebu Dâvud, Edâhî 10, (2813); İbnu Mâce, Edâhî 16 (3160).



HELÂK OLAN KURBANLIK HAKKINDA
1482) Nâciye el-Huzâî RA anlatıyor: “Resûlullah AS hedy’ini Medine’den benimle gönderdi. Ben: 

                “Bunlardan yolda helak olan çıkarsa ben ne yapacağım?” diye sordum.

                “Hemen kesersin, nalınını kanına batırırsın, sonra onunla insanlar arasından çekilirsin, yerler” dedi.”

Muvatta, Hacc 148, (1, 380); Tirmizî, Hacc 72, (910); Ebu Dâvud, Menâsik 19, (1762); İbnu Mâce, Menâsik 101, (3105).



1483) İbnu’l-Müseyyeb der ki: “Nafile olarak sevkedilen bir deve yolda helâk olsa ve hemen kesilerek halka terkedilse, halk da bunu yese, bu nafile kurbanın sahibine bir şey gerekmez. Kendisi yese veya ondan yiyene emretse borçlanır.”

Muvatta, Hacc 149, (1, 381).



1484) İbnu Ömer RA der ki. “Kim Kâbe’ye bir deve ihda eder, sonra (daha mahalline ulaşıp; kesilmeden) kaybe­derse veya hayvan ölerse, şâyet bu bir nezir idiyse, yerine yenisini alır. Nezir değil de tetavvu idiyse, dilerse yeniler, dilerse terkeder.”

Muvatta, Hacc 150, (1,138).



KURBANLIK DEVEYE BİNMEK
1485) Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS bir deve sevkeden birisini görmüştü ki: 

                “Binsene ona!” dedi. Adam:

                “O kurbanlıktır!” dediyse de Resûlullah AS emrini tekrarladı:

                “Bin ona!” Adam tekrar:

                “O kurbanlıktır” diye haykırdı. Resûlullah AS:

                “Bin ona” diye tekrarladı ve ikinci veya üçüncü seferde:

                “Yazıklar olsun sana!” diye ilâvede bulundu.

Buhârî, Hacc 103, 112, Vesâya 12, Edeb 95, Müslim, Hacc 371, (1322); Muvatta, Hacc 139, (1, 337); Ebu Dâvud, Menâsik 18, (1760); Nesâî, Hacc 74, (5,176); İbnu Mâce, Menâsik 100, (3103).



                Buhârî’nin bir rivayetinde, Ebu Hüreyre’den naklen şu ziyade vardı: “(Râvi) der ki: “Ben o adamı, deveye binmiş Resûlullah AS’la beraber yürürken gördüm, devenin boynunda nalın takılı idi.”



1486) Hz. Câbir RA’e; kurbanlığa binme hususunda sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Resûlullah AS’ı işittim şöyle demişti: “Kurbanlığa, mecbur kaldıysan ma’ruf üzere bin. Bir başka sırt (binek) bulunca da in.”

Müslim, Hacc 375, (1324); Ebu Dâvud, Menâsik 18, (1761); Nesâî, Hacc 76, (5,177).



KÂBE’YE KURBAN HEDİYE EDEN MUKÎM İHRAM GİYER Mİ?
1487) Hz. Aiş (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS Medine’de iken Kâbe’ye kurban sunar, ben de kurbanının boy­nuna takılacak nişanlarını hazırlardım. Bu sırada Resûlullah AS ihramlıların sakındığı yasaklardan sakınmazdı.”

Buhârî, Hacc 110, Edâhî 15; Müslim 359, (1321); Muvatta, Hacc 51, (1, 340); Tirmizî, Hacc 69 (908); Ebu Dâvud, Menâsik 17, (1757, 1758, 1759); Nesâî, Hacc 65, 66, 67, 68, 69, 72, (5,171,178); İbnu Mâce, Menâsik 94, (3094).



1488) Hz. Câbir RA’in anlattığına göre: “Ashab’tan Medine’de Hz. Peygamber AS ile kalanlardan bir kısmı Kâbe’ye kurbanlıklar göndermiş, bunlardan dileyen ihrama girmiş, dileyen de girmemiştir.”

Nesâî, Hacc 71, (5,174).



1489) Rebîâ İbnu Abdillah İbni’l-Hüdeyrin anlattığına göre: “Irak’ta elbiseden soyunmuş bir adam görür ve sebebini sorar. Kendisine, bu adamın Kâbe’ye kurbanlık gönderdiği, bu sebeple elbiseleri attığı belirtilir.

  Rebîa der ki: “Sonra ben Abdullah İbnu Zübeyr’le karşılaştım ve bu durumu ona anlattım. Bana:

                “Kâbe’nin Rabbine kasem olsun bu bid’attır” dedi.”

Muvatta, Hacc 53, (1, 341).



MÜTEFERRİK HADİSLER
1490) İbnu Ömer RA anlatıyor:        “Bedene (yolda) doğuracak olursa, yavrusu da götürülüp annesiyle birlikte kesilir. Yavruyu taşıyacak bir mahmel (taşıyıcı) bulunmazsa annesine yükletilir.”

Muvatta, Hacc 143, (1, 378).



1491) Yine İbnu Ömer RA’in anlattığına göre: “Babası Hz.Ömer, necib (denen çok muteber cinsten bir deveyi) Kâbe’ye kurban olarak bağışlamıştı. (O ara necibe) üç yüz dinar verdiler.Resûlullah AS’a gidip sordu:

                “Ben necibi Kâbe’ye bağışlamıştım. Bu ara bazıları gelip üç yüz dinar verip satın almak istediler. Bunu satıp yerine bir başka deve alayım mı?”          “Hayır, dedi. Başkasını değil, onu keseceksin!”

Ebu Dâvud, Menâsik 16, (1756).



1492) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS Hudeybiye senesinde, Kâbe’de kesilmek üzere bir çok deveyi kurban kıldı. Bunlar arasında (vaktiyle) Ebu Cehl’e ait olan, başında gümüşten -bazı râviler altından der- mâmul bir büre bulunan deve de vardı. Bununla, müşrikleri öfkelendiriyordu.”

Ebu Dâvud,Menâsik 13, (1749).



