Author Topic: PEYGAMBERİMİZİN MEKKE'DEKİ HAC UYGULAMASI  (Read 419 times)

vaizler34

  • Administrator
  • Sr. Member
  • *****
  • Posts: 289
PEYGAMBERİMİZİN MEKKE'DEKİ HAC UYGULAMASI
« on: November 06, 2016, 02:34:55 pm »
MEKKE'DEKİ HAC UYGULAMASI',

Mekke'ye Giriş

1- Resul-i Ekrem (s.a.v.) Mekke'ye hareket etti ve Mekke'ye yukarısından, Hacûn'a bakan yüksek tepeden girdi.

2- Sonra seyrine devam etti ve nihayet kuşluk vakti yükselirken Mekke'ye girdi. Mescid-i Haram'ın kapısına gelip bineğini ıhdırdıktan sonra, Abd-i Menâf Kapısı'ndan içeri girdi. İnsanlar bu kapıya Şeybe Oğulları Kapısı der. Beytullah'a baktı. Ona doğru yöneldi, ellerini kaldırdı ve tekbir getirdikten sonra şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Allahım! es-Selâm'dır Sen'in bir adın, esenlik de sendendir. Rabbimiz! Öyle ise bizleri esenliğe ulaştır. Allahım! Artır bu Beyt'in şerefini, tâzim, değer ve heybetini.. Hac veya umre yaparak bu Beyt'e saygı duyanların, Sen de şerefini, saygıdeğerlik, itibar ve iyiliğini artır." Bir başka rivayete göre ise: "Allahım! Bu Beyt'inin şerefini, saygıdeğerliğini, değerini, iyilik ve heybetini artır" diye dua etti. Harem'e girince Beyt'e doğru yöneldi, fakat mescid selâmlama (tahiyyetü'l-mescid) namazı kılmadı. Zira Beytullah, tavaf edilerek selâmlanmaktadır.

Beytullah'ı Tavaf
1- Hz.Peygamber (s.a.v.) Beytullah'ı tavaf etmeye Hacer'den başladı. Onu istilâm etti, ancak yanına fazla yaklaşmadı. Gözlerinden yaşlar boşaldı.

2- Cübbesini eline alıp kürek kemiklerinden birinin üzerine attı (ıztıbâ). Öteki kürek kemiği ile omuzunu açıkta bıraktı. Dört şavt tavaf etti sonra gelip Hacer-i Esved'i öptü; ellerini üzerine koydu ve daha sonra yüzünü sürdü.

3- Sonra bu tavafı sırasında seri ve güçlü adımlarla üç şavt (tur) yaptı. İlk şavt, Hacer-i Esved'den başlayıp Hacer-i Esved'de son buldu. Bu esnada hızlı ve kısa adımlarla yürüyor (remel yapıyor)du.

4- Hacer-i Esved'in hizasına her gelişinde, ona işaret edip mihceniyle selâmlıyor ve mihcenini öpüyordu. -Mihcen, baş tarafı eğri büğrü olan bir asadır- Selâmlarken: "Bismillâhi vallahü ekber!" (Allah'ın adıyla! En büyük Allah'tır!) buyurmaktaydı.

5- Hz.Peygamber (s.a.v.) Ömer b. Hattab (r.a.)'a buyurdu ki: "Ömer, sen iri-yarı bir adamsın, Hacer-i Esved'e fazla yaklaşarak zayıflara zorluk çıkarma. Hacer-i Esved'in boş olduğu bir zamanda selâmlarsın. Böyle bir zaman bulamazsan, ona yönelir, tehlîl ve tekbir getirirsin."   

6- İki Rukün, yani, Rukn-i Yemânî ile Hicr ve Hacer-i Esved arasında Resul-i Ekrem'in şu kapsamlı ve veciz duayı yaptığı rivayet edilmiştir: "Rabbimiz! Bizlere dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!"

7- Tavafını bitiren Resulüllah, o sıralar Kâbe'ye yakın olan Makam-ı İbrahim'in arkasına geldi ve: "Makam-ı İbrahim'den bir namaz yeri edinin" (2/125) ayetini okudu ve Makam'ı kendisiyle Beytullah'ın arasına alarak iki rekat namaz kıldı. Birinci rekatte Fâtiha ile birlikte İhlâs Sûresi'ni; ikinci rekatte ise, yine Fâtiha ile Kâfirûn Sûresi'ni okudu.

8- Namazını bitirince Hacer-i Esved'e yönelerek onu selâmladı. Sonra da sa'ye başlamak için, -Safâ'nın karşısındaki kapı olan- Mahzûm Oğulları Kapısı'ndan çıktı.

- Peygamber (s.a.v.) Hacer-i Esved'e fazla yaklaşmadı; Rukn-i Yemânî'ye doğru da Hacer-i Esved'in hizasını geçmedi. Ellerini de hiç kaldırmadı ve: "Bu hafta tavafa veya şÃƒÂ¶yle şÃƒÂ¶yle yapmaya niyet ettim" gibi bir şey buyurmadı. Namaz için alınan tekbir gibi bir tekbir de almadı.

- Peygamber (s.a.v.), Hacer-i Esved'i ellerinin tamamıyla tutmadı; kapıda veya Altınoluk'ta ya da Kâbe'nin arka tarafında dua etmedi; ne kendisi bizzat yaparak ya da etrafındakilere öğretmek suretiyle, tavaf için özel bir vakit de tayin etmedi. Dolayısıyla herkes, hiçbir bilgisi olmayanların yaptığı bazı hareketlerden uzak durmalıdır.

Mekke (Sa'y)
Safâ Tepesi'ne yaklaştığı sırada "ŞÃƒÂ¼phe yok ki Safâ ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı hacceder veya umre yaparsa, bunları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, şÃƒÂ¼phesiz Allah kabul eder ve hakkıyla bilir" (2/158) ayet-i celîlesini okudu. Ve "ben de Allah'ın, önce zikrettiği tepeden başlıyorum" buyurduktan sonra, Safâ'ya çıktı. Buradan Beytullah'ı görünce, ona doğru yönelip: "Lâ ilâhe illâllahü ve'llâhü ekber!" diyerek Allah'ı tevhîd etti. Ayrıca şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Lâ ilâhe illâllahü vahdeh; enceze va'dehû ve nasara abdeh; ve hezeme'l-ahzâbe vahdeh." Sa'y esnasında da insanları gayretlice sa'yetmeye teşvik için şÃƒÂ¶yle buyuruyordu: "Bu vadiyi ancak sağlam ve dinç adımlar kateder." Bu esnada insanlar onun önünde; o ise insanların arkasında bulunuyordu. Sa'yederken, sa'yin şiddetinden dizleri görülüyordu. Vadinin, sellerin aktığı kısmının ortasında sa'yederken ise şÃƒÂ¶yle buyuruyordu: "Allahım! Bağışla, merhamet et, Sensin en cömert, sensin en yüce!" Nihayet, insanlar kendisini tanıyıp: "İşte Muhammed! İşte Muhammed!" demeye; genç kızlar da evlerinden çıkıp ona doğru hareket etmeye başladılar. O ise kendisine yol açmaları için insanları zorlamıyordu. İnsanlar iyice çoğaldıktan sonradır ki, devesi Kasvâ'ya binerek sa'yini bineğinde tamamladı. Hz.Peygamber, Safâ ile Merve arasında, koluna Necran yapımı çizgili bir aba almış olduğu halde görülmüştür. Merve'ye vardığında da Beytullah'a yöneldi ve Allah'ı tevhît ettikten sonra, Safâ'da yapmış olduklarını burada da yaptı.

Mekke (Haccı Feshetme Emri)
1- Hz.Peygamber (s.a.v.), Seref'te iken Ashabını, niyetlerini hacdan umreye çevirip çevirmeme hususunda serbest bırakmıştı. Sa'yi tamamladıktan sonra da Ashabı'na bütün ihram yasaklarını kaldırarak hanımlarıyla ilişkiye girebilme, güzel koku sürünme, dikişli elbise giyme izni verdi ve Terviye gününe kadar bu şekilde kalmalarını emretti.

2- Medine'den beraberinde getirmiş olduğu kurbanı sebebiyle Hz.Peygamber (s.a.v.) ihramdan çıkmamıştı. Hz.Peygamber ve kurbanı olan Ebu Bekir, Ömer, Talha, Zübeyr (Allah hepsinden razı olsun) vb. şahsiyetler dışında herkes ihramdan çıkmış bulunuyordu.   

3- Hz.Peygamber'in hanımlarına gelince, bunların hepsi ihramdan çıkmıştı. Aişe hariç hepsi kırân haccı yapmaktaydı. Onun ise, âdeti sebebiyle ihramdan çıkması mümkün olmamıştı. Allah Resulü'nün kızı Fâtıma validemiz de, beraberinde kurbanı bulunmadığı için, ihramdan çıkmıştı.

4- Ali b. Ebu Talib (r.a.) ise, Yemen'den gelirken kurbanını da getirmişti. Fâtıma'nın, ihramdan çıkarak boyalı elbiseler giyip gözlerine sürme çekmiş olduğunu görünce, hanımına, bunu beğenmediğini ifade eden sözler söyledi. Fâtıma ise: "Bunu bana babam emretti" diye cevap verdi.   

5- Hz. Ali meseleyi Hz.Peygamber'e sorunca, o da cevaben: "Doğru söylemiş, doğru söylemiş, bunu ona ben istemiştim" buyurdu.     

6- Hz. Ali Yemen'den: "Allahım! ŞÃƒÂ¼phesiz ben de, Resulünün ifadeleriyle sana telbiye ediyorum" diye diye gelmişti.   

7- Ebu Musa Eşarî de Hz. Ali ile birlikte Yemen'den gelenlerin arasındaydı. Ama kurban getirmemişti. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.) kendisine, umre tavafını yapıp sa'y ettikten sonra ihramdan çıkmasını emretti. O da haccını feshedip umreye çevirdi ve böylece temettu haccı yapmış oldu.