1493) Nafi’ anlatıyor: “İbnu Ömer (RAüâ), kurbanlık devesine kabâtî ketenden, yünden mâmul renkli kilimlerden, iki parçalı takımlardan çul sarar, sonra bunu Kâbe’ye yollardı. Bunlarla orada Kâbe’ye örgü yapılırdı.”

Muvatta, Hacc 146, (1, 379, 380).



1494) Hz. Ali RA anlatıyor:              “Resülullah AS, (beni göndererek), kurbanlık develeriyle ilgilenmemi, onların etlerini, derilerini, çullarını tasadduk etmemi, bunlardan kasaba bir (ücret) vermememi tenbih etti.” 

Hz. Ali RA der ki: “Kasaba ücretini kendimizden öderdik.”

Buhârî, Hacc 122,112,120,122, Vekâlet 1; Müslim, Hacc 348, (1317); Ebu Dâvud, Menâsik 20, (1769); İbnu Mâce, Menâsik 97, (3099).



1495) İbnu Ömer RA anlatıyor:        “Resûlullah (AS) kurbanlığını (Mekke ile Medine arasında bir mevki olan) Kudeyd’de satın almıştı. İbnu Ömer RA de aynen öyle yaptı.”

Tirmizî, Hacc 68, (907).

', 'xx'), (310, 275, 5, 1194187640, 4, 310, 'İHRAMA GİRİP HAC YAPAMAYANLAR', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
HASTALIK VE EZA SEBEBİYLE MAHSUR KALANLAR

1496) Ka’b İbnu Ucre RA anlatıyor: “(Biz Hudeybiye’de iken), Resûlullah AS yanıma geldi. O sırada ben tencere­min altını yakıyordum. Yüzümde de bitler kaynaşıyordu. Resûlullah AS bana:

                “Başındaki şu böcekler seni rahàtsız etmiyor mu ?” diye sordu. Ben:

                “Evet! ediyor!” dedim.. Bana:

                “Öyleyse traş o1 ve üç gün oruç tut veya altı fakiri, her birine yarım  sa’ vermek suretiyle doyur veya bir kur­ban kes. (Bunlardan hangisini yaparsan olur)” dedi. Ancak bu saydıklarının önce hangisini zikretmişti bilmiyorum” diye cevap verdi. Tam o sırada şu âyet nazil oldu:

                “Artık içinizden kim hasta olur, yahud başından bir eziyeti bulunursa ona oruçtan, ya sadakadan, yahud da kurbandan biriyle fidye vacib olur...” (Bakara 196).

Buhâri, Muhsar 5, 6, 7, 8, Me-gâzî 35, Tefsir, Bakara 32, Merdâ 16, Tıbb 16; Müslim, Hac 80, (1201); Muvatta, Hacc 337,. (1,417); Ebu Dâvud, Menâsik 43, (1856-1861); Tirmizî, Hacc 107 (953); Nesâî, Hacc 96, (5, 194,195); İbnu Mâce, Menâsik 91, (3079).



1497) el-Haccâc İbrıu Amr el-Ensârî RA anlatıyor:

“Resûlullah AS’ın şöyle söylediğini işittim: “Kimin (bir bacağı) kırılır veya sakatlanırsa ihramdan çıkar (ve memle­ketine döner ve müteâkip sene yeniden hacc yapar. “

Tirmizî, Hacc 96, (940); Ebu Dâvud, Menâsik 44 (1862); Nesâî, Hacc 102, (5,198,199).



1498) Ebu Esmâ Mevlâ Abdillah İbni Ca’fer (rahimehullah)’in anlatığına göre: “Efendisi Abdullah İbnu Ca’fer’le beraber Medine’den çıktılar. Sükyâ’da hasta olan Hüseyin İbnu Ali RA’ye uğradılar, Abdullah İbnu Ga’fer, Hz. Hüseyin’le ilgilenmek için yanında kaldı. Haccın fevte uğramasından (o sene kaçırmaktan) korkarak Medine’de mukim Hz. Ali ve (zevcesi) Esma Bintu Umeys RA’e haber gönderdi, bunlar derhal yanına geldiler. Hz. Hüseyin RA (ağrıdan şikayet ederek) başına işaret etti. Hz. Ali RA başının traş edilmesini emretti. Sonra onun adına Sükyâ’da kurban kesilmesini emretti ve bir deve kesildi.” 

  Yahya İbnu Said der ki: “Bu seferinde Hz. Hüseyin (hacc maksadıyla) Mekke’ye müteveccihen Hz. Osman RA’la birlikte yola çıkmıştı.”

Muvatta, Hacc 165, (1, 388).



1499) Amr İbnu Saîd en-Nehai (rahimehullah)’nin anlattığına göre: “(Umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra) Zatu’ş-Şukûk denen yere varınca orada kendisini yılan sokar. Arkadaşları, bu meseleyi sorabilecekleri bir kimseyle karşılaşmak üzere, (herkesin gelip geçtiği ana) yola çıkarlar. Derken İbnu Mes’ud RA karşılarına çıkar. Onlara şu fetvayı verir:

                “Hemen bir hedy (kurbanlık) veya onun değeri miktarınca nakit parayı (Mekke’ye) gönderin. Onunla kendi aranıza bir günlük alâmet koyun, hedy kesildi mi ihramdan çıksın. Ayrıca, bu umreyi de bilâhere kaza etmen gerekir.”



Rezîn tahriç etmiştir.



DÜŞMAN TARAFINDAN MANİ OLUNAN KİMSE
1500) İbnu Abbâs RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS, (Hudeybiye’de) engellenmişti. Başını traş etti, kurbanını kesti, hanımlarına temasta bu­lundu, müteâkip sene umresini yaptı.”

Buhârî, Muhsar 1.



1501) Nâciye İbnu Cündüb RA anlatıyor: “(Hudeybiye’de) kurbanlıkların önü kesildiği zaman Hz. Peygamber (AS,)’e gelerek:

                “Ey Allah’ın Resûlü! Kurbanlığı benimle gönder, onu Harem’de keseyim!” dedim. Bana:

                “Bunu nasıl yapacaksın ?” dedi. Ben:

                “Onların göremeyecekleri yerlerden ve vâdilerden götürürüm” dedim. Resûlullah AS müsaade etti. Ben de onu götürüp Harem’de kestim.

  Resûlullah AS, Harem’de kesilmesi için benimle göndermişti. Çünkü (Mekkeli müşrikler) kendisine mâni olmuş­lardı.”

Rezîn’in ilâvesidir (İbnu Hacer, bu rivayeti Nesâî’den naklen Fethu’l-Bâri’de kaydeder (4, 382).



1502) İmam Mâlik (rahimehullah) demiştir ki: “Kişi (haccda) düşman sebebiyle engellenirse, her nerede engele maruz kaldı ise, orada traş olup ihramdan çıkar. Kendisine yeniden bunu kaza etmesi gerekmez. Zîra Resûlullah AS ve Ashab’ı (RAüm), kurbanlığı Hudeybiye’de kestiler. Beytullah’ta kesilmek üzere gönderilen kurbanlıklar mahalline varmazdan ve tavaf yapmazdan önce traş olup, her çeşit ihram yasaklarından çıktılar. Ve dahi, Resûlullah AS’ın biri­sine umre menâsikinden) bir şey yapması veya (o anda yapmadığını) sonradan yapmasını emrettiği de sahih değilir.”

Muvatta, Hacc 98, (1, 360); Buhâri, Muhsar 4 (Bab başlığında).


MÜDDETTE YANILANLAR VEYA YOLU KAYBEDENLER

1503) Süleyman İbnu Yesâr anlatıyor: “Ebu Eyyüb el-Ensârî RA hacc yapmak üzere yola çıktı. Mekke yolu üzerin­deki Bâdiye’ye gelince develerini kaybetti. Yevm-i nahrde Hz. Ömer RA’e gelerek, durumu ona anlattı. Hz. Ömer RA kendisine:

                “Önce umre yapıyorsun gibi hareket et. Sonra ihramdan çık. Sonra müteâkip senenin haccına yetişirsen hacc yap, kolayına giden bir de kurban kes”

Muvatta, Hacc, 153(1, 383).



1504) Yine Süleyman İbnu Yesar’dan rivayet edildiğine göre: “Hebbâr İbnu’l-Esved, yevm-i nahrde kurban kesmekte olan Hz. Ömer RA’e gelerek: “Ey mü’minlerin emîri, hesapta yanıldık. Biz bugünü arefe günü diye hesaplıyorduk” dedi. Hz. Ömer:

                “Öyleyse Mekke’ye git, sen ve beraberindekiler tavaf edin, beraberinizde kurban getirdiyseniz bir kurban kesin. Sonra traş olun veya saçınızı kısa kesin ve (artık memleketinize) dönün. Gelecek yıl yeniden hacc yapın, kurban kesin. Kurbanlık bulamayan, üç gün hacc sırasında, yedi gün de dönüşte olmak üzere (on gün) oruç tutsun.”

Muvatta, Hacc 154, (1, 383).

MÜTEFERRİK HADİSLER
1505) Hz. Ali ve Hz. İbnu Abbâs RA demişlerdir ki: “İhsarlıya âyet-i kerimede “...kolayınıza gelen kurbanı...” ifadesiyle emredilmiş bulunan kurbandan (Bakara 196) maksad bir koyundur.”

Muvatta, Hacc 158).



1506) İbnu Ömer RA’den rivayet edilmiştir ki: “(İhsârlıya kolayına gelen bir hed terettüp eder) âyetinden sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: “Bundan maksad ya bir deve veya bir sığır veya yedi koyundur. Bir koyun kesmem, bana oruç tutmamdan veya bir deveye ortak olmamdan daha hoş gelir.”

Muvatta, Hacc 160. (Muvatta’da hadisin, “sığır” kelimesine kadar olan kısmı mezkurdur. Geri kalan kısmını Rezîn zikretmiştir).



1507) Sadaka İbnu Yesâr el-Mekkî anlatıyor: “Saçları örtülü Yemenli bir kimse İbnu Ömer RA’e gelip: “Ey Ebü Abdirrahmân, ben müstakil bir umre yapmak üzere geldim” dedi. Abdullah İbnu Ömer RA:

                “Ben seninle olsaydım da bana sormuş bulunsaydın, sana hacc-ı kıran yapmanı emrederdim” dedi. Adam:

                “Bu zaten öyleydi (ancak kaçırdım)” dedi. İbnu Ömer RA:

                “Başındaki saçlardan şu uçuşanları al (kes) ve kurban kes!” dedi.

(Orada bulunan) Iraklı bir kadın söze karıştı:

                “Kurbanı da neymiş ey Ebu Abdirrahman?”

                “Kurbanıdır!” Kadın tekrar sordu.

                “Kurbanı nedir?” İbnu Ömer RA şu cevabı verdi:

                “Sadece bir koyun bulabilsem, onu kurban etmem bana oruç tutmadan daha hoş gelir.”

Muvatta, Hacc 162, (1, 386-387).
', 'xx'), (311, 276, 5, 1194187690, 4, 311, 'MEKKE’YE GİRİŞ, KONAKLAMA VE ORADAN ÇIKIŞ ÂDÂBI', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
MEKKE’YE GİRİŞ, KONAKLAMA VE ORADAN ÇIKIŞ ÂDÂBI

1508) İbnu Ömer RA anlatıyor: “Resûlullah AS, Mekke’ye Kedâ’dan Bathâ’nın yanındaki yukarı yoldan girdi ve aşağı yoldan da çıktı.”

Buhârı, Hacc 41,15; Müslim, Hacc 223 (1257); Ebu Dâvud, Menâsik 45, (1866,1867); Nesâz,105, (5, 200); İbnu Mâce, Menâsik 26, (2940).



1509) İbnu Ömer RA’den anlatıldığına göre: “O, iki dağ yolu arasındaki Zu-Tuv  nâm mevkide geceyi geçirir, sonra Mekke’nin yukarı yolundan şehre girerdi. Hacc veya umre yapmak niyetiyle Mekke’ye geldiği vakit, devesini doğruca Beytullah’ın kapısının yanında ıhdırırdı. Sonra (hayvandan iner) Mescid-i Harâm’a girer, Haceru’1-Esved rüknüne gelir, oradan başlayarak yedi kere Beyt’i tavaf eder ilk üçünde koşar, dördünde de yürürdü. Sonra tavaftan çıkar, evine dönmezden önce iki rek’at namaz kılar, Safâ ile Merve arasında da tavaf ta (sa’y) bulunurdu.