Hz.Peygamber'in Mekke'de Okuduğu Hutbe
1- Hz.Peygamber'e, bir grup insanın şÃƒÂ¶yle konuştuğu haberi ulaştı: "Amelimize hiçbir sakıncalı davranış karıştırmayarak hac için telbiye ede ede buralara kadar geldik. Buraya gelince, Hz.Peygamber'in emri yüzünden haccımızı umreye çevirdik ve ihramdan çıkıp kadınlarımızla ilişkiye girmeye başladık. Hatta, Mina'ya, penisinden meni damlaya damlaya gelenlerimiz dahi oldu!"   

2- Bunu duyan Hz.Peygamber (s.a.v.) sa'yini bitirdikten sonra, ayakta bir hutbe irat ederek şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Haber aldım ki, bir grup insan şÃƒÂ¶yle şÃƒÂ¶yle konuşmuş. Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'tan, onlardan çok daha fazla korkan; daha hayırlı biriyim. Hiç şÃƒÂ¼pheniz olmasın, şu anda tercih ettiğim bu işi (yani hac aylarında umre de yapılabileceğini) ihrama girerken de düşÃƒÂ¼nmüş olsaydım, ben de buraya kadar kurban getirmez, haccımı umreye çevirirdim. Öyleyse, yanında kurban olmayanlar, ihramdan çıkıp haclarını umreye çevirsinler!"  Bu konuşma üzerine herkes ihramdan çıktı.

3- Bunun üzerine vadinin en alt kısmında bulunan Sürâka b. Mâlik b. Casem: "Ya Resulüllah! Bu uygulama, bu yıla mı mahsus, yoksa ebediyyen mi geçerli?" diye sorunca, Peygamber de: "Ebediyyen, ebediyyen, ebediyyen!" buyurdu ve ekledi: "Kıyamet gününe kadar, umre hacca dahildir."   

4- Cabir b. Abdullah rivayet ederek şÃƒÂ¶yle der: "Hz.Peygamber'le beraber, hac için ihrama girmişken Zilhicce'nin dördüncü günü geldik. Fakat bize haccımızı umreye çevirmemizi emredince, bu, canımızı çok sıktı. Canımızın sıkıldığı haberi kendisine ulaştığında şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Ey insanlar! İhramdan çıkın. Şayet benim de yanımda şu kurban olmasaydı, inanın ben de sizin yaptığınızı yapacaktım." Bu söz üzerine biz de dediğini yaparak kadınlarımızı, ihramda olmayanların yapabildiği şeyleri yapmaya başladık.   

5- Terviye günü gelip çattığında, Mekke'yi arkamıza alarak hac için telbiye getirmeye başladık.

Hz.Peygamber'in Mekke'de İkameti    
1- Resul-i Ekrem (s.a.v.), Safâ ile Merve arasındaki tavafını (sa'y) bitirip kurban getirmemiş olanların haclarını feshetmelerini emrettikten sonra, insanlar da beraberinde olduğu halde yola koyularak Mekke-i Mükerreme'nin doğusuna düşen düzlüklerde durdu ve kendisine ait kızıl bir çadıra yerleşti. Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri boyunca burada ikamet edip son olarak Perşembe günü sabah namazını da burada eda etti.   

2- Hz.Peygamber (s.a.v.) bu günleri düz vadide, Ashabına öğle, ikindi ve yatsı namazlarını seferî olarak kıldırarak geçirdi. Bu günlerden hiçbirinde de Kâbe'ye geri dönmedi.   

3- Bilâl (r.a.) ezan okuyor, sonra yere Resulüllah'ın, kendisine doğru namaz kılacağı bir mızrak dikiyor; insanlar da onun arkasında namaz kılıyorlardı. O esnada mızrağın önünden köpek, eşek vs. geçiyordu.     

4- Sonra insanlar kalkıp Resul-i Ekrem'in elini tutmaya ve yüzlerine sürmeye başladılar. Sahabelerden biri der ki: "Ben de Hz.Peygamber'in elini tutup yüzüme sürdüğümde gördüm ki, eli, kar kadar serin ve misk kadar hoş kokuluydu."

Mina'da Terviye  
1- Terviye gününden bir önceki gün Mekke'de öğleden sonra bir hutbe irat etti.   

2- Sonra Perşembe günü kuşluk vakti yanındakilerle birlikte Minâ'ya hareket etti. Beraberinde olup da ihramdan çıkmış olanlar binekleri üzerinde hac için ihrama girdiler. Mescid'e girmeyip oradan itibaren ihrama girdiler, hatta, Mekke arkalarında olduğu halde, ihrama girdiler.   

3- Hz.Peygamber Minâ'ya varınca öğle ve ikindiyi burada kıldı. Cuma gecesini de orada geçirdikten sonra sabah namazını kılarak Güneşin doğuşuna kadar bekledi. Sonra Minâ'dan Arafat'a doğru hareket etti. Ãœzerinde kadife bulunan bineği kendisini hızla götürürken şÃƒÂ¶yle dua ediyordu: "Allahım! Bu ziyaretimizi, bir gösteriş ve şÃƒÂ¶hret amacı gütmeyen makbul bir hac eyle!"   

4- Hz.Peygamber (s.a.v.) yolculuğuna, bugün insanların kullandığı yolun sağ kısmındaki çimenli yol üzerinde devam etti. Kimi Sahabeler telbiye ederken, kimileri de tekbir getiriyordu. O ise iki grubu da duymasına rağmen, ne onlara ne de bunlara bir şey söylüyordu.

Arafat'ta Hutbe   
1- Cahiliye devrinde Kureyşliler, Meşar-i Harâm'da vakfe yaparlardı. Hz.Peygamber (s.a.v.) Mina'dan Nemire'ye doğru hareket edip de, emrettiği çadırın kurulmuş olduğunu görünce, orada konakladı. Güneş kaybolduğunda, devesi Kasvâ'nın hazırlanmasını emretti. Devenin hazırlanması üzerine Arefe Dağı'nın (Arafat) bulunduğu bölgedeki vadinin ortasına kadar geldi ve Arafat tepelerinde vakfeye durdu. Bu esnada: "Urene'nin orta kısmı hariç, Arafat'taki bütün yerlerde vakfe yapılabilir" buyurdu.   

2- Allah Resulü (s.a.v.), gür sedalı bir zat olan, Rebia b. Ãœmeyye b. Halef Cumahî'yi, kendisinin söylediği herşeyi, insanların duyabilmesini sağlamak amacıyla tekrarlaması için tayin etti. Rebia da Allah Resulü'nün devesinin gerdanının altında durmaya başladı. Hz.Peygamber (s.a.v.) kendisine insanlara şu sözleri bağırarak iletmesini istedi: Ey insanlar! Allah Resulü size buyurur ki: Hangi ayın içinde bulunduğumuzu biliyor musunuz?... Rebia'nın bu görevi, hutbenin sonuna kadar sürmüştür.   

3- Hz.Peygamber (s.a.v.) insanlara bineği üzerinde şaheser bir hutbe irat ederek, Allah'a hamd-ü sena ettikten sonra şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl kutsal bir gün ise; bu aylarınız nasıl kutsal bir ay ise; bu şehriniz nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da, Rabbinizin huzuruna varacağınız güne dek öyle kutsaldır. Her türlü tecavüzden korunmuştur. Yarın Rabbinize kavuşacak ve, bugünkü bütün hal ve hareketlerinizden kesinlikle sorguya çekileceksiniz. Bunu size tebliğ etmiştim. Kimin yanında bir emanet varsa, onu kendisine emanet bırakana iade etsin. Bütün Cahiliye adetleri ayaklarımın altındadır. Kaldırdığım ilk kan dâvası Hâris b. Abdülmuttalib'in oğlu Rebia'nın -bir rivayete göre ise, İbn Rebia'nın- kan dâvasıdır". Rebia, emzirilip yetiştirilmesi için Saad b. Bekir Oğulları'nın yanına verilmiş, fakat Hüzeyl kabilesine mensup kişilerce öldürülmüştü.   

4- "Faizin her çeşidi kaldırılmış olmakla birlikte, anaparanız sizindir. Ne haksızlık edin ne de haksızlığa uğrayın. Allah, faizin meşrû olmadığına hükmetmiştir. Kaldırdığım ilk faiz de Abbas b. Abdülmuttalib'in faizidir. Bunun alınmasından bütünüyle vazgeçilmiştir."   

5- "İmdi, ey insanlar! Bugün Şeytan sizin şu topraklarınızda artık kendisine kulluk

edileceğinden ümidini kesmiş bulunmaktadır. Fakat o, bunun dışında, önemsemediğiniz bnazı hal ve hareketleri yapacağınızı hâla ummaktadır. Dininizi korumak için ondan sakınınız." 

6- "İnsanlar! 'Artık ay' (nesî) uygulaması kâfirlikte ileri gitmekten başka bir şey değildir. Çünkü onunla kâfir olanlar saptırılır. Allah'ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (artık ayı) bir yıl helâl sayarlar; bir yıl da haram sayarlar. Şu anda zaman, dönüp dolaşıp Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü durumuna gelmiş bulunmaktadır. Bir yıl, oniki aydan oluşur." Bir rivayete göre ise; "Allah katında ayların sayısı oniki olup bunlardan dördü haram aylardır. Bunlar: Üçü peşpeşe olan Zilkaade, Zilhicce ve Muharrem ayları; biri de Cümâde'l-Ahîre (Cemâziye'l-Ahir) ile Şaban ayları arasındaki  -daha çok Mudar kabilesinin hürmet ettiği- Recep ayıdır." 