  Hacc ve umreden çıktığı zaman, Zülhuleyfe’deki Bathâ’da devesini ıhtırırdı. Orada Resûlullah AS da devesini ıhtı­rırdı”

Buhârî, Hacc 38, 29,148,149; Müslim, Hacc 226 (1259); Muvatta, Hacc 6, (1, 324); Ebu Dâvud, Menâsik 45, (1865); Nesâî, Hacc 103, (5,199).



1510) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA Muhassab’da öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarını kılar, bir miktar uyurdu. İbnu Ömer RA, Resûlullah AS’ın böyle yaptığını söylerdi.”

Buhârî, Hacc 149; Müslim, Hacc 337, (1310); Muvatta, Hacc 207; Tirmizî, Hacc 81, (921); Ebu Dâvud, Menâsik 87, (2012, 20I3).



1511) Müslim’in bir rivayetinde: “İbnu Ömer RA tahsib’i (Muhassab’da konaklamayı) sünnet bilirdi” denir.



1512) İbnu Abbâs RA: “Tahsib (menâsike dahil olan) bir şey değildir, o, Resûlullah AS’ın konakladığı bir konak­lama yeridir” derdi.

Buhârî, Hacc 147; Müslim, Hacc 341, (1312); Tirmizî, Hacc 81, (921).



1513) Yine aynı kaynaklar Hz. Aişe’nin şu sözünü kaydederler: “Resûlullah AS, oraya inmiştir, çünkü orası, yola çıkmaya daha uygundur.”

Buhârî, Hacc 147; Müslim, 339, (1311); Tirmizî, Hacc 82, (923); Ebu Dâvud, Menâsik 87, (2008).



1514) Ebu Râfi’ RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS, Mina’dan ayrıldığı zaman Ebtah’a inmemi emretmedi. Fakat ben önceden gelip oraya bir çadır kurdum. Sonra O AS da gelip oraya indi.”

Müslim, Hacc 342, (1313); Ebu Dâvud, Menâsik 87, (2009).



1515) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer RA Mekke’ ye girmek için guslederdi.”

Tirmizî, Hacc 29, (852).



1516) Bir rivayette: “Resûlullah AS Mekke’ ye girmek için gusletti” denmiştir.

Tirmizî, Hacc 29 (852).



1517) İbnu Ömer RA: “Mina gecelerinde, hiçbir hacı, Mina Akabesi’nin gerisinde geceyi geçirmemelidir.”derdi.

Muvatta, Hacc 209, (1, 406).



1518) Bir diğer rivayet şöyle: “Hz. Ömer RA, (eyyâm-ı Mina’da hususî) adamlar göndererek, halkın Akabe’nin geri­sine (Mina cihetine) girmelerini sağlardı.”

Muvatta, Hacc 208, (1/406).



1519) İbnu Ömer RA anlatıyor:

                “Hz. Abbâs RA Kâbe ile ilgili sikâye vazifesi, kendi sorumluluğunda olduğu için, eyyâm-ı Mina’yı Mekke’de geçirmek için izin istedi. Resûlullah AS da ona izin verdi.”

Buhârî, Hacc 133, 75; Müslim, Hacc 346, (1315); Ebu Dâvud, Menâsik 75, (1959).



1520) Alâ İbnu’l-Hadramî RA anlatıyor: “Resûlullah AS buyurdular ki: “Muhacir olanlar, menasiklerini tamamla­dıktan sonra Mekke’de üç gün kalırlar.”

Buhârî, Menâkıbu’1-Ensâr 47; Müslim, Hacc 441,(1352); Tirmizî, Hacc 103, (949); Ebu Dâvd, Menâsik 96, (2022); Nesâî, Taksiru’s-Salât 4, (3,122).



1521) Hz. Câbir RA’den anlatıldığına göre, kendisine: “Kişi Beytullah’ı görünce ellerini kaldırır mı.” diye sorulunca şu cevabı vermiştir:

                “Resûlullah AS’la haccettik. O zaman biz bunu yapardık.”

Tirmizî, Hacc 32, (955). Bu metin Tirmizî’ye aittir. Mevzu üzerine, Ebu Dâvud ve Nesâî’den gelen metin müteakip rivayettedir.



1522) Ebu Dâvud ve Nesâî’de bu rivayet şu şekildedir: “Bu hususta soruldu, şu cevabı verdi:

                “Yahudilerden başka birisinin yaptığını görmedim. “Resûlullah AS’la birlikte haccettik, bunu yapmadık.”

Ebu Dâvud, Menâsik 46, (1870); Nesâî, Hacc 122 (5, 212).



1523) Hz. Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Resûlullah AS ilerledi, Mekke’ye girdi. (Doğru Beytullah’agiderek) Haceru’1-Esved’e geldi, (ilk iş) onu istilâm buyurdu. Sonra Beytullah’ı (yedi şavtta) tavaf etti. (Tavaf tamamlanınca) Safâ tepesine geldi, oradan beytullah’a baktı. Ellerini kaldırıp Allah’ı (tekbir, tehlil, tahmid ve tevhitle zikretmeye başladı ve Allah’ın zikretmesini dilediğince zikretti, dua etti. Bu sırada Ensâr (RAüm) da onun aşağısında (aynı şekilde zikir ve duada bulunuyordu).”

Ebu Dâvud, Menâsik 46 (1872).



1524) Nâfi’ (rahimehullah) anlatıyor: “İbnu Ömer RA Mekke’den (ayrılıp Medine’ye) yönelmişti. Kudeyd’e gel­mişti ki, kendisine Medine’den bir haber ulaştı. Bunun üzerine, ihramsız olarak Mekke’ye döndü.”

Muvatta, Hacc 248 (1, 423).

', 'xx'), (312, 277, 5, 1194187787, 4, 312, 'HACCDA NİYÂBET (HACCA YERİNE BEDEL GÖNDERMEK)', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
HACCDA NİYÂBET

1525) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Fadl İbnu Abbâs RA, Resûlullah AS’ın terkisinde idi. Has’ame’den bir kadın birşeyler sormak istiyordu. Fadl, kadına, kadın da Fadl’a bakmaya başladı. Resûlullah AS eliyle Fadl’ın başını öbür istikâmete çevirdi. Kadın:

                “Ey Allah’ın Resûlü, Allah’ın kullarına yazdığı hacc farizası yaşlı ve ihtiyar babama ulaştı. Ancak o, bineğin üzerinde durabilecek halde bile değil. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?” dedi. Resûlullah AS :

                “Evet!” dedi. Bu hâdise, Veda haccında cereyan etti.”

Buhârî, Hacc ı, Cezâu’s-Sayd 23, 24, isti’zâzı 2; Müslim, Hacc, 407, 408, (1334,1335); Muvatta, Hacc 97, (1, 359); Tirmizî, Hacc 85, (928); Ebü Dâvud, Menâsik 26, (1809); Nesâî, Hacc 9,11,12, (5,117,118).



1526) İbnu Abbâs RA anlatıyor:

                “Bir adam Resûlullah AS’a gelerek:

                “Kızkardeşim haccetmeye nezretti. Ancak bunu îfa etmeden öldü, (ne yapmak gerekmektedir?)” diye sordu. Resûlullah AS:

                “Üzerinde başka borcu var mıydı, sen bunu ödeyiverdin mi?” buyurdu. Adam:

                “Evet!” deyince:

                “Öyleyse Allah’a olan borcunu da ödeyiver. O, (celle şânuhu) borç ödenmeye daha lâyıktır” dedi.”

Buhârî, Eymân 30, Cezâu’s-Sayd 22, İtisâm 12; Nesâî, Hacc 7, 8, (5,116); Müslim, Nezr 1, (1638).



1527) Yine İbnu Abbâs RA’tan rivayet edildiğine göre: “Resûlullah AS, bir adamın:

                “Şübrüme adına lebbeyk!” dediğini işitir.

                “Şübrüme de kim?” diye sorar. Adam:

                “Bir kardeşim veya bir yakınım!” diye cevap verir. Resûlullah AS :

                “Sen kendi hesabına hacc yapmış mısın?” diye sorar. “Hayır!” cevabını alınca:

                “Öyleyse önce kendi adına hacc yap, sonra Şübrüme adına yaparsın!” der.”

Ebu Dâvud, Menâsik 26, (1811); İbnu Mâce, Menâsik 9, (2903).

', 'xx'), (313, 278, 5, 1194187827, 4, 313, 'TEŞRİK GÜNLERİNDE TEKBİR', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'TEŞRİK GÜNLERİNDE TEKBİR

1528) Yahya İbnu Said anlatıyor: “Hz. Ömer RA yevm-i nahrin sabahında gündüz biraz yükselince çıkıp tekbir ge­tirdi. Onun tekbiriyle birlikte halk da tekbir getirdi. Aynı gün, gündüzün tamamen yükselmesinden sonra ikinci defa çıkıp tekbir getirdi, halk da onunla birlikte tekbir getirdi. Sonra güneşin zeval vaktinde çıkıp tekrar tekbir getirdi, halk da onunla birlikte tekbir getirdi. (Getirilen) bu tekbir Mescid-i Haram’a kadar ulaştı ve halk: “Hz. Ömer tekbir getirdi” deyip tekbir getirdiler.”

Muvatta, Hacc 205, (1, 404).



1529) İbnu Ömer RA’den anlatıldığına göre, “O, çadırının içinde tekbir getirirdi.”



Buhârî, İydeyn 12. (Tercüme’de muallak olarak kaydeder. Ancak Buhârî, bunu İbnu Ömer’e değil, Hz. Ömer’e nisbet eder.)



1530) Meymûne (RA)’dan anlatıldığına göre, “Yevm-i nahrde tekbir getirir, kadınlar da Ebân İbnu Osman’ın arka­sından tekbir getirirlerdi.”

Buhârî, İydeyn 12.
', 'xx'), (314, 279, 5, 1194187896, 4, 314, 'MİNA\'DA HUTBE', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'MİNA'DA HUTBE

1531) Abdurrahman İbnu Muâz RA anlatıyor: “Biz Mina’da iken Resûlullah AS bize hitab etti. Kulaklarımız öyle­sine açıldı ki, sanki her ne söylese bulunduğumuz yerden (rahat) işitiyorduk. Bir ara, halka menâsikini öğretmeye baş­ladı. Böylece taşlama yerine kadar geldi. (Konuşurken) şehâdet ve orta parmağını (kulaklarına) koymuştu. (Atılacak taşların nohut büyüklüğündeki) fırlatma taşı olduğunu söyledi. Muhacirler’e emrederek Mescid’in ön kısmında konak­lamalarını, Ensar’a da Mescid’in arka kısmında konaklamalarını söyledi.”,

Râvi der ki: “İşte bundan sonradır ki herkes (bineklerinden inip) yerleşti.”

Ebu Dâvud, Menâsik 70, (1951); Nesâî, Hacc 189, (5, 249).



1532) Râfi’ İbnu Amr el-Müzenî RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı Mina’da halka hitab ederken gördüm, Vakit kaba kuşluktu ve Efendimiz, boz bir dişi katırın üzerindeydi. Hz. Ali RA de, Resûlullah AS’ın sözle­rini rahat işitebileceği bir mesafede durup, eksiltip artırmadan halka tekrar ediyordu. Halkın kimisi ayakta idi, kimisi de oturuyordu.”

Ebu Dâvud, Menâsik 73, (1956).

', 'xx'), (315, 280, 5, 1194187942, 4, 315, 'ÇOCUĞUN HACCI', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'ÇOCUĞUN HACCI

1533) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS Ravhâ’da bir grup yolcuya rastladı. Onlardan bir kadın kendisine bir çocuğu kaldırıp:

                “Bunun için de hacc câiz olur mu?” diye sordu. Resûlullah AS :

                “Evet olur ve sana da sevab vardır”buyurdu.”

Müslim, Hacc 409, (1336); Muvatta, Hacc 244, (1, 422); Ebu Dâvud, Menasik 8, (1736).



1534) Sâib İbnu Yezid RA anlatıyor: “Babam RA bana, Veda haccı sırasında ResûlullahAS’la birlikte hacc yaptırdı. Ben o zaman yedi yaşında idim.”

Buhârî, Cezâu’s-Sayd 25; Tirmizî, Hacc 83, (925).



1535) Hz. Câbir RA diyor ki: “Biz, kadın ve çocuklara bedel, telbiye getiriyorduk.”

Tirmizî, Hacc 84, (927); İbnu Mâce, Menâsik 68, (3038).