7- "Ayrıca ey insanlar! Allah'tan korkun ve kadınlarınıza iyi davranın. Çünkü onlar, kendilerine ait bir şeyleri bulunmayan birer emanettir. Onları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Onların cinselliklerinden, Allah'ın hükmü (bir rivayette ise, Allah'ın yazısı) sayesinde helâl yollardan yararlanıyorsunuz. Sizin onlar üzerinde hakkınız; onların da sizler üzerinde hakları vardır: Sizin onlar üzerindeki hakkınız; onların, aile yuvasını sizin hoşlanmayacağınız hiç kimseye çiğnetmemeleri; aşikâr bir çirkinlik yapmamalarıdır. Şayet böyle bir şey yaparlarsa, Allah size, yataklarınızı ayırma ve bedene zarar vermeyecek ölçüde dövme izni vermiştir. Vazgeçecek olurlarsa, sizin de örfe uygun olarak kadınlarınızın her türlü giyim ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamanız, onların sizler üzerindeki haklarıdır."   

8- "İnsanlar! Dediklerimi iyi kavrayın. Size, sımsıkı sarıldığınız takdirde benden sonra kesinlikle sapmayacağınız şeyleri (bir rivayete göre ise, apaçık bir şeyi) bırakıyorum: Allah'ın kitabı ve peygamberinin sünneti."   

9- "İnsanlar! Dediklerimi iyi dinleyip iyi belleyin. Biliyorsunuz ki: Bütün müslümanlar, bir müslümanın kardeşidir." (Bir rivayette ise, müslümanların kardeşidir.) "Bu bakımdan, hiçbir kimseye din kardeşine ait olan herhangi bir şey, onun gönülden rızası olmadıkça, helâl olmaz. Kendinize de haksızlık etmeyin. Mâlumunuz olsun ki, gönüller şu üç şeye karşı şiddetli bir susuzluk hisseder: Bütün hal ve hareketlerini sadece Allah için yapmak, devlet ileri gelenlerinin iyi davranışlarına iyilikle karşılık vermek ve müslüman cemaatten ayrılmamak. Çünkü müslümanların duaları, cemaattekilerin hepsini kuşatır. Kimin esas hedefi, dünya ise Allah onun gözlerini aç bırakır, kendisine çeşit çeşit kayıplar verir. Kazanıp kazanacağı da, yine Allah'ın takdir ettikleridir. Kimin esas hedefi de ahiret ise Allah ona gönül zenginliği ihsan eder. Kayıplarını karşılar, o çok istememesine rağmen dünya onun peşinden gelir. ''Allah, bu sözümü işiterek iyice belledikten sonra başkalarına da tebliğ edenlere merhamet eylesin! Zira nice bilgi taşıyıcıları vardır ki, taşıdığı o bilgiyi tam olarak kavrayamaz. Nice bilgi taşıyıcıları da vardır ki, naklettikleri kimseler kendilerinden daha büyük bir kavrayışa sahiptir."   

10- "Kölelerinize dikkat edin! Aman kölelerinize dikkat edin! Onların karınlarını, kendi karınlarınızı doyurduğunuz şeylerle doyurun; onlara, kendi giydiğiniz ölçüde şeyler giydirin. Sizin istemediğiniz bir suç işleyecek olurlarsa, bağışlayın. Ya da, Allah'ın bu kullarına işkence etmektense satın gitsin."   

11- "Size komşularınızı tavsiye ederim." Hz.Peygamber bu ifadeyi o kadar fazla tekrarladı ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandık.   

12- "İnsanlar! Allah (Kur'an'da) her hak sahibine, hakkını vermiş bulunmaktadır. Mirasçıya ayrıca vasiyet etmek caiz değildir. Çocuk kimin yatağında doğmuşsa ona aittir ve zina eden kişi ise taşlanır. Babasından başkasının çocuğu olduğunu iddia eden, yahut efendisinden başkasının kölesi olduğunu söyleyen kimseler, Allah'ın gazabına, meleklerin ve tüm insanların lânetine uğrasın! Cenab-ı Hak bu gibilerin ne tevbelerini ne de adalet ve şahitliklerini kabul eder. Emanet iâde edilmeli; borç ödenmelidir; batıl inançlar merduttur; liderler garantördür."   

13- "İmdi, müşrik ve putperestler, güneş doğup, dağların başında, sarıkların insanların başında duruşuna benzer bir görünüm alıncaya dek yükseldiğinde, buradan hareket ederlerdi. Bizim hedy'imiz (kurban) ise, onların hedy'inden farklıdır." Güneş, dağların başında, sarıkların insanların başında duruşu gibi bir görünüm kazanınca, putperestler: "Ey Sebîr Dağı! Biraz daha parla da istifade edelim ışığından!" diye diye Meşar-i Haram'dan (Mina'ya) giderlerdi." Allah bazı şeyleri öne; bazı şeyleri de arkaya almıştır. Yani, Müzdelife'yi Güneşin doğuşundan önceye alırken, Arafat'ı güneşin kayboluşuna kadar geciktirmiştir. Biz müslümanlar, güneş kaybolana dek Arafat'tan ayrılmazken, Müzdelife'den de güneş doğuncaya kadar ayrılmıyoruz. Hedy'lerimiz de putperestlerinkinden farklıdır."   

14- "Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" "Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni

yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şahitlik ederiz" cevabını verdiler.  Bunun üzerine Hz.Peygamber (s.a.v.), işaret parmağını göğe doğru kaldırıp insanların üzerine çevirerek: "Şahit ol Allahım! Şahit ol Allahım! Şahit ol Allahım!" dedi.   

- Hz.Peygamber'in Arafat'taki bu hutbesinden sonra, Bilâl ezan okudu. Hz.Peygamber de kalkıp öğle namazını iki rekat olarak kıldı. Sonra tekrar kalktı ve ikindiyi de iki rekat olarak kıldı ve bu ikisi arasında başka bir şey kılmadı. Bu namazların kıraatini de sessiz yaptı.

- Daha sonra devesine binerek vakfe yerine geldi. Devesi Kasvâ'yı karnı kayalara yaslanacak şekilde durdurdu. MüşÃƒÂ¢t (Yayalar) Dağı'nı önüne aldı ve kıbleye yöneldi.

Arafat'ta Vakfe
1- Hz.Peygamber (s.a.v.), güneş batıp sarılık biraz gidinceye ve güneşin yuvarlaklığı kayboluncaya dek vakfesini sürdürdü.

2- Allah Teala'nın şu ayeti bu vakfesi esnasında nazil oldu: "Bugün size dininizi ikmâl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim" (Maide, 3).

3- İnsanlar Hz.Peygamber (s.a.v.)'in oruç tutup tutmadığı konusunda şÃƒÂ¼pheye düştü. Bunun üzerine Ãœmmü'l-Fazl ile Meymûne, vakfe yerinde vakfe yapmakta olan Hz.Peygamber'e birer süt kabı gönderdiler. O da kaptan içti. O esnada insanlar da olayı müşahede ediyordu. Anladılar ki, Arefe'de vakfe yapanlar için oruç sözkonusu değildir.

4- Hz.Peygamber bazılarının vakfe yerinden uzakça bir yerde vakfe yaptıklarını görünce Zeyd b. Murabba Ensârî'yi onların yanına gönderdi. Zeyd de bunlara şÃƒÂ¶yle dedi: Ben Allah Elçisinin elçisiyim. Size diyor ki: "Hac merasiminin icra edildiği bölgenin içinde bulunun. Çünkü, atanız İbrahim'in mirası olan bir fiili icra etmektesiniz."

5- Necdlilerden bir grup, Arefe'de vakfe yapmakta olan Allah Resulü'ne hacla ilgili bir soru sordular. O da cevaben; "Hac, Arefe vakfesinden ibarettir. Bu bakımdan, Arefe gecesine, Müzdelife'de kalınan gecenin sabahı, tanyerinin ağarmasından evvel yetişebilenlerin haccı tamam olmuştur" buyurdu.

6- Biri Hz.Peygamber (s.a.v.)'le birlikte Arefe'de vakfe yapmakta iken, bineğinden düşÃƒÂ¼p öldü. Bunun üzerine Hz.Peygamber, adamın içinde bulunduğu giysilerle kefenlenmesini, güzel kokular sürülmemesini, su ve sedir ağacı ile yıkanmasını, başının ve yüzünün örtülmemesini emretti ve "Allah, kıyamet günü onu, telbiye eder bir vaziyette haşredecektir" buyurdu.

7- Arefe günü Hz.Peygamber'in en çok yaptığı dua şuydu: "Ortağı bulunmayan yegâne varlık olan Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. Herşeyin hükümranlığı sadece O'na aittir. Bütün övgüler de sadece O'na aittir. O, herşeye kadirdir."

8- Allah Resulü şÃƒÂ¶yle buyurmuştur: "Benim ve benden önceki peygamberlerin Arefe gecesi söylediği en faziletli söz şudur: "Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh; lehü'l-mülkü velehü'l-hamdü ve hüve 'alâ külli şey'in kadîr."

9- Zübeyr b. Avvâm Hz.Peygamber'in şu ayet-i celîleyi okuduğunu işitmiştir: "Allah, melekler ve ilim sahipleri, adaleti ayakta tutarak şu hususa şahitlik ederler ki, Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. Evet, Mutlak Güç ve Hikmet Sahibi'nden başka İlah yoktur" (3/18).   

10- Hz.Peygamber'in Arefe günü yapmış olduğu duaların ezberde kalanlarından biri de şudur:  "Allahım! Gerek şu anda bizim yaptığımız gerekse bizim yaptığımızdan daha hayırlı bütün hamd-ü senâlar sadece sanadır. ŞÃƒÂ¼phesiz benim namazım, kurbanım, hayat ve ölümüm senindir. DönüşÃƒÂ¼m sana olacak; mirasım sana kalacaktır. Allahım! Kabir azabından; vesveseli ve dağınık biri olmaktan sana sığınırım. Ya Rab! Rüzgârların getirdiği şerlerden; geceleri gelen şerlerden; gündüzleri gelen şerlerden ve zamanın getirdiği bütün afetlerden sana sığınırım."