  İlim adamları, kadının yerine başkasının telbiye getiremeyeceğn hususunda icmâ etmişlerdir.
', 'xx'), (316, 281, 5, 1194187980, 4, 316, 'ŞARTLI HACC', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'ŞARTLI HACC

1536) Hz.Aişe (RA) anlatıyor: “Resûlullah AS Subâa Binti’z-Zübeyr (RA)’in yanına girdi:

                “Herhalde sen hacc yapmak istiyorsun ?” dedi. Subâa:

                “Vallahi kendimi hasta buluyorum” diye cevap verince:

                “Hacca çık, fakat şart koş ve de ki: “Ya Rabbi, beni nerede hapsedersen orası (ihramdan çıkıp haccı bırakma) yerimdir.”

Buhârî, Nikâh 15; Müslim, Hacc 104, (1207); Nesâî, Hacc 60, (5,168).



1537) Tirmizî de der ki: “İbnu Ömer RA, haccda şart koşmayı reddeder ve şöyle derdi: “Size Hz. Peygamber AS’in sünneti kifâyet etmiyor mu?” Nesâi’nin rivayetinde şu ziyade yer alır: “O, hiçbir zaman şart koşmamıştır. Eğer sizden biri bir mâniden dolayı haccını tamamlayamazsa, Beytullah’a giderek tavaf etsin, Safâ ve Merve arasında sa’yetsin, sonra traş olsun yahut saçını kısalttırsın. Böylece ihramdan çıkmış olur ve gelecek sene hacc yapıncaya kadar her şey kendisine helal olur.”

                Şârihler, bu hadisi İbnu Abbâs RA’tan rivayet eden Tâvus ile Said İbnu Cübeyr in de bununla amel etme­diklerini belirtirler.

  Esâsen haccı tamamlamaya mani bir engelle karşılaşacak olanların tâbi olacakları ihsâr ahkâmı varken, önceden ko­şulan şart, yeni bir hak getirmiyor.

', 'xx'), (317, 282, 5, 1194188028, 4, 317, 'HAREM’DE SİLAH TAŞIMAK HAKKINDA', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '      HAREM’DE SİLAH TAŞIMAK HAKKINDA

1538) İbnu Cüreyc (rahimehullah) anlatıyor: “İbnu Ömer RA’ın ayağının çukuruna, Mina’da mızrağın uç demiri isâbet etti. Haccâc, İbnu Örner RA’e geçmiş olsun ziyaretine geldi. İbnu Ömer RA’e:

                “Keşke sana bunu isabet ettireni bilseydik (de cezalandırsaydık)” dedi. İbnu Ömer:

                “Bana onu sen isâbet ettirdin” dedi. Öbürü:

                “Nasıl olur?” deyince, İbnu Ömer:

                “Silah taşınması yasak olan bir günde sen silah taşıdın. Harem’e silah soktun. Halbuki Harem’e silah sokul­maz” dedi.”

Buhârî, İydeyn 9.



1539) Berâ İbnu Âzib RA anlatıyor: “Resûlullah AS Hudeybiye’de Mekkelilerle, “Şehre, silahın sâdece cülübbânından yani içindekileriyle dağarcıktan başka bir şey sokmamak şartıyla anlaştılar.”

Buhârî, Sulh 6, Umre 3, Cezâu’s-Sayd 17, Cizye 19, Megâzî 48; Müslim, Cihâd 90, (1783); Ebu Dâvud, Menâsik 33, (1832).
', 'xx'), (318, 283, 5, 1194188070, 4, 318, 'ZEMZEM SUYU HAKKINDA', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'ZEMZEM SUYU HAKKINDA

1540) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS’a zemzem suyu verdim, ayakta içti.”

Buhârî, Hacc 76, Eşribe 16; Müslim, Eşribe 117, (2027); Tirmizî, Eşribe 12, (1883).



1541) İbnu Ömer RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS (Hudeybiye Antlaşması) sırasında bir Kureyşliye, Hudeybiye’ye zemzem suyu getirmesini söyledi. Adam getirdi. Resûlullah AS onu Medine’ye götürdü”



Rezîn’in ilâvesidir.

', 'xx'), (319, 284, 5, 1194188498, 4, 319, 'HAC HAKKINDA MÜTEFERRİK HADİSLER', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'MÜTEFERRİK HADİSLER

1542) Hz.Aişe (RA) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, Mina’da, seni güneşe karşı gölgeleyecek bir bina yapmayalım mı?” demiştim, bana:

                “Hayır! dedi. Orası oraya gelenlere develerini ıhdırma yeridir!”

Ebu Dâvud, Menâsik 90, (2019); Tirmizî, Hacc 51, (881); İbnu Mâce, Menâsik 52, (3006, 3007).



1543) Ebu Vâkid el-Leysî RA anlatıyor: “Resûlullah AS’ı dinledim. Veda haccında zevcelerine şöyle demiştir:

                “Size bu (farzınız !) bundan sonra hasırların arkaları!”

Ebu Dâvud, Menâsik 1, (1722).



1544) İbrahim (rahimehullah) babası tarikiyle dedesinden rivayet ediyor:

                “Hz. Ömer RA, yatığı en son haccında Resûlullah AS’ın zevcelerine izin verdi. Onlarla birlikte Abdurrahman İbnu Auf ve Osman İbnu Affân RA’ı gönderdi.”

Buhâri, Cezâu’s-Sayd 26.



Berkânî der ki: “(Hadisi rivayet eden) İbrahim’den maksad: İbrahim  İbnu Abdirrahman İbni Avftır.”

Humeydî ise: “Bu açıklama isabetli gözükmüyor. Derim ki: O, İbrahim İbnu Abdirrahman İbni Abdillah İbni Ebî Rebîa el-Mahzümî’dir.” Doğruyu Allah bilir.



1545) İbnu Ömer RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS’a: “Gerçek hacı kimdir?” diye soruldu da şu cevabı verdi:

                “Saçını düzenleyip yıkamayı ve koku sürünmeyi çoktan terketmiş kimsedir. . “

  Kendisine tekrar:

                “Hangi hacc efdaldir?” diye sorulunca:

                “Yüksek sesle telbiye getirilen ve kurban kesilen” dedi.

                “(Haccla ilgili âyette geçen) sebil nedir?” diye soruldu.

                “Zâd (nafaka) ve râhile (binek)dir” cevabını verdi.”



Tirmizî, Tefsir, Âl-i İmrân, (3001); İbnu Mâce, Menâsik 6, (2896).



1546) Hz. Ebu Hüreyre RA anlatıyor: “Bir adam:

“Ey Allah’ın Resûlü! Bana hacc farz oldu. Borcum da var (önce hangisini ödeyeyim?)” diye sordu. Resûlullah AS:

                “Önce borcunu öde!” dedi.”

Rezin ilâvesidir.



1547) Sümâme (rahimehumullah) anlatıyor:

                “Hz.Enes RA, cimri olmadığı halde havıdlı bir devenin üzerinde haccını yaptı.” (Hz. Enes RA: “Resûlullah AS da yol eşyasını yüklediği. havıdlı bir deve üzerinde hacc yaptı” demiştir.

Buhârî, Hacc 3 (Muallak senetsiz olarak kaydetmiş.)



1548) Ubeyd İbnu Cüreye anlatıyor: “İbnu Ömer RA’e:

                “Seni dört şey yaparken görüyorum. Bunları arkadaşlarından bir başkasının yaptığını görmedim” dedim. Bana:

                “Ey İbnıı Cüreye, onlar nedir`?” diye sordu. Ben de saydım: “Sen Kâbe’nin rükünlerinden sadece iki Yemanî rükne (rükn-i Yemânî. ve rükn-i Hacer) temasta bulunuyor, diğerlerine temas etmiyorsun. Keza senin tüysüz deriden ma’mul nalın giydiğini görüyorum. Keza senin (saç ve sakalını) sarıya boyadığını görüyorum. Keza seni Mekke’de gördüm, herkes (Zilhicce) hilâlini görünce ihrama girdikleri halde sen terviye günü (8 Zilhicce) ihrama girdin!” Bana şu açıklamayı yaptı:

                “Rükünlere temasa gelince; ben Resûlullah AS’ ın, sadece iki rükne temas ettiğini gördüm. Tüyü yolunmuş nalına gelince; ben Resûlullah AS’ın nalınlarında hiç tüy görmedim. Ayakları onların içinde iken abdest alırdı. Ben onu giymeyi seviyorum. Sarıya gelince; ben Resûlullah AS’ın onunla boyandığını gördüm. Ben onunla boyanmayı seviyorum. İhrama girmeye gelince, ben Resûlullah AS’ın devesi, onu yola koyuncaya kadar telbiye çektiğini görme­dim.”

Buhârî, vüdû’ 30; Müslim, Hacc 25, (1187); Muvatta, Hacc 31, (1, 333); Ebu Dâvud, Menâsik 21, (1772).
', 'xx'), (320, 285, 5, 1194188549, 4, 320, 'HZ. PEYGAMBER’İN HACC VE UMRESİ', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', '
HZ. PEYGAMBER’İN HACC VE UMRESİ

1549) Hz. Câbir RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS, (üç kere hacc yaptı. Şöyle ki): “Hicret etmezden önce iki, hicretten sonra da bir hacc ve bununla birlikte bir umre yaptı. Bu hacc sırasında (Medine’den) altmış üç deve sevketti. O sırada Hz. Ali RA Ye­men’den geldi, berâberinde, Resûlullah AS’ın kestiği kurbanlarıngeri kısmı da vardı. Bunlar arasında (Ebu Cehl’e ait olup Bedir Savaşı’nda ganimet olarak alınan) burnunda gümüş halka bulunan deve de vardı. Resûlullah AS hepsini kesti. Resûlullah AS her deveden bir parça alınmasını emretti. Bunlar (bir kapta) pişirildi. Efendimiz suyundan içti.”

Tirmizî, Hacc 6, (815)

.



1550) Urve İbnu Zübeyr (rahimehullah) anlatıyor:

                “Ben ve İbnu Ömer RA, Hz. Aişe’nin hücresine dayanmıştık, (o içerde dişlerini misvaklıyordu. Bu esnada) misvaktan çıkan sesleri işitiyordum. Ben, İbnu Ömer’e:

                “Ey Ebu Abdirrahmân! Resûlullah AS Receb ayında umre yaptı mı?) diye sordum.

                “Evet!” dedi. Ben de, Hz. Aişe (RA)’ye seslendim:

                “Ey anneciğim, Ebu Abdirrahman’ı dinliyor musun ne söylüyor?”

                “Ne söyüyor?” dedi.

                “Resûlullah AS Receb’te umre yaptı diyor” dedim. Hz. Aişe (RA):

                “Ebu Abdirrahman’a Allah mağfıret etsin. Ömrüm hakkı için, Receb’de umre yapmadı. Hem O, nasıl olur da yanılır, Resûlullah AS’ın) yaptığı her umrede o da hazır bulunmuştu” dedi. İbnu Ömer, Hz. Aişe (RA)’nin bu sözle­rini işittiği halde ne “evet!” ne de “hayır!” demedi, süküt etti.”

Buhârî, Umre 3; Müslim, Hacc 219, (1255); Tirmizî,Hacc 93, (936, 97); Ebu Dâvud, Menâsik 80, (1991,1992).



1551) İbnu Abbâs RA anlatıyor: “Resûlullah AS dört umre yaptı: 1- Hudeybiye umresi, 2-Müteakip sene Zilkade ayında yaptığı umretü’1-kadâ, 3-Ciırrâne’den yaptı-ğı umre, 4- (Veda haccı sırasında) hacc ederken yaptığı umre.”

Tirmizî, Hacc 7, (816); Ebu Dâvud, Menâsik 80, (1993); İbnu Mâce, Menâsik 50, (3003).



1552) Hz.Urve (rahimehullah) demiştir ki:

                “Resûlullah AS üç umre yaptı: Biri Şevvâl ayında, ikisi de Zilkade ayındadır.”

Muvatta, Hacc 56, (1, 342).



1553) İmam Mâlik’e ulaştığına göre: “Hz. Peygamber AS üç sefer umre yapmıştır:1- Hudeybiye senesinde, 2- (Hudeybiye yılını takip eden) kaza senesinde, 3-C’ürrâne senesinde”

Muvatta, Hacc 5, (1, 342).