11- "Allahım! Sözümü işitiyor; yerimi görüyorsun. Gizlimi de saklımı da biliyorsun. Hiçbir şeyim sana gizli değildir. Ben, yardım dileyen, kurtulmak isteyen, günahını ikrar ve itiraf edip korkan; ürken, yoksul ve fakir biriyim. Senden bir miskin gibi istiyor; zelil bir günahkâr gibi sana yalvarıyorum. Endişeli bir âmâ misâli çağırıyorum seni. Tüm varlığı sana ait olan; sadece sana itibar eden; güçsüz bedenli; burnunu senin için toprağa sürten biri gibi niyaz ediyorum."   

12- "Ortağı bulunmayan yegâne varlık olan Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. Herşeyin hükümranlığı sadece O'na aittir. Bütün övgüler de sadece O'na aittir. O, herşeye kadirdir. Allahım! Kalbimde bir nur yarat; göğsümde bir nur; kulağımda bir nur; gözümde bir nur. Allahım! Yüreğime genişlik ver, işimi kolaylaştır. Gönlün vesvesesinden, dağınık biri olmaktan, kabir azabından sana sığınırım. Geceleri gelen şerlerden; gündüzleri gelen şerlerden; rüzgârların getirdiği şerlerden ve zamanın getirdiği bütün afetlerden sana sığınırım."

13- Hz.Peygamber Arefe günü irat ettiği hutbesinde şÃƒÂ¶yle buyurmuştu: "Ey insanlar! ŞÃƒÂ¼phesiz ki Allah bugün, yaptığı iyiliklerle sizleri memnun etmiş; aranızdaki kul hakları dışında tüm günahlarınızı bağışlamış ve kötülük edenlerinizi iyilik edenlerinize hibe etmiştir. İyilik edenlerinize de istediklerini ihsan etmiştir. Haydi, Allah'ın adıyla gidiniz.

Allahım! Beni sana ettiğim dua sayesinde bedbaht eyleme. Ey kendisinden dilekte bulunulanların en hayırlısı! Ey verenlerin en hayırlısı! Bana acı ve merhamet et."

Arafat'tan Müzdelife'ye Hareket
1- Arefe günü Güneş, sarılığından hiçbir eser kalmayacak kadar batınca, Resulüllah Ãœsâme b. Zeyd'i terkisine aldı.

2- Sonra ne hızlı ne de yavaş bir yürüyüş olan yesîru'l-anak'a başladı. Fakat boş bir alan bulunca, bineğin hızını biraz artırırdı. Her onbin kişilik hacı grubunun yanına geldiğinde, yükselmesi için devesi Azbâ'nın ipini biraz salıyordu. Hz.Peygamber bu yürüyüşÃƒÂ¼ esnasında hiç ara vermeksizin devamlı telbiye yapmaktaydı.

3- Oradakilere bir hutbe irat ederek şÃƒÂ¶yle buyurdu: "İnsanlar! Aman sakin ve ağır hareket edin. Çünkü haccın kabul edilmesi, hızlı hareket etmeye bağlı değildir."

4- Yolculuk esnasında iki dağ arasında yolun solundaki mahalle saptı. Burada bir miktar durup küçük abdest bozdukdan sonra, fazla uzun sürmeyecek şekilde bir abdest aldı. Bunun üzerine Ãœsame: "Namaz mı kılacağız ya Resulüllah?" deyince, Ãœsâme'ye: "Namaz ileride (Müzdelife'de kılınacak)" buyurdu.

Arafat (Yerlerin Tarifi)
   
Muhassir: Mina ile Müzdelife arasında bir ara bölge olup ne birine ne de ötekine aittir. Burası, Ashâb-i Fîl'in Allah'ın azabına duçar edildiği yerdir. Adını da bu olaydan almıştır. Çünkü: Fil burada takatsizleşip yürüyememeye başlamıştı.   

Urene: Arefe ile Meşar-i Haram (Hac vazifelerinin ifa edildiği bölge) arasındaki bölgedir.   

* Her iki meşar arasında, ikisine de ait olmayan bir ara bölge vardır. 

* Mina, Harem'e ait olup aynı zamanda bir meşardır. 

* Muhassir, Harem'e aittir, fakat meşar değildir. 

* Müzdelife, hem harem hem de meşardır. 

* Urene, meşar olmadığı gibi, harem de değildir. Burada serbest hareket edilebilir. 

* Arefe meşardır, fakat burada serbest hareket edilebilir.

Müzdelife
1- Allah Resulü Müzdelife'ye varınca, Kuzah'ın üstündeki ateşe yakın bir yerde konakladı. Güzelce bir abdest alıp ezan okunmasını emretti. Müezzin ezanı okuyunca kalkıp bineklerin yükü indirilmeden ve develer çöktürülmeden önce akşam namazını kıldı. Bineklerinin yükünü indirdiklerinde, yine emretti ve ikamet getirildi. Sonra yatsı namazını, ezansız, sadece ikametle kıldırdı. İki namaz arasında da herhangi bir şey kılmadı.

2- Resulüllah o gece Müzdelife'de sabaha kadar uyuyarak geceyi herhangi bir amelle ihya etmeden geçirdi.

3- Seher vakti ise aralarında Sevde ve Ãœmmü Habîbe'nin de bulunduğu zayıf yaşlı ve çocuklar insan kümelerinden önce Minâ'ya gitmek için izin istediler. Bu, tanyerinin ağarmasından evvel Ay'ın kaybolduğu zamana rastlamıştı. Hz.Peygamber de kendilerine izin verdi.

4- Allah Resulü, gençlere, tanyerinin ağarmasından evvel taş atmamalarını emretti; kadınlara ise, hem hal ve hareketçe daha ağır oldukları, hem de tesettüre daha uygun olduğu için, Güneşin doğmasından evvel atma izni verdi. Kadınlardan Esmâ bnt. Ebu Bekir ve Ãœmmü Seleme ise, tanyerinin ağarmasından evvel cemre attı.

Mina'ya Hareket
1- Kurban bayramının ilk günü -ki bu haccı ekber günü, yani Cuma günüdür ve aynı zamanda Allah ve Resulü'nün bütün müşriklerden uzak olduğunun bildirildiği gündür- Peygamber (s.a.v.) tanyeri ağardığında sabah namazını günün ilk vaktinde kıldı. Sonra Kasvâ'ya binerek Meşar-i Haram'daki vakfe yerine geldi. Kuzah'ta durarak: "Muhassir hariç, bütün Müzdelife bölgesi bizim için vakfe yeridir" buyurduktan sonra kıbleye yöneldi ve tazarrû ile dua etmeye; tehlil ve tekbir getirmeye; zikretmeye başladı. Güneşin doğmasından hemen öncesine, hava iyice açılana kadar vakfeye devam etti.

2- Urve b. Mıdras b. Tâî şu soruyu burada iken sordu:  -"Ya Resulüllah! Ben, Tay Dağı'ndan geldim. Bineğimi dermansız kalacak kadar takatsiz bıraktığım gibi, kendimi de yordum. Vallahi! Hiçbir dağ geçmedim ki orada vakfe yapmamış olayım; acaba ben de hacı olmuş muyumdur?" Hz.Peygamber bu soruya şÃƒÂ¶yle cevap verdi:    -"Şu namazımıza yetişip buradan ayrılana kadar bizimle birlikte vakfeye durabilen; daha önce de gece ya da gündüzün bir vaktinde Arafat'ta vakfe yapmış olan, kirini gidermiş ve haccını tamamlamış olur."

3- Hz.Peygamber (s.a.v.) etrafına bir grup toplanınca, şÃƒÂ¶yle buyurdu:  "Hiç şÃƒÂ¼pheniz olmasın ki, Allah Teala salih olanlarınızı bağışlamış ve salihlerinizi, salih olmayanlarınıza şefaatçi kılmıştır. Allah'ın rahmeti inip her ikisini de kapsayacak; sonra bütün yeryüzünü kaplayacak; tevbekâr olup da elini ve dilini koruyan herkesi kuşatacaktır. İblîs ve askerleri ise Arafat Dağı'nda, Allah'ın onlara nasıl muamele ettiğine bakacaklar. İlahi rahmet inince, o ve askerleri kendilerine veyl ederek oracıkta yok oluvermek isterlerken İblîs, bir yandan da: 'Ben asırlardır  ilahi mağfiretin gelip bunları kuşatmasından korktuğum için, aldatıp duruyordum! (İşte sonunda kuşattı)' diyecek ve veyl ede ede; yokolup gitmeyi isteye isteye dağılıp gidecekler."

4- Hz.Peygamber Fazl b. Abbas'ı terkisine almış olduğu halde, Müzdelife'den ayrılarak telbiye ede ede yolculuğa başladı. Ãœsame b. Zeyd bu sırada Kureyşlilerle, daha hızlı ve zinde yürüme yarışındaydı. Yolculuk esnasında Peygamber (s.a.v.) Fazl b. Abbas'tan, kendisine yedi adet cemre taşı bulmasını istedi (Bunları, günümüz insanlarının yaptığı gibi, taşları dağdan kırmak suretiyle elde etmediği gibi, geceleyin de aramadı). Orta büyüklükte yedi tane düzgün taş bulununca, avucunun içinde tozlarını silkeleyip: "Böyle taşlar atacaksınız, işte! Dinde aşırıya kaçmaktan sakının. Çünkü sizden öncekileri helâk eden sırf dinde aşırıya kaçmalarıdır" buyurdu.

5- Yolda Hasam kabilesinden güzel bir kadın Hz.Peygamber (s.a.v.)'e durumunu arzederek, binek üzerinde bile duramayacak kadar pir-i fani olan babasının yerine haccedip edemeyeceğini sordu. O da babasının yerine kendisinin haccetmesini emretti. O sırada, Fazl kadına; kadın da Fazl'a bakıyordu. Fazl da simsiyah saçlı, beyaz tenli yakışıklı bir delikanlıydı. Bunun farkına varan Hz.Peygamber elini Fazl'ın yüzüne koydu. Bunu gören Abbas (r.a.)'ın:  - "Amca oğlunun boynunu eğeceksin" demesi üzerine de şÃƒÂ¶yle buyurdu:  "Bir genç erkek, bir de genç kız gördüğüm için, onlar hakkında Şeytan'dan emin olamadım."

6- Biri, Hz.Peygamber'e:  - "Annem, gayet yaşlı bir kadıncağızdır. Bineğe bindirecek olsam, tutunamayacak; bağlayacak olsam, bu sefer de ölüvermesinden korkuyorum" diyerek annesinin durumunu sordu. O da cevaben şÃƒÂ¶yle dedi:  - "Söyle bakalım, şayet annenin bir borcu olsaydı, onu öder miydin?"  - "Tabii ki, öderdim"  - "Öyle ise onun hac borcunu da ifa et."

7- Hz.Peygamber, Muhassir içlerine geldiğinde, devesini mahmuzlayıp hızla yürümeye başladı. Bu davranış, Allah'ın azabının, Allah düşmanlarının başına geldiği bölgelerden her geçişinde yaptığı bir şeydi.

8- Resulüllah (s.a.v.) Mina'ya gelinceye kadar iki yol arasındaki, "büyük cemre (taşlama)" yerine çıkan orta yolu takip etti.

Mina'da Cemrelere Taş Atma
1- Cabir b. Abdullah diyor ki: "Kurban bayramı günü Hz.Peygamber'i bineğinin üzerinde bize şÃƒÂ¶yle derken bizzat gördüm: "Hac ile ilgili tüm uygulamaları (Menâsik) benden alınız, çünkü bilemiyorum, belki bu haccımdan sonra bir daha haccedemem."

2- Akabe cemresine gelinceye kadar telbiye etmeye devam etti. Burada telbiyeyi kesti ve vadinin en alt kısmında, Beytullah'ı soluna; Minâ'yı sağına alacak şekilde durdu. Devesinin üzerinde cemreye yöneldi ve Güneşin doğumundan evvel, binekli vaziyette, birbiri peşisıra taş attı. Her taş atışında tekbir getiriyordu. Bilâl, Ãœsame b. Zeyd ve Fazl b. Abbas da Hz.Peygamber'in maiyetindeydi. Ãœsame, devenin yularını tutuyor; Bilâl'le Fazl da bir bezle, Hz.Peygamber'i nöbetleşe gölgeliyordu.

3- İnsanlar izdiham yapınca, Peygamber: "Ey insanlar! biribirinizi öldürmeyin, cemrelere taş attığınızda, orta büyüklükte, düzgün taşlar atın." Bunun üzerine hem kendisi hem de oradaki diğer insanlar taşlama işlemini yerine getirdiler.

4- Kudâme b. Abdullah Alâî Hz.Peygamber'in hareket tarzını şu sözleriyle tavsif etmektedir:  "Peygamber (s.a.v.) Akabe taşlamasını, Kurban bayramı günü, vadinin içlerinde, itilip kakılmamış sarımtrak bir deve üzerinde hiç kimseye " çekilin! yol açın! " demeden yapmıştı.

Cemrelere Taş Atışından Mina'ya Dönüş
1- Hz.Peygamber (s.a.v.) Akabe Cemresi esnasında durmayıp Mina'ya döndü. Burada vecîz bir hutbe irat etti ve -kıblenin sağını göstererek-: "Muhacirler şuraya!" -kıblenin solunu göstererek-: "Ensâr da şuraya!" buyurduktan sonra, "diğerleri de bunların etrafına yerleşsin" diyerek herkesi yerine yerleştirdi. Sonra da hacda uyulacak kuralları (Menâsik) öğretti. Bu esnada, Minâdakiler yerleşmiş oldukları yerde kulaklarını dört açmış Hz.Peygamber'in söylediklerini dinliyorlardı.

2- Hutbesinin bir bölümünde şÃƒÂ¶yle buyurmuştu:  - "Ey insanlar! Bugün nasıl bir gündür?" sorusuna:    - "Harâm bir gündür" cevabını alınca:  - "Peki bu şehir nasıl bir şehirdir?" diye sordu. Oradakiler de:  - "Harâm bir şehirdir" dediler. Hz.Peygamber:  - "Peki bu ay nasıl bir aydır?" dedi.    - "Harâm bir aydır" cevabını vermeleri üzerine şÃƒÂ¶yle buyurdu:  "Bu günleriniz nasıl kutsal bir gün ise; bu aylarınız nasıl kutsal bir ay ise; bu şehriniz nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da, öyle kutsaldır." Birkaç hutbe daha irat ettikten sonra, başını (göğe) kaldırıp şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Allahım! Teblîğ ettim mi?" İnsanlar da: "Tabii ki!" cevabını verdiler. Bunun üzerine, "Benden sonra biribirinizin boynunu vuran nankörlere dönerseniz, çok yazık olur (ya da yazıklar olsun!)" buyurdu.

Mina'da Kurban Kesme
1- Sonra Mina'daki kurban kesilen yere gitti ve Ashabına Mina'nın tamamında kurban kesilebileceğini ve Mekke'ye giden vadi yollarının yol olarak kulanılabileceğini ve buralarda kurban kesilebileceğini bildirdi ve bizzat kendi eliyle, kısa bir mızrakla altmış üç (63) deve kurban etti. Develeri, sol tarafları bağlanmış olarak kurban ediyordu.  Kurban sayısı, ömrünün senelerinin sayısı kadardı.

2- Daha sonra kurban kesme işini bıraktı ve yüz adet devenin geri kalanını kesmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Sonra da kurbanların azami kısmını, derilerini ve etlerini sadaka olarak miskinlere vermesini; kasaplara, kasaplıkları karşılığında her hangi bir ücret vermemesini emretti ve: Ãœcretini biz tarafımızdan vereceğiz" dedi ve ekledi: "Dileyen kurbanından bir parça ayırabilir."

3- Sonra bütün kurbanlarından birer parça alınarak bir kazana atılmasını istedi. Atılıp pişirilince, etinden yedi; çorbasından içti. Allah Teala daha iyi bilir.

4- Hz.Peygamber, hanımları için de bir sığır kurban etti.

5- Hz.Peygamber'den, kendisi için bir gölgelik yaptırması istenince, şÃƒÂ¶yle dedi:  "Mina, daha önce kendisine gelenlerin ikamet edeceği bir yer olmamıştır."

Mina'da Saç Kesme
1- Resul-i Ekrem (s.a.v.) kurbanlarını kestikten sonra, berberi Mamer'i çağırttı. O da Peygamber'in saçını tıraş etti. Berber Peygamber'in başında usturası ile dururken, insanlar saç tellerinden alabilmek maksadıyla bekleşiyordu. Peygamber Mamer'in yüzüne bakarak:  - "Allah'ın Peyamberi, kulak memesini elinde bir ustura bulunan sana emanet etmiş bulunuyor" deyince, Mamer şÃƒÂ¶yle cevap verdi:  - "Ya Resulüllah! Vallahi bu, bana Allah'ın büyük bir nimet ve ihsanıdır." Peygamber berbere, başının sağ tarafını göstererek "şuradan al" buyurdu. Berber orayı bitirince, saç tellerini oradakiler arasında taksim etti. Sonra, sol tarafını gösterdi. Berberin sol tarafı tıraş etmesinden sonra da "Ebu Talha burada mı?" diye sorup saçlarını insanlar arasında taksim etmesi için Ebu Talha Ensari'ye verdi.

2- Hz.Peygamber saçını tıraş ettirdi. Bıyık ve sakallarından bir miktar aldı. Tırnaklarını kesip saç ve tırnaklarının gömülmesini emretti.

3- Halid b. Velid, perçemi kesilmekte iken Hz.Peygamber'den bunu istemiş, o da bunu kendisine vermişti. Halid bunu aldıktan sonra, başındaki külahını önüne koymaya başladı ve (daha sonra) karşılaştığı bütün toplulukları dağıttı.

4- Ashab-ı Kiram'ın çoğu başını tıraş ederken bir kısmı da kısaltmakla yetindi. Hz.Peygamber bunun üzerine üç defa: "Allahım! Tıraş edenleri bağışla" diye dua etti. Her seferinde: "Kısaltanları da Ya Resulüllah!" dediler. O da dördüncüde: "Kısaltanları da bağışla" dedi.

5- Hz.Peygamber tıraş olduktan sonra güzel kokular süründü, gömlek giydi. İnsanlar da ihramdan çıktılar.

6- Biri Hz.Peygamber'e gelerek:    - "Ya Resulüllah! Ben kurban kesmeden tıraş oldum?" deyince,  - "Zararı yok, şimdi kesebilirsin" buyurdu. Bir başkası gelip:  - "Ya Resulüllah! Farkında değilken, taşlama yapmadan evvel kurban kesmişim?" diye sorunca,    - "Taşlamayı şimdi yap, zararı yok" buyurdu. Hasılı o gün Hz.Peygamber, şunu şundan önce; şunu şundan sonra yaptım, şeklindeki bütün sorulara hep: "Şimdi yap, zararı yok" şekliyle cevap vermiştir.

7- Allah Resulü daha sonra Abdullah b. Huzâfe Sehmî'yi -bir rivayete göre de Kaab b. Malik'i- insanlara şu mesajı iletmesi için gönderdi: "Hz.Peygamber, Mina'da buyurdu ki: Bu günler, yeme-içme cinsel arzuları tatmin ve Allah'ı zikretme günleridir."

Mina'da Şeytan Taşlama
1- Hz.Peygamber (s.a.v.) Mina'da sabahlayınca Güneşin tepe noktasından meyletmesini bekledi. Güneşin meyletmisiyle birlikte bir bineğe binmeksizin, yaya olarak taşlama yapmaya gitti.

2- Hz.Peygamber Hayf Mescidi'nin yanındaki birinci cemreden başladı ve yedi çakıl taşını teker teker attı. Her çakıl taşında "Allahü Ekber!" diyordu. Sonra, önündeki diğer cemre yerine doğru hareket ederek düz ve yumuşak bir yere kadar geldi. Ayağa kalkıp kıbleye yöneldikten sonra, ellerini kaldırdı; Bakara Sûresi'ni okuyacak bir zaman süresince devam eden uzun bir dua etti.

3- Sonra orta cemreye gelerek burayı da taşladı. Sonra Vedâ Tepesi'nin yanındaki sol tarafa koştu. Kıbleye yönelip ellerini kaldırarak durdu ve birincisine yakın süren bir dua etti.

4- Sonra, Akabe Cemresi için vadinin ortasına geldi. Cemre yerinin gösterilmesini istedi ve Beytullah'ı soluna; Mina'yı da sağına alarak aynı şekilde yedi çakıl taşıyla burayı da taşladı.   

5- Hz.Peygamber büyük ihtimalle öğle namazından önce ve zeval vaktinden sonra taşlama yapmış sonra da dönüp namaz kılmıştır.

Bilgiler:
1- Hz.Peygamber (s.a.v.) sırasıyla; küçük, orta ve Akabe cemrelerini taşladı.

2- Denir ki: Nasr Sûresi Peygamber (s.a.v.)'e bu gün nazil olmuş ve o da böylece bu haccın vedâ haccı olduğunu anlamış. Hz.Peygamber daha sonra, bineği Kasvâ'nın hazırlanmasını emretti. Binek hazırlanınca, Akabe Cemresi'nde insanlara bir hutbe irat etmek için durdu. İnsanlar etrafına toplanınca da şÃƒÂ¶yle buyurdu:  "İnsanlar! Dikkatinizi çekerim, Sizin Rabbiniz de tektir; atanız da.. Dikkat edin, hiç bir Arab'ın Arap olmayana; Arap olmayanın da Arab'a; siyahın kızıl ya da sarı renkliye; kızıl ya da sarının da siyaha, takvalı olmanın getirdiği üstünlük dışında herhangi bir üstünlüğü yoktur. Allah'a göre en değerliniz, O'ndan en çok korkanınızdır. Şimdi söyleyin. Tebliğ ettim mi?" Oradakiler:  - "Allah'ın Peygamberi (s.a.v.) tebliğ etmiştir" deyince şÃƒÂ¶yle buyurdu:  - "Öyleyse, burada bulunanlar da bulunmayanlara tebliğ etsin. Çünkü kendisine tebliğ edilen nice insan vardır ki, haberi bizzat işitenden daha iyi kavrar."

3- Sonra şÃƒÂ¶yle buyurdu:  "İnsanlar! 'Artık ay' (nesî) uygulaması kâfirlikte ileri gitmekten başka bir şey değildir. Çünkü onunla kâfir olanlar saptırılır. Allah'ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (artık ayı) bir yıl helâl sayarlar; bir yıl da haram sayarlar. Dikkat edin! Şu anda zaman, dönüp dolaşıp Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü durumuna gelmiş bulunmaktadır." Sonra şu ayeti okudu:  "Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günkü yazgısına göre; Allah katında ayların sayısı on iki olup bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru hesap budur. Öyleyse, bu haram aylar içinde kendinize zulmetmeyin" (9/36).  "Bunlar: Üçü peşpeşe olan Zilkaade, Zilhicce ve Muharrem ayları; biri de Cümâde'l-Ahîre (Cemâziye'l-Ahir) ile Şa'ban ayları arasındaki  -Mudar Kabilesi'nin Ayı diye adlandırılan- Recep ayıdır. Bir kamerî ay yirmidokuz veya otuz gündür. Şimdi söyleyin! Tebliğ ettim mi?" Herkes:  - "Evet!" cevabını verince:  - "Şahit ol Allahım!" dedi.

4- Amr b. Yesribî şÃƒÂ¶yle dedi:  - "Ya Resulüllah! Amca oğlumun koyun sürüsüne rastlamış olsam ve sürüden bir koyun aldıktan sonra bundan vazgeçmiş olsam, böyle bir durum için ne dersiniz?" Hz.Peygamber Amr'a şu cevabı verdi:  "Şayet sürüye otsuz düz bir yerde yanında büyükçe bir bıçak ve kibrit varken karşılaşmışsan, niçin bir ateş yakmayasın?"

5- Sonra şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Ey insanlar! Kadınların, üzerinizde birtakım hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız ise; onların, aile yuvasını sizin hoşlanmayacağınız hiç kimseye çiğnetmemeleri; aşikâr bir çirkinlik yapmamalarıdır. Şayet böyle bir şey yaparlarsa, Allah size, yataklarınızı ayırma ve hafif bir şekilde dövme izni vermiştir. Vazgeçecek olurlarsa, sizin de örfe uygun olarak kadınlarınızın her türlü giyim ve yiyecek ihtiyacını karşılamanız, onların sizler üzerindeki haklarıdır. Onlar, kendilerine ait bir şeyleri bulunmayan birer emanettir. Onları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Onların cinselliklerinden, Allah'ın hükmü sayesinde helâl yollardan yararlanıyorsunuz. Allah'tan korkun ve kadınlarınıza iyi davranın. Şimdi söyleyin, tebliğ ettim mi?" Oradakiler:    - "Evet" cevabı verince,    - "Şahit ol Allahım!" dedi.

6- Ayrıca şÃƒÂ¶yle dedi: "Ey insanlar! Bugün Şeytan sizin şu topraklarınızda artık kendisine kulluk edileceğinden ümidini kesmiş bulunmaktadır. Fakat o, kaldırdığım (faiz, kan davası vb.) şeyler dışındaki, küçümsediğiniz hal ve hareketleri yapacağınızı hâla ummaktadır. Bütün müslümanlar, bir müslümanın kardeşidir. Ancak müslümanlar kardeştir. Bu bakımdan hiçbir kimseye din kardeşinin kanını akıtmak ve kardeşine ait olan herhangi bir şey, onun gönülden rızası olmadıkça, helâl olmaz. Ben: 'Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur!' deyinceye kadar insanlarla savaşmakla memurum. Bunu söylediklerinde ise kanlarını ve mallarını -dinin getirdiği yükümlülükler hariç- benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a kalmıştır. Benden sonra, biribirinin boynunu vuran nankörlere dönmeyin! Size, kendisine sarıldığınız takdirde kesinlikle sapmayacağınız bir şeyi, Allah'ın Kitabı'nı bırakıyorum. Şimdi söyleyin, tebliğ ettim mi?" Herkes:  - "Evet!" cevabı verince:  - Şahit ol Allahım!" buyurdu.

1- Resul-i Ekrem iki gün içinde acele etmeyip aksine, teşrik günü taşlamalarını tamamlayana kadar bekledi. Peygamber (s.a.v.) salı günü öğleden sonra Muhassab'a vardı. Burası, Kinâne Oğulları Yurdu olan Ebtah'tır.

2- Burada Ebu Râfi'nin bir kaftan yapmış olduğunu gördü. Bunu ona Peygamber emretmemiş

Allah'ın tevfikiyle bunu kendisi üzerine almıştı. Peygamber de öğle, ikindi, akşam ve yatsıyı onunla kıldırdı ve bir müddet uyudu.

3- Sonra da Mekke'ye doğru hareket etti.

4- Aişe dedi ki:  - "Ya Resulallah! Herkes hem haccetmiş hem de umre yapmış olarak döndüğü halde, ben sadece ziyaret etmiş olarak dönüyorum." Peygamber (s.a.v.) sordu:  - "Mekke'ye geldiğimiz gecelerde kudüm tavafı yapmamış mıydın?"  - "Hayır."  Bu cevabı alan Peygamber (s.a.v.) Abdurrahman b. Ebu Bekir'i çağırarak:  - Kızkardeşini alıp harem bölgeden (Tenîm'e) çıkar (ve serbest bölge ile harem bölge arasında ihrama sok)" buyurdu. Aişe'ye ise:  - "Sen de kardeşinle Tenîm'e git ve umre için telbiye getirmeye başla. Sonra sözleştiğimiz yere git. Sonra da kardeşinle birlikte Muhassab'da bana yetişin" buyurdu.  Aişe der ki:  - "Böylece Allah bana umreyi de nasip etti. Gece yarısı tavafı bitirdikten sonra Muhassab'da Peygamber'in yanına vardık."  Peygamber:  - "Bitirdiniz mi?" diye sorunca,    - "Evet" cevabını verdik. O da bunun üzerine kafileye hareket emri verdi.

Teşrik Günleri
1- Teşrik günleri, Zilhicce'nin 11, 12 ve 13'üncü günleridir. Teşrik günlerinde hacıların cemrelere taş atabilmek için, Mina'da gecelemesi gerekir. Zilhicce'nin 11'ine yevmü'r-ruûs (kelle günü) denir. Bu güne bu adın verilmesinin sebebi; hacıların kurban bayramı günü hayvanların başını kesip, ertesi sabah erkenden yiyebilmek için de o gece kelleleri pişirmeleridir.

2- Allah Teala teşrik günlerine şu ayetinde işaret eder: "Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim de geç dönerse, Allah'tan korkanlar için günah yoktur" (2/203). Müslümanlar, üç teşrik günü boyunca Mina'da kalırlar. Ancak iki gün içinde erken dönenler için de günah yoktur.

3- Allah Resulü (s.a.v.) acele etmeksizin üç teşrik gününün tamamını Mina'da geçirdi ve üç gün peşpeşe cemrelere taş attı (şeytan taşladı).

4- Hz.Peygamber'in amcası Abbas (r.a.), hacıların su problemlerini giderme (sikayet) görevinden dolayı Mina'da geçirilmesi gereken geceleri Mekke'de geçirmek için Peygamber'den izin istedi, o da verdi. Ondan ayrıca Mina'nın dışında geceleyerek develeri orada otlatma izni istedi. Hz.Peygamber de hacılara, kurban bayramı günü taşlama yapmak şartıyla, kurban bayramı gününden sonraki iki günün taşlamasını da bu günlerden sadece birinde bir arada yapma ruhsatı verdi.

Mina
Eş Zamanlı Olaylar
1- Saad b. Ebu Vakkas'ın hastalığında Hz.Peygamber, çektiği ağrılardan dolayı hasta ziyareti maksadıyla yanına gelince Saad ile Peygamber arasında şÃƒÂ¶yle bir konuşma geçti: 

-"Ya Resulallah! Bende şu gördüğünüz ağrı var; ben de oldukça zengin biriyim ve bana sadece bir kızım mirasçı olacak. Mal varlığımın üçte ikisini sadaka olarak dağıtayım mı?"  - "Hayır!"  - "Yarısını?"  - "Hayır!"  - "Peki üçte birini?"  - "Üçte bir mi? Üçte bir de çok. Hiç şÃƒÂ¼phen olmasın ki, geride zengin bir mirasçı bırakman, insanlara el açan fakir bir mirasçı bırakmandan çok daha iyidir. Allah rızasını elde etmek için herhangi bir harcamada bulunduğun zaman, bunun karşılığını mutlaka alırsın. Hatta hanımının ağzına kendi ellerinle verdiğin bir lokmanın bile.." 

- Ya Resulallah! arkadaşlarımdan (hicretten) geride mi kalacağım?"  - "Kesinlikle geri kalmayacaksın. Salih ameller işledikçe, iyilik ve merteben mutlaka artacak. Ayrıca belki, geride kalırsan birtakım insanlar senden faydalanacak; birtakım (kötü) insanlar da zarar görecek. Allahım! Ashabımın hicretini devam ettir. Ökçeleri üzerine geri döndürme!"

2- Hz.Peygamber (s.a.v.) Saad b. Ebu Vakkas'ın yanında birini bıraktı ve adama şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Saad Mekke'de iken ölecek olursa, onu orada defnetme. Çünkü bu zat, hicret ederek terk ettiği bir yere gömülmekten hoşlanmıyor."

Mescid-i Haram (İfada Tavafı)
1- Sonra Hz.Peygamber öğle vaktinden önce, süvari olarak, terkisine de Muâviye b. Ebu Süfyan'ı alarak Minâ'dan Mekke'ye doğru hareket etti ve ziyaret tavafı da denen ifâda tavafını yaptı. Ki bu tavafa, tavâf-ı sadr da denmektedir.

2- Hz.Peygamber vedâ ziyaretinde (Veda Haccı) bir hayvan üzerinde, herkes kendisini görsün ve ona sorular sorabilsin diye Beytullah'ı bastonuyla selâmlayarak tavaf etti. Çünkü insanlar onun etrafını sarmış vaziyetteydi.

3- Hz.Peygamber öğle namazını Mekke'de kıldıktan sonra, Mina'ya döndü. Buraya geldiğinde, insanların kendisini beklediğini gördü ve öğle vaktinin sonunda Mina'da Ashabına (nafile bir) namaz kıldırdı.

4- Hz.Peygamber teşrik tekbiri günlerini bekleyerek Pazar gecesini Mina'da geçirdi.

5- Tavafını tamamladıktan sonra, insanların hayvanlarına su içirdiği Zemzem'e geldi ve buradakilere şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Ey Abdülmuttalip Oğulları! Şayet insanların burada kalabalık yapacağından korkmamış olsaydım, iner sizinle beraber ben de hayvanıma su içirirdim."

6- Resul-i Ekrem daha sonra sikâyeye (Kâbe'deki sulama yeri) gelerek su istedi. Abbas da bunun üzerine oğlu Fazl'a: - "Fazl! Annenin yanına git de oradan Allah'ın Hz.Peygamberi'ne (s.a.v.) içecek bir şeyler getir" dedi. Peygamber (s.a.v.): - "Bana su verir misiniz?" deyince, Ãœmmü'l-Fazl: - "Ya Resulüllah! İnsanlar, ellerini suyun içine sokuyor" dediyse de, eygamber:

- "Bana (insanların içtiği yerden) su verin" buyurdu ve buradan su içtikten sonra Zemzem'e gelerek burada da -ayakta- su içti.

- Aişe (r.ah.) o gün hac ve umre yerine geçmek üzere, tek bir tavaf ve tek bir sa'y yaptı.

- Safiyye (r.ah.) de o gün tavaf ettikten sonra adet oldu. Hz.Peygamber'in: "Onun bu tavafı, vedâ tavafının yerine geçer" buyurmasıyla ayrıca vedâ tavafı yapmadı.

Mescid-i Haram (2)
1- Resul-i Ekrem Mekke'ye geceleyin seher vakti girip bineksiz, yaya olarak vedâ tavafı yaptı. Bu tavafında remel de yapmadı. Hz.Peygamber'in Beytullah'a son uğrayışı buydu.   

2- Sonra Mekke'nin aşağı kısmına gidip oradan da Muhassab'a yürüdü ve burada Ashabına Medine-i Münevvere'ye hareket etmek için kafileleri hazırlamalarını emretti.
', 'xx'), (323, 288, 88, 1194189847, 4, 323, 'MEDİ\'NEDEN MEKKE\'YE', 'vaizismail', 'vaizismail@gmail.com', '85.105.43.52', 1, 0, '', 'Medine

1- Hz.Peygamber (s.a.v.) Medine'de on yıl ikamet etmiştir. Bu süre zarfında her yıl kurban kesmiş fakat onuncu yılın Zilkaade ayına kadar hiç haccetmemiştir.  Hz.Peygamber (s.a.v.) bu tarihte haccetmeye niyet etti ve insanlara bu yıl haccedeceğini bildirdi. Medine'nin çevresindeki bütün yerleşim birimleri bunu duydu. Yaya veya binekli olarak hacca gidebilecek olan herkes geldi ve Medine'de çok sayıda insan toplandı. Yolda da sayılamayacak kadar insan kendilerine yetişti. Önünde, arakasında, sağında ve solunda Allah Resulü'nün peşinden gitmeye ve o ne yaparsa yapmaya çalışan göz alabildiğine insan vardı.

2- Hz.Peygamber (s.a.v.) Medine'den çıkmaya karar verdiğinde, Medine'ye vali olarak Ebu Dücane Semmak b. Hıraşe Saidi'yi -bir görüşe göre ise, Sibâ b. Arfata'yı- bıraktı. Doğrusunu Allah bilir.

3- Allah Resulü, öğle namazını Medine'de dört rekat olarak kıldı. İnsanlara bir hutbe irat ederek önlerindeki hac merasimini öğretti.

4- Hz.Peygamber (s.a.v.) sonra kurbanlık devesinin getirilmesini istedi ve hörgücünün sağ yüzüne bıçağı hafifçe çekmek suretiyle kanatarak deveyi işaretledikten sonra, boynuna da bir ip geçirdi.    Hedy'lerin geri kalan kısmını yatırıp işaretleme işini başkaları üstlendi. Resulü Ekrem kendi kurbanlarıyla ilgilenme işini ise Naciye b. Cündep Eslemi'ye bıraktı.

5- Hz.Peygamber (s.a.v.) boy abdesti alıp güzel kokular süründü; çöl elbisesi olan peştemal ve gömlekten başka bir şey giyinmedi. Sonrada şÃƒÂ¶yle buyurdu:

"Allahım! Bu haccımızı, gösteriş ve duyurma amacı gütmeyen makbul bir hac kıl."

6- Hz.Peygamber (s.a.v.), Medine'den Zilkaade'nin bitimine beş gün kala, Cumartesi günü gündüz vakti öğle namazından sonra, ağacın bulunduğu yoldan çıktı. Medine'den çıkarken, bu yolu kullanırdı. Daha sonra bu ağacın bulunduğu yerdeki mescidde namaz kıldı.

Medine (2)
Hz.Peygamber Medine-i Münevvere'yi görünce, üç kez tekbir getirip şÃƒÂ¶yle dua etti:  "Allahü Ekber! Allahü Ekber! Allahü Ekber! Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü velehü'l-hamdü vehüve alâ külli şey'in kadîr; Âyibûn, âbidûn, sâcidûn, li-Rabbinâ hâmidûn;  Sadaka'llahü va'deh ve nasara abdeh ve hezeme'l-ahzâbe vahdeh;  Allahümme innâ ne'ûzü bike min va'sâi's-sefer ve keâbeti'l-münkaleb ve sûi'l-manzar fi'l-ehli ve'l-mâli ve'l-veled; Allahümme belliğnâ bike belâğan sâlihan yübelliğu ile'l-hayri bi-mağfiretin minke ve rıdvân."(Ortağı bulunmayan Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. Herşeyin hükümranlığı sadece O'na aittir. Bütün övgüler de sadece O'na aittir. O, herşeye kadirdir.  İşte dönüyoruz! İbadet ve secde etmiş olarak; hamdetmiş olarak Rabbimize!  Vaadinde sadıktır Hazret-i Allah! Tek başına perişan ederek tüm hizipleri; kuluna zafer ihsan etti. Sana sığınırım Allahım! Sefer meşakkatinden; vardığımız yerin tasasından; eş, mal ve çocukla ilgili kötü akıbetten! Allahım! Bizi sayende; rıza ve mağfiretinle güzelce hayırlara ulaştır.)

Zü'l-Huleyfe

Geceleme

1- Hz.Peygamber (s.a.v.) Zü'l-Huleyfe'ye doğru hareket etti ve ikindi vakti buraya ulaştı. İkindi namazını da kısaltarak iki rekat olarak eda etti. Zulhuleyfe Medine'den üç mil uzaklıkta olup Akik vadisinde yer almaktadır.

2- Hz.Peygamber (s.a.v.), yolun sağındaki Ravse'ye yakın olan Zü'l-Huleyfe'deki mescidin bulunduğu yerde Semüre'nin altında konakladı.

3- Sonra akşam ve yatsıyı kıldı. O gece guslettikden sonra, hanımlarını dolaştı. Hanımlarını dolaşmadan evvel, Hz. Aişe kendisine güzel kokular sürmüştü. Geceyi Zü'l-Huleyfe'de geçirdi.   

4- Sonra sabah namazı kılıp ashabına şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Bu gece bana Rabbimden biri -bir rivayete göre, Cebrail- gelerek: "Bu vadide namaz kıl ve hem hac hem de umreye niyet ettim de," dedi.

5- Akik vadisinde namaz kılma emrinin verilmesi, öğle namazını kılıp sonra da ihrama girinceye dek Zü'l-Huleyfe'de ikamet etme emrinin verilmesi demektir.

Esma'nın Doğum Yapması
Kafile Zü'l-Huleyfe'ye ulaştıkdan sonra, Ebu Bekir Sıddık'ın hanımı Esma bnt. Umeys, oğlu Abdullah b. Ebu Bekr'i doğurdu. Esma Hz.Peygamber (s.a.v.)'e birini göndererek: "Şu anda ne yapmam gerekiyor?" diye sordu. Hz.Peygamber: "Gusul abdesti al giysine brünerek yola çık ve seslice telbiye getirmeye devam et" buyurdu.

Alınacak Öğütler
Bir müslüman kadının, hamile olup her an doğum beklediği bir zamanda, haccetmek için Medine'den ayrılması imanının ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

Zü'l-Huleyfe'de İhrama Girme
1- Hz.Peygamber (s.a.v.) öğle namazını kılınca, ihramını aldı. Önceki guslünden ayrı olarak ikinci bir gusul daha aldı. Başını hatmi bitkisi ve çövenle yıkadı. Başını az miktarda bir zeytin yağıyla yağladı ve iki elini öne ve arkaya doğru hareket ettirerek yağı başının her tarafına iyice yedirdi. Aişe validemizde içinde misk bulunan bir kokuyu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in bedenine ve başına sürdü. O kadar ki misk parıltısı saçlarının ayrıldığı yerlerden açıkça belli oluyordu.

2- Biri kendisine: "İhramlı ne tür giysiler giyer" diye sorunca, Hz.Peygamber (s.a.v.) şÃƒÂ¶yle buyurdu: "Gömlek, sarık, şalvar, cübbe ve ayakkabı giymeyin. Mutlaka ayakkabı giyilecekse, bu topukları örtmeyecek şekilde hafif olmalıdır.

İhram İçin Namaz
1- Hz.Peygamber (s.a.v.), Zulhuleyfe Mescidi'ne girdi ve dört rekat namaz kıldı. Sonra Mescidde yüksek sesle telbiye getirdi. Oradakilerde bunu işiterek: Peygamber, hem mescidde telbiye getirdi;  hem de bineğine bindiğinde telbiye getirdi, derlerken, Mescid dışındakiler: Hz.Peygamber, bineği kalkıp doğrulana dek telbiye getirdi dediler." Sonra Beyda Dağı'na çıkıp da, telbiye getirince, bu sefer Beyda'nın üzerinde bulunanlar bunu işiterek: "Hz.Peygamber (s.a.v.) Beyda'da telbiye getirdi" dediler ki, esasen hepside doğru söylemektedir.   

2- Hz.Peygamber (s.a.v.) bazen hem hacda hem de umrede; bazen sadece umrede; bazense sadece hacda telbiye getirmiştir. Çünkü umre, haccın bir parçasıdır. Bu sebepledir ki: "Hz.Peygamber (s.a.v.) kırân haccı yaptı" dendiği gibi, "temettu haccı yaptı" ve "ifrad haccı yaptı" da denmiştir. İşin doğrusu şudur ki; Hz.Peygamber (s.a.v.), önce ifrad haccı yaparken, daha sonra umre için ihrama girmiş ve bu umreyi hacca dahil ettiği için, kıran haccı olmuştur.

3- Bu konuda, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in ifrad haccı yaptığını rivayet etmiş olanların söyledikleri esastır. Kırân yaptığını rivayet etmiş olanlar, işin sonunu esas almışlardır. Temettu haccı yaptığını rivayet etmiş olanlar ise, luğavi anlamda bir temattu yani, faydalanıp istifade etme anlamını kasdetmişlerdir.

Telbiye
1- Hz.Peygamber (s.a.v.) şu şekilde telbiye getirmiştir:  "Lebbeyk Allâhümme lebbeyk!

Lebbeyke Lâ Şerîke leke lebbeyk! İnne'l- hamde ve'n -ni'mete leke ve'l- mülk! Lâ şerîke lek!"  Hz.Peygamber telbiyeyi yüksek sesle getirir, sahabe de onun sesini duyar duymaz telbiyeye başlardı.

2- Hz.Peygamber (s.a.v.); şu şekilde de telbiye getirmiştir:  "Lebbeyk Allâhümme lebbeyke ve sa'deyke ve'l-hayru fi yedeyk! Lebbeyke ve'r rugabâu ileyke ve'l-amel"

3-Hz.Peygamber (s.a.v.); şu şekilde de telbiye getirmiştir:  "Lebbeyk Haccen Hakkâ, teabbuden ve rikkâ"

4- Hz.Peygamber (s.a.v.); şu şekilde de telbiye getirmiştir:  "Lebbeyke ilahe'l Hakk Lebbeyk"!   

5- Hz.Peygamber (s.a.v.) telbiyesini bitirdiğinde, Allah'tan kendisni bağışlamasını ve kendisinden razı olmasını diler; kendisini cehennem ateşinden kurtarmasını niyaz ederdi.   

6- Hz.Peygamber (s.a.v.) şÃƒÂ¶yle buyurmuştur: Cebrail yanıma gelip bana: Ashabıma telbiye getirirken seslerini yükseltmeleri talimatı  vermemi emrederek, "Ey Muhammed! Bir çağlayan gibi gürül gürül olunuz" buyurdu.

7- Bir başka rivayete göre ise, ifade şÃƒÂ¶yledir: "Cebrail bana gelerek, Muhammed! Ashabına emret de telbiye esnasında seslerini yükseltsinler, zira bu, haccın şiarıdır."

Ravha
1- Ravha, Zü'l-Huleyfe'den yaklaşık elli kilometre uzaklıktadır. Peygamber'in Medine'den ayrılışı, Cumartesi günü öğle namazından sonraya rastladığı için, hiç şÃƒÂ¼phesiz Pazartesi gecesini Zü'l-Huleyfe ile Ravha yolu arasındaki bir yerde geçirmiş olur. Sabah olunca Peygamber (s.a.v.) mezkûr telbiyesini getire getire yolculuğuna devam etmiştir.

2- Ravha'da iken vahşi ve kısır bir eşek görülünce, Hz.Peygamber Ashabına şÃƒÂ¶yle dedi: "Bırakın onu, sahibi geldi gelecek." Behz'li biri olan eşek sahibi birazdan Allah Resulü'ne gelerek: "Ya Resulüllah! Bu eşeği kabul buyurun" dedi. O da Ebu Bekir'e eşeği kesip arkadaşları arasında taksim etmesini emretti.

3- Hz.Peygamber (s.a.v.), Mekke'ye giderken, sağdaki yolun kenarında bulunan küçük mescidde namaz kılmıştır. Bu mescid, Revha'daki büyük önceki mesciddir.

Esaye  
1- Resulüllah daha sonra, Arec'e yönelerek Ravha yolundan geçti. Yolda, Ravha'dan yaklaşık doksan kilometre uzaklıkta olan İsaye'ye uğradı. Ki bu mesafe, bir kafilenin Allah Resulü İsaye'ye uğramadan evvel, üçüncü gece herhangi bir yerde gecelemesini icap ettirir.   

2- Peygamber (s.a.v.), Ruveyse ile Arec'in arasındaki İsaye'de iken, bir gölgelikte yerde yatan oklanmış bir ceylan görüldü. Hz.Peygamber hemen birine (bir rivayete göre Ebu Bekir'e) ceylanın yanında durup insanların onu görerek saldırmalarından korumasını istedi.    Burada ortaya bir problem çıkmaktadır: Peygambar (s.a.v.) ceylan etinin yenmesini yasaklarken, vahşi bir eşeğin etinin yenmesini niçin emretmiştir? Bu şÃƒÂ¶yle yorumlanabilir: Vahşi eşeği avlayan kişi, ihramlı olmayan, serbest hareket edebilen biriydi. Hz.Peygamber'in huzuruna bizzat gelmiş, o da onun ihramsız olduğunu görmüştü. Bu sebeple de bu eşeğin eti helâl olduğundan, yenmesini yasaklamamıştı. Ceylana gelince, Hz.Peygamber onu kimin avladığını, oku kimin attığını yani avlayan kişinin ihramlı olup olmadığını bilmiyordu. İşte yenmesine izin vermeyişinin altındaki gerekçe, Allah daha iyi bilir, ama bu olsa gerektir.

Arc'a Yerleşme
Arc, Büyük Bedir Savaşı'nın yapıldığı Bedir mevkiine yakın bir yerdir. Hz.Peygamber İsaye'ye yakın bir mevki olan Arc'de konaklamış ve Çarşamba gecesini Arc'de geçirmiştir. Yalnız, hicrî onuncu yılının Zilkaade'si yirmidokuz gün müydü yoksa otuz gün müydü, bu belli değildir.

Malumat:
Hicretin onuncu yılı Zilkaade ayının tam mı (yani ot