1554) İbnu Ömer RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS aramızda olduğıı halde biz Veda haccından bahsederdik ve Veda haccının ne olduğunu bil­mezdik. (Veda haccında Resûlullah AS Allah’a hamd ve sena edip sonra da Mesih Deccâl’ı mevzubahis etmişti, sözü onun hakkında epeyce uzatıp şunları da söylemişti:

                “Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Hz.Nuh AS ve ondan sonra gelen bütün peygamberler onunla korkuttular. Bilesiniz o, aranızdan çıkacaktır. Onun şe’ninden (yapacğı icraatler) hiç bir şey size gizli kalmayacak. Çünkü sizlere gizlemez. Rabbinizin gözü kör değildir. Halbuki onun sağ gözü kördür. Onun gözü pertlek bir üzüm gibidir.

  Haberiniz olsun! Allah sizlere birbirinizin kanını, malını haram kıldı, bunlar,şu günlerinizin, şu beldenizdeki haram­lığı gibi haramdır.

  Acaba tebliğ ettim mi?” (Resûlullah AS’ın bu sorusuna cemaat hep bir ağızdan:

                “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine üç sefer:

                “Ya Rab şâhid ol! Ya Rab şâhid ol! Ya Rab şâhid ol!” dedi ve tekrar cemaate yönelerek:

                “Vah size! -veya eyvah size!- Benden sonda dönüp birbirlerinizin boyunlarını vuran kâfirler olmayın!” dedi.”

Buharî, Hacc 132, Edeb 43, 95, Hud 9, Diyât 2, Fiten 8; Müslim, İmân 119, (66).



1555) İbnu Abbâs RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS, saçlarını tarayıp yağladıktan, rida ve izârını giydikten sonra Medine’den ashabıyla birlikte ayrıldı. Rida ve izâr çeşitlerinden, vücudun cildine boyası geçen za’feranla boyanmış olanlar dışında hiç bir şeyi ya­saklamadı. Böylece Zülhuleyfe’ye geldi. Orada devesine bindi. Devesi onu Beydâ sırtına çıkarınca O AS da, Ashab’ı (RAüm) da telbiye getirdiler. Resûlullah AS kurbanlığına takısını takıp nişanladı. Bu iş, Zilkade ayının sondan beşinci gününde cereyan etmişti. Mekke’ye Zilhicce’nin dördünde indi. (İlk iş) Beytullah’ı tavaf etti, Safâ ve Merve arasında sa’yde bulundu. Kurbanlığı sebebiyle ihramdan çıkmadı. Çünkü ona (kurbanlık alâmeti olan takıyı) takmıştı. Sonra Mekke’nin Hacün yanındaki en yüksek yerine indi. Artık hacc için telbiye getiriyordu. Kâbe’ye onu tavaf ettik­ten sonra, Arafat’tandönünceye kadar hiçyaklaşmadı.Asabına ise, Kâbe’yi tavaf etmelerini, Safâ ile Merve arasında  sa’yetmelerini emretti, sonra saçlarını kısaltarak ihramdan çıkmalarını emretti. Bütün bu emirler, berâberinde kurbanlık olarak  takılanmış devesi olmayanlar içindi. Berâberinde hanımı bulunanlara, hanımlarıda helâldi. Keza koku ve elbi­sede helâldi.”

Buhârî, Hacc,21,70,128



1556) Hz. Ali RA anlatıyor:

                “Resûlullah AS Arafat’ta vakfe yaptı ve: “Burası Arafat’tır, vakfe yeridir, Arafat’ın her yeri vakfe yeridir” dedi.

  Sonra güneş batar batmaz ifâza yaptı. (Arafat’ı terketti). Devesinin terkisine Üsâme İbnu Zeyd RA’i bindirdi. Efendimiz AS, -halk sağında ve solunda (develere telâşla vururlarken) onlara dönüp bakmadan her zamanki sükun ve rıfk hâlini koruyarak eliyle işaret edip: “Ey insanlar! Sakin olun” diyordu.

  Sonra Cem’e (Müzdelife’ye) geldi. Orada iki namazı da (akşam ve yatsı) beraberce kıldırdı. Sabah olunca Kuzah tepesine gelip üzerinde vakfe yaptı.

                “Burası Kuzeh’dir, vakfe yeridir. Cem’in tamamı vakfe yeridir!”dedi. Sonra oradan ayrıldı, Muhassır vâdisine geldi. Devesine vurdu. Deve dört nala koşarak vâdiyi geçti. Orada durup, amcası Abbâs RA’ın oğlu Fazl’ı devesinin terkisine aldı.

                Oradan Cemretu’l-Akabe’ye geldi ve taşlama yaptı. Sonra menhara (kesim yerine) geldi:

“Burası menhardır (kurbanlarımızı keseceğimiz yer), Mina’nın her tarafı menhardır” buyurdu. Has’am kabilesinden genç bir kadın gelerek:

                “Ey Allah’ın Resûlü! Babam yaşlanmış bir ihtiyardır, Allah’ın hacc farizası kendisine terettüp etmektedir. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?” diye bir suâl sordu. Resûlullah AS:

                “Babana bedel hacc yap!”cevabını verdi. Bu sırada eliyle, devenin terkisinde bulunan Fazl’ın başını büktü. Amcası Abbâs RA:

                “Ey Allah’ın Resûlü! Amcanın oğlu Fazl’ın başını niye büktün?” diye sordu.

                “İkisini de birer genç görüyorum. Onlar hakkında şeytanın şerrinden emin değilim!” dedi. Derken bir adam daha gelip:

                “Ey Allah’ın Resûlü, ben traş olmazdan önce ifâza tavafını yaptım!” dedi.

                “Traş da ol, bunda mahzur yok!” cevabını aldı. Derken bir başkası daha gelip:

                “Ey Allah’ın Resûlü, ben taşlama yapmazdan önce kurbanımı kesmiş bulundum!” dedi.

“Taşlarını da at, bunda bir mahzur yok!” cevabını aldı. Sonra Resûlullah AS Beytullah’a geldi, onu tavaf etti, sonra zemzem’e geldi ve:

“Ey Abdulmuttaliboğulları, eğer halk size bunun üzerine galebe etmeyecek olsa mutlaka çekerdim” dedi.”

Tirmizî, Hacc 54, (885).
« Last Edit: November 21, 2016, 09:17:32 pm by vaizler34 